Antigone’den Daf’a yeni sezon Kürt tiyatrosu

Antigone’den Daf’a yeni sezon Kürt tiyatrosu

Giderek artan Kürt tiyatro grupları, sahneledikleri oyunlarla barışın dilini vurgulamaya devam ediyor. DestAR Theatre, sezonu farklı bir “Antigone” yorumuyla açarken Tiyatro Avesta, İstanbul’un ortasına “Daf/Kapan” kuruyor.

SEMRA ÇELEBİ

Daf/Kapan oyunundan bir sahne
Daf/Kapan oyunundan

Ekim ayıyla birlikte yeni bir tiyatro sezonu daha açıldı. Şehir Tiyatroları’nda yapılan yönetmelik değişikliğiyle tiyatrocular ciddi bir baskı ortamının içine çekilirken, Başbakan’ın “Şehir, devlet fark etmez bütün tiyatroları özelleştireceğiz” açıklamasının ardından, Devlet Tiyatroları’nda da endişeli bekleyiş sürüyor. Tiyatronun “dinazor” oyuncularının özel tiyatroları ise uçuk bilet fiyatları ve toplumsal, politik ya da gündelik yaşama uzak oyunlarıyla izleyiciye oldukça mesafeli…

Ancak bu seçenekler dışında “alternatif” tiyatro grupları olarak adlandırılan birçok tiyatro grubu, özellikle İstanbul’da bambaşka bir yol açıyor izleyicilere. Sırf Beyoğlu’nda bile, büyük- küçük birçok salonda, kafede, barda, dört duvarı olan herhangi bir mekânda onlarca oyun oynanıyor. Bu alternatif gruplar arasında sayısı her yıl artan Kürt tiyatro gruplarıysa ayrıca dikkat çekilmesi gerekenlerden…

KARDEŞİNİN KEMİKLERİNİ ARAYAN BİR ANTİGONE

Sophokles’in en ünlü tragedyası “Antigone”, geçen yıl “Disco 5 No’lu” oyunuyla Diyarbekir Cezaevi gerçeğini yadsınamayacak bir çarpıcılıkla ve yaratıcılıkla anlatan DestAR Tiyatro’nun ellerinde bambaşka bir hikâyeye dönüşüyor. Zaten bunun bir “uyarlama” değil “esinlenme” olduğunun altını çizen DestAR Tiyatro, siyasal gücün gelenek ve değerler üzerindeki yıkımının Sofokles tarafından sorgulanmasının günümüzde de güncelliğini yitirmediğini vurguluyor bu oyunla.

Milattan önce 495-405 yılları arasında yaşamış, tiyatronun öncülerinden kabul edilen Sophokles’in yazdığı piyeste; soyu lanetlenmiş Kral Oidipus’un iki oğlu arasındaki savaş, ikisinin de savaş meydanında can vermesiyle sonlanır. İki kardeşin ölümüyle tiranlığın tek erkek varisi olan amca Kreon, tahta oturur. Ölen kardeşlerden haksız bulduğu Polinekes’in cesedini, kurda kuşa yem olsun diye ortada bıraktırır yeni kral. İktidarının, erkinin etkisini sınayan kral, diğer kardeşi kahraman ilan edip devlet töreniyle gömerken, Polinekes’in gömülmesini ve onun için yas tutulmasını yasaklar. Kız kardeş Antigone, buyruğa karşı gelecek, kardeşinin cesedinin üstüne toprak atacak, onunla beraber korkularına boyun eğen insanların utançlarını da gömmek isteyecektir. “Ben dünyaya kini değil sevgi paylaşmaya geldim” diyen Antigone, tahta yeni geçen Kreon’un buyruklarını hiçe sayarak, vicdanının sesine kulak verir. Antigone, ailesine sahip çıkan ve gelenekleri uğruna ölümü göze alan gözü pek bir kadının, yanlı yasalara karşı isyanını ve aşkını anlatır.

DestAR Tiyatro’nun “Antigone 2012” adıyla sahneye koyduğu ve bununla güncel bir Antigone’yle karşılaşacağımızın ipucunu verdiği oyunda ise, üzerine toprak atılacak bir kardeş bile yok… Her gün çevremizde gördüğümüz, belki bizzat yaşadığımız, Galatasaray Meydanı’nda yıllardır mücadele veren Cumartesi insanları gibi Antigone de kayıp kardeşinin kemiklerini arıyor.

BİR DÜĞÜN GECESİ…

Berfin Zenderlioğlu’nun yazdığı, Rêşan İlhan ve Mîrza Metîn’in rolleri paylaştıkları oyun, gelinle damadın birlikte geçirecekleri ilk gecelerine odaklanıyor. Bir kadınla adamın, sevgi dolu cilveleşmelerine şahit olurken, kadının aslında mutsuz bir hali olduğunu yüzünden okuyoruz. Antigone’nin geceyi bir oyun oynayarak sürdürmek istemesi ve “eşi” olan adamın ellerini, kollarını bağlayarak, soracağı her soruya dürüstçe cevap vermesini istemesiyle, ürkütücü gerçeklere doğru yol aldığımızı anlıyoruz.

