Güvercin taklası atan şahin

FUAT UYGUR

Her Diyarbakır’a gelenin dili çözülüyor adeta. AB’ye giden yol bu kentten geçmiş, Kürt sorunu bu kentte hükümetin, Erdoğan’ın meselesi olmuştu. Diyarbakır Diyarbakır olarak kaldığı müddetçe, söylenenler hep “mış”ta kaldı.

Siirt’ten “Diyarbakır”a Emniyet Müdürü atanan Recep Güven de, dili çözülenler kervanına katıldı, “Dağda ölen teröriste ağlamıyorsanız, insan değilsiniz” deyiverdi. Ondan cesaret alan Tunceli Emniyet Müdürü de, kente halkı tanıyan, anlayan Alevi polislerin atanmasını istedi.

Liberal akıllar (alıklar desek daha doğru olur) hemen dört elle sarıldılar polis şeflerine. “Terörle mücadelenin” üst düzey iki yürütücüsü, empati kuruyordu. “Çözüm” için ezber bozuyordu. Ankara, bu mesajı doğru okumalıydı.

Ankara, liberal alıklardan daha “realist”, mesajı doğru okudu ve polis şefleri için hemen soruşturma başlattı.

Bir polis şefi, “dağdaki terörist” için neden durup dururken “ağlama” gereği duydu? Yeni atandığı Diyarbakır’da Kürt halkına mesaj mı vermek istedi? Kürt halkı, son yirmi yılda icraatı sıfır, sözü bol nice isimler tanıdı. Onun için bu sözlerin hiçbir hükmü yok. Nitekim, “dağda ölen terörist” için ağlamayı “insanlık görevi” sayan polis şefinin Siirt’teki icraatları, daha önce yine Diyarbakır’da istihbarat şefi olarak görev yaptığı yıllarda (1991-1995) “terörle mücadelede” yaptıkları, onun söylediklerinin samimiyet testi için fazlasıyla veri sunuyor.

Bir hafta önce “Dağda ölen terörist için ağlamayan insan değildir” diyen polis şefi, daha söylediklerinin yankısı dinmeden, dağda ölenlerin yakınlarının açtığı yas evine saldırı emrini verdi. Söyledikleriyle değil, yaptıklarıyla daha “samimi” olduğunu hemen gösterdi.

Öyleyse mesaj, doğrudan Ankara’yadır, hükümetedir.

Hükümetin Kürt sorununda izlediği politikada tıkanıklık gerilimi artırdıkça, AKP koalisyonu içerisinde de çatlamaları su yüzüne çıkarıyor. Sene başında MİT kriziyle patlak veren AKP-cemaat çatışması, zımni ‘anlaşma’yla durulmuştu. Ancak, bunun geçici bir durum olduğu, özellikle cumhurbaşkanı seçimleriyle daha bir alevleneceği öngörüsü, herkesin ortaklaştığı bir doğru. AKP, son kongresiyle kadro takviyesi yaparak çatışmaya hazırlık yaptı. 2014 yerel seçimlerini öne çekerek, yıpranma payını en aza indirmeyi hedefledi. Ama onda da istediğini tam olarak alamadı, yerel seçimlerin öne çekilmesi ile ilgili anayasa değişikliğin referanduma gitmesi, son dakika manevralarıyla ‘önlendi’. Söz konusu yasa değişikliğinde AKP içerisinde bazı isimlerin (Hakan Şükür gibi Gülen cemaatine yakınlığıyla bilinen isimlerin) oylamaya katılmaması, akabinde Bülent Arınç’ın açık tehditleri; kılıçların yeniden çekileceğini gösteriyor.

AKP’nin temel meselelerde MHP’yle kurduğu yakınlık, kadro yapılanmasında değişikliğe gitmesi, Gülen cemaatini koalisyonlar partisi AKP’de çatlaklar yaratmaya zorluyor. On yıllık AKP hükümetlerinde teslim alınamayan ve direnişini her geçen sürede büyüten Kürt özgürlük hareketi, cemaat için de tutunacak dallardan biri oluyor. Bu atmosfer içerisinde Türkiye’nin temel meselesi, polis teşkilatını önemli oranda ele geçiren Gülen cemaati için de politikanın malzemesi haline geliyor.

İki polis şefinin, Kürt özgürlük hareketinde imgesel değere sahip iki merkezinde aynı anda mesajlar vermesi, cemaatin refleksidir. Cemaat, hükümetin Kürt sorunundaki “şahin” politikalarını eleştiriyormuş gibi yaparak, hem liberal tayfayı hem de Kürt halkını devlete yedeklemeyi hedefliyor. Başardığı oranda da AKP içerisinde gücünü artıracak.

Alıkları yedeklemesi zor değil. Şimdiden methiyeler dizerek kuyruğa girdiler bile…

Halkı kandırabilirler mi? İşte orası zor. Ocak ayında patlak veren MİT krizi, Oslo görüşmeleri üzerinden patlak vermemiş miydi? Cemaat, Oslo’da PKK ile görüşmeler yapan MİT’i ve dolayısıyla AKP’yi hedef almamış mıydı? Aradan geçen zaman içerisinde ne değişti de şahin kanatları takan cemaat tayfası, şimdi güvercin taklaları atıyor?

Kürt sorununun çözümünde en az AKP ve generaller kadar devletçi olan Gülen cemaati, bölgede yürüttüğü faaliyetleriyle de asimilasyon politikasının asli unsurlarından biridir. İster takla atsınlar, ister amuda kalksınlar; gerçek budur.

Son otuz yıldır kesintisiz olarak devam eden Kürt özgürlük savaşı çok açık ve net olarak şunu gösterdi ki; bu savaşın karşı tarafında gönüllü, maaşlı yer alan tek bir unsur, değil “dağdaki terörist”, tek bir Kürt için bir damla gözyaşı dökmez. Hatta, ölen tek bir askere bile ağlamaz.

* Atılım Gazetesi’nin 19 Ekim 2012 tarihli 35. sayısında yayımlanmıştır.

 

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 26 Ekim 2012, Cuma 13:40
Kategoriler: Kardeşçe, Makaleler