Filistin cellatlarıyla AKP buluşması

ZİYA ULUSOY

AKP, 30 Eylül kongresinde, Şabra-Şatilla cellatları Semir Caca ve Emin Cemayel ile Hamas’ın dış ilişkiler lideri Meşal’i yanyana getirdi.

Bilindiği gibi İsrail’in 1982’deki Lübnan işgalinde, işgal komutanı kasap Şaron, Filistin sivil mülteci kampları Şabra-Şatilla’yı ordusuyla kuşatmış, liderliğini Cemayel ailesinin yaptığı faşist Falanj partisinin Semir Caca komutanlığındaki milislerini kampların içine sokarak yaklaşık 3500 Filistinli kadın, erkek, çocuk ve yaşlı sivili, 16-18 Eylül günlerinde katletmişti.

Meşal’in dış ilişkiler liderliğini yaptığı Hamas, 1980’li yılların sonlarından başlayarak İsrail siyonizmine karşı silahlı mücadele ve intifadaya katılmıştı. Oslo anlaşmasından sonra El Fetih’ten farklı olarak siyonist devletle uzlaşmayıp mücadele etmişti. Uzun yıllar Suriye’de konuşlanan, Esad rejiminden ve İran mollalarından destek alan Meşal, Suriye’deki eylemlerin başlangıcında Suriye’den ayrılarak AKP ve Arap feodal despotik devletlerinin Hamas’ı ikna etmesiyle ABD Ortadoğu işgal kuvvetlerinin merkez üssü Katar’a yerleşmişti. Bu, Hamas’ın siyonistlerle uzlaşmazlığına son vermeye yöneldiğini ve Suriye-İran ittifakından ayrılıp, ABD-Ankara-Suudi ittifakına geçtiğini gösterdi.

Erdoğan ve Meşal şimdi, Şabra-Şatilla katliamının 30. Yıl dönümünde yine ABD ve siyonistlerin emrindeki bu iki faşist güç ile kongrede kardeş kardeş buluştular.

Suriye gerici iç savaşındaki ve işgal niyetindeki ortaklık/ittifak bu güçleri yan yana getirdi. Suriye’ye ilişkin yeni haksız ve kanlı savaş örgütleyiciliğini yapan AKP ile eski eli kanlıları birleştirdi. ABD eski ve yeni eli kanlıları destekleyen ve savaşın ön cephesine süren emperyalist güç olarak bu kutsal kanlı ittifakın mimarıdır. Lüban’lı faşist katilleri bu ittifaka süren siyonistler ve Fransa gibi Avrupalı emperyalistler de bu ittifakın içinde yer alıyorlar.

Böylece ABD, Fransa, İsrail’den Erdoğan’a, Suudilere, Katar ve Hamas’a kadar uzanan geniş bir cephe, Suriye’de gerici muhalefetin savaşını desteklemede ve Suriye’ye uygun koşullarda dıştan savaş başlatmada birleştiler.

Bu kirli kanlı ittifak, AKP açısından bazı temel gerçekleri kanıtlayan turnusol rolü oynamaya devam ediyor.

AKP, politik İslamcı hareketi emperyalist sistem içine çekme, bu yolla sisteme ve ABD hakimiyetine toplumsal desteği genişletme, nüfuz kazanma çizgisi izleye gelmişti. Bu çizgisiyle aynı zamanda, radikal veya devrimci hareketlerin gelişmesini engellemeyi amaçlamıştı.

AKP, bu çizgiyle Filistin’e ilişkin burjuva çözümde etkin olmaya çalıştı. Arabuluculuk çabası bunun içindi. Sonrasında siyonizmin Gazze katliamına karşı ajitasyonunu artıran Erdoğan, bu yolla Müslüman halklar üzerinde politik nüfuzunu da artırmıştı. Arap halklarının ayağa kalktığı yaklaşık son iki yılda, diktatörlere karşı parlamenter demokrasi ajitasyonuyla bu etkiyi büyüten Erdoğan, bir yandan ABD-Müslüman Kardeşler ittifakını karşıdevrimci restorasyonun ekseni olarak örgütlemeye ön ayak oldu, diğer yandan barışçıllığı bir kenara bırakarak Libya ve Suriye’de emperyalist-gerici savaşa katılma çizgisi izledi, izliyor.

Suriye’yle savaşta ABD’den daha hevesli. ABD işbirlikçiliğinde yürümeye özel önem vermesi ve daha çok da işgal yoluyla Suriye Kürtlerinin statü elde etme olasılığını önleme isteği, ABD’den daha hızlı işgalci kesilmesine yol açıyor.

Özgün gerici çıkarları ve emperyalistlerle işbirlikçiliğinin gerekleri doğrultusunda barışçıllığı bir kenera bırakarak savaş tamtamları çalması, Erdoğan ve AKP diktatörlüğünün haksız gerici savaşçı niteliğini sergilerken, oluşan cepheleşmede Esad ve İran’a karşı ABD-siyonistler-Sabra/Şatilla katliamcıları-Suudiler ve diğer Arap despotlarıyla yan yana gelmesi, safının egemen emperyalist savaş bloku olduğunu göstermekle kalmıyor. Burjuva pragmatizmiyle AKP’nin, dün karşısına geçerek katliamcı söylem ve gözyaşıyla ajitasyon çektiği siyonistler ve tetikçileriyle bugün yan yana gelerek aynı gerici savaş tetikçiliğinde birleşebildiğini de gösteriyor.

İçte halklarımıza diktatörlük uygulayan ve faşizmi sürdüren, Kürt halkımıza karşı kirli savaşta ısrar eden AKP, dışta barışçı olamazdı zaten. Kongrede eski-yeni savaş tetikçilerinin yan yana duruşu, en çok da AKP’nin içte-dışta gerçek yüzünün resmidir. Kongre sloganı “Büyük millet büyük güç” şovenist ajitasyonuyla bu kanlı birliğin üzerini örteceğini sanan Erdoğan, bir kez daha yanılıyor. Birlik içinde ve devasa militarist güçlere sahip olsalar da zalimler kaybedecek, halklarımız ve enternasyonalist kardeşlik kazanacak.

* Atılım Gazetesi’nin 5 Ekim 2012 tarihli 33. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 11 Ekim 2012, Perşembe 12:05
Kategoriler: Kardeşçe, Makaleler