“Bozkırın Tezenesi”, Neşet Ertaş’ın ardından gecikmiş bir yazı

“Bozkırın Tezenesi”, Neşet Ertaş’ın ardından gecikmiş bir yazı

HİLMİ TOY

Neşet Ertaş
Neşet Ertaş

Bir son dakika haberi girdi televizyonlar. Sanal medya son dakika verdi. Türkü dilli, türkü yürekli “Bozkırın tezenesi Neşet Ertaş yaşamını yitirdi” diye. Sokağa çıktığında herkesin sohbet konusu olduğunu duyuyorsun. Hemen herkes üzüntülerini paylaşıyor konuştuklarıyla. Herkesin dilinde ünü duvarları aşan, sınırları aşan türkü emekçisi. Ekmeğini sözünden, ekmeğini dilinden, ekmeğini sazından çıkardı. İnsanları sevdi, insanlığı sevdi, insanca yaşamayı, erdemli yaşamayı dert edindi kendine. Abdal geleneğine, türkü töresine, sazın tezenesine ömrünü verdi.

Etkin Ajans’tan (ETHA) Yusuf Çobanoğlu “Asırlık bir kültürel mirasın son temsilcisi, Anadolu halk müziğinin son efsanesi, Abdalların sonuncusu Neşet Ertaş, aramızdan ayrıldı” diye yazıyor haberinde. İzmir’de tedavi gördüğü hastane odasında 74 yaşında hastalığa yenik düşerek aramızdan ayrıldı Neşet Ertaş. Hepimizin, herkesin, Anadolu-Mezopotamya coğrafyasında yaşayın tüm insanların sevdiği bir sanatçı Neşet Ertaş. Herkesi hüzünle bırakıp gitti, herkesi türküleriyle öksüz bırakıp gitti aramızdan. Gönülden gönüle telimizi çaldı, dilden dile türkülerimizi söyledi, ezgili bir yürek, güçlü bir ses, onurlu bir duruşuyla yaşam kavgasında türkülü bir dünyası olan Neşet Ertaş, ömrüne sığdırdığı, yaşam hanesine yazdırdığı 74 yılın ardından ayrıldı aramızdan.

Ses ustası kadar, söz ustası, saz ustası kadar insan ustasıdır Neşet Ertaş. Bu nedenle hemen herkesçe her zaman türküleri dilden dile, yürekten yüreğe söylendiği kadar dinlenir de. Onun türküleri tüm zamanların türküsüdür. Onun sazı tüm zamanların sazıdır. 74 yaşında sesi es verdi, sazı da. Ama türküleri hep dinlenecek, söylenecek, nakış nakış, ilmik ilmik yürek sevdasını yaşayacak. Bu nedenle “Bozkırın tezenesi” derler ona. Bunun için “Bozlakların sesi” derler. Babasından devraldığı geleneği sürdürür. Bazen “gönül dağı”na çıkar, sevdiğine “niye çattın kaşlarını” diye sorar. Bazen “iki büyük nimetim var, biri anam, biri yarim” der, bazen kalkıp Avşar ellerinden göç eyler. “Dane dane benleri var yüzünde” dediği sevdiğine, “uykuda mısın sevgili yarim, uyan uyan” der bir vakit. Kızıp yaşadıklarına “yalan dünya” diye sitemlerini sunarken, “yazımı kışa çevirdin” deyip dertlenir sazın tellerinde. Unutmaz doğduğu yeri, yaslanır doyduğu yere.

Mühür gözlüsünü uçan kuştan, esen yelden, yerdeki karıncalardan, eldeki goncalardan, havadaki turnalardan, su içilen kurnalardan, giyilen urbalardan sakınan, kıskanan biriydi Neşet Ertaş. “Mahpushanelere güneş doğmuyor” türküsüyle mahpusa yoldaş olandır Neşet Ertaş. Türkü dostu olduğu kadar türkü aşığıdır. Bir baştan bir başa Anadolu, bir baştan bir başa türküdür. Halkın sanatçısı, halk sanatçısıdır. Halkın sanatçısı olmanın töresine sahip çıkar, geleneğini Abdal’lıkla yaşatır, ama devlet sanatçılığını da reddeder. Süleyman Demirel’in vermek istediği “devlet sanatçısı” unvanını da bu anlayışla kabul etmez. O devletin değil, halkın sanatçılığında ısrar eder, kararlı durur. Halkın karşısında, sahnede bir elini sazında, bir elini göğsünde, başı öne eğik durur, saygıyla selamlardı. Günün moda deyimine yerleşen “yandaşlıktan”, “yağcılıktan”, gösterişten uzaktı. Şöhret ve şöhretlik budalalığına kapılmadan kendine karşı olduğu kadar içinden büyüyüp geldiği halkına, insanına karşı da samimi yaşadı. Yalan dünyada bir garipti, “Garip” olarak göçtü gitti.