Antigone’nin 2012’de ve bu topraklarda yaşadıkları, bir devam niteliğinde olsa da çok daha acıdır… İki ağabeyinden biri asker, diğeri gerillayken çatışmada karşı karşıya gelmiş ve ikisi de ölmüştür. Ancak bir ağabeyi devlet töreniyle gömülürken, diğerinin kemiklerinin nerede olduğu bile bilinmez. 14 yaşında bu acıyı yaşayan genç kadın, 14 yıl boyunca o gün ağabeyinin cesedinin başında gördüğü özel tim’in peşine düşer. Ve bir gerdek gecesi, tüm gerçekler bir bir dökülür ortaya…

Oyun, barışa vurgusuyla öne çıkıyor, ancak Anton Çehov’un “oyunda bir silah varsa mutlaka patlamalıdır” söylemine ters düşen sonuyla, içimizdeki öfkenin yine içimizde kalmasına neden oluyor. Üstelik “Disco 5 No’lu”nun çarpıcı ve sert üslubuna karşılık, yumuşak bir dil tutturulması, oyunun etkisini azaltıyor. Yine de “Antigone 2012” bu sezon görülmesi gereken Kürtçe oyunlardan… Her Çarşamba 20.30’da Beyoğlu Şermola Performans’ta sahneleniyor. Ama önce “Disco 5 No’lu”yu görmeliyim diyorsanız, o da bu sezon her salı akşamı izleyiciyle buluşmaya devam ediyor.

BİR SINIR SENDROMU “DAF/KAPAN”

“Daf-Kapan”, Kürt tiyatrosunun önemli gruplarından Tiyatro Avesta’nın yeni oyunu. Uzun yıllar, öldürülen Kürt düşünür Musa Anter’i anlattığı “Araf” oyunuyla izlediğimiz Aydın Orak, bu sefer bambaşka bir karakterle çıkıyor karşımıza. Aynı zamanda oyunun metninde de imzası olan Orak, İngiltere’de ortaya çıkan ve genç oyun yazarlarının yarattığı bir akım olan “in-yer-face” yöntemini kullanıyor bu oyununda.

1990’lardan itibaren alternatif tiyatro gruplarının takipçisi olduğu “in-yer-face” akımı, seyircinin oyuna katılmasını ve seyirciyi sahnedeki müstehcen veya şok edici unsurlarla etkilemeyi amaçlıyor. Aydın Orak’ın kaleminden çıkan “Daf/Kapan” da, Kürt Tiyatrosu’nda bu yöntemi uygulayan belki ilk oyunlardan…

Oyun bir sınırda geçiyor. Bir tel örgüyle ikiye bölünen sahnenin iki yanındaki iki askerin yaşadıklarını izliyoruz. Kimi zaman öfkeyle, kimi zaman acıyla, kimi zaman yoklukla, uzak bir dağ başındaki sınırda paylaştıklarını izliyoruz. En sonunda da patlayan bir mayınla gelen sonlarını…

Aydın Orak ve Remzi Pamukçu’nun iki sınır askerini canlandırdığı, Dilan Güçer’in oyunun küçük bir bölümünde sınırı geçmeye çalışan bir köylü kadını oynadığı “Daf/Kapan”, sınırların ve o sınırları yaşamları uğruna koruyanların anlamsızlığını vurguluyor. Oyunun tanıtımında dendiği gibi: “Bir sınırda dünyanın herhangi iki askeri; nöbet esnasında birbirleriyle çatışmaları- tartışmaları, mayın ve ölümlerle bir sınır sendromuna dönüşüyor. Korudukları anlamsız bir sınır. Başkaları için kurdukları bir kapan. Bu kapanın zaman ilerledikçe zihinlerindeki kapan olduğunu fark etmeleri ve bu dönüşümün usulca yayılması, içine sürüklendikleri bir büyük yalana eviriliyor. Onlar tahakküm kuran kişi veya sistemlerin hiçbir zaman özgür olamayacaklarını anlamayacak kadar gözü kara ve öfke dolular. Onlar ellerindeki silaha, korudukları sınıra, girdikleri zihinsel kapana alıştıkça yabancılaşır, yabancılaştıkça alışırlar. Şiddetin sıradanlaştığı, ölümün basitleştiği, bireyin elinde silahla vahşileştiği an mazlumun hiçleştiği andır! Bireyin bireye, zihnine koyduğu ve hapsolduğu sınır/kapan metaforunun parçalanma eylemidir Daf oyunu.”

“HEPİNİZ BİRER KUKLASINIZ!”

Oyunun yazarı ve oyuncusu Aydın Orak, bu oyunu yazma sürecini şöyle anlatıyor: “Daf’ın hayat bulmasının en büyük nedeni çocukluğumdaki hudutlardı. Mardin’in Nusaybin İlçesi’nin Suriye sınırında doğup büyüdüm. Sınır ve mayınlarla derdi olan biriyim. Bu yüzden de oyunu defalarca tekrar tekrar yazdım. Oyunun yazılış süreci 10 yılı buluyor. Bu oyun, kendimce haksız ve gereksiz çizilen ülke sınırlarına bir tür eleştiridir. Çok ciddi duran ama aslında çok absürd olan sınır ve sınırları koruyan koca koca adamlar! Hepiniz birer kuklasınız! Bu koca ve ciddi ülkelere ne kadar absürd ve insanlık dışı bir şey yaptıklarını kendi teatral penceremden eleştirmek istedim. Daf, bir sınır sendromu oyunudur”

Sahne tasarımı, askerlerin kostümleri, sahneye konan kapanlar, seyircileri de ikiye bölen dikenli tel, bir gece çadırda gölge oyunuyla anlatılan çirok (masal)… Her biri oyunun etkisini arttıran unsurlar… Orak’ın “hepiniz birer kuklasınız” dediği askerlerin, oyunun başında ve sonunda yaptıkları “horoz diklenmesini” hatırlatan hareketleriyse trajikomik bir şekilde bu ifadeyi doğruluyor. Her Cumartesi saat 20.30’da Cihangir Sahne’de oynanan “Daf/Kapan” da Türkçe üst yazıyla sahneleniyor.

* Atılım Gazetesi’nin 19 Ekim 2012 tarihli 35. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 25 Ekim 2012, Perşembe 12:08
Kategoriler: Haberler, Kültür-Sanat