Yaşamın çilesini de çekti, sanatçının çilesini de yaşamında. Yokluk, yoksullukta yaşadı, yalnızlıkta tattı yaşamdan. Haksızlıklara da uğradı, kadir bilmezlikte yaşadı. “ötekilik”te yaşatıldı, ayrımcılıkta yaşadı bu memlekette. Yolu gurbete de düştü, göçmenlikten de geçti. Türkü yolculuğu, türkülerle yolculuktu onunki. Her şeye karşın hep insan kaldı, yüreğini insana açık tuttu. Yol yorgunu olmadı, yol turabı oldu. 1938 yılında doğdu, babası öğretmeni, ustası oldu. Çıraklıktan ustalığa yürüdü adım adım. Köy köyde çaldı söyledi, toy, düğün dernekte de. 60’lı yıllarda Türkiye’nin tek radyosu ve televizyonu olan TRT’de çaldı söyledi, Yurttan seslere ses verdi, meydanlarda da. Kırdan şehre göçün hızla yaşandığı yıllarda o’da köyle kenti buluşturdu sazı, sözü ve özüyle. Sözü kadar sazına da sadık kaldı her yerde.

Bayram Bilge Tokel, yaşarken Neşat Ertaş’ın yaşamını belgesel çekim yaptı. Sazın döşüne vurur, teline dokunur, türküsünde yürek bulursun, hasretlik çekersin, özlem duyarsın, sevdalanırsın, aşka gelirsin.

Değerli Neşet Ertaş, seni dinlemek kolay, ama seni ardından anlatmak zor. Halklarla yaşadın, halklarla duydun, halklarla söyledin. Bunun için son yolculuğunda bile “devlet töreni” değil, sade bir şekilde halkın uğurlamasını istedin. 74 yıllık yaşamının en belirgin çizgileri, ömrünün son 10 yılında daha net ortaya çıktı. Seni sen yapan değerlerini yücelten oldu. Biri “devlet sanatçısı” unvanıyla yaşamayı reddedip, halk sanatçısı olarak yaşamak, diğeri de son yolculuğunda “devlet töreni” ile değil halkın töreniyle türkülerinle uğurlanmak isteğin. Her şeyin, özellikle de halkımızın kendi yarattığı değerlerin bir sistem içi sahibi gözükmek, halka da bu mesajı vermek için “devletçileştirildiği” bir zamanda yüce bir erdem. Birine sadık kaldın son nefesine kadar, diğerinde devlet çiğnedi vasiyetini.

Ardından övenleri çok olacak. Belki yerenleri de çıkacak. Hakkında daha çok şey yazılacak, çizilecek. Yaşamı, sanatı araştırmalara, incelemelere, tartışmalara konu olacak. Şurası çok açık, genç kuşaklar senden çok şey öğrenecek, geleceğe taşıyacaklar. Önce emekçi bir insan, sonra emekçi bir sanatçısın. Örneksin, örneğimiz olacaksın. Halaylar sürecek bu memlekette, türküler susmayacak. Türkü yüreğin sussa da, türkülerin dilden dile, yürekten yüreğe hep söylenecek. Neşet Ertaş, bu memleket için büyük bir değerdi, halkın yarattığı değerlerdendi. Aramızdan ayrılışa da bir o kadar büyük bir kayıptır. Sen şad olsan da, bizim garip gönlümüz şad olmaz. Seni seviyoruz, türkülerin kardeşliğinde, dostluğunda, yüreklerin yoldaşlığında seviyoruz. Biz türkülerinle büyüdük, türkülerinle sevdik, türkülerinle ağladık, türkülerinle sevinip güldük. Güle güle güzel insan.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 3 Ekim 2012, Çarşamba 11:21
Kategoriler: Haberler, Kültür-Sanat