Mavi boncuklar geri alınırken

SAMİ ÖZBİL

AKP iktidarı dağıttığı mavi boncukları birer ikişer geri toplarken hayal kırıklığına uğrayan, “Ama biz AKP’yi çok sevmiştik ve böyle bilmezdik”cilerin sayısı hızla artıyor. Kırgınlık, teessüf, telin, öfke… Bir parti ileride, şimdiki taraftarlarınca dahi hayal kırıklığının partisi diye anılacak herhalde.

Aslında durum gülünç. Kimsenin böylesi sebeplerle AKP’nin yakasına yapışmaya hakkı yok. Sezar’ın hakkı Sezar’a! O kendi bildiği yolda dolu dizgin ilerliyor ve kimi kırdığını pek umursadığı da yok. AKP’nin sıradan tebessümüne, liderinin konuşmalarının satır aralarına vurulan liberaller, yolda bırakıldıkları gerçeğini bir süredir hazmetmeye çalışıyorlar. Önce inkar ettiler, ardından görmezden geldiler ve sonra depresif bir kabullenişe mecbur kaldılar. Şimdilerde kimi AB emperyalistleri de “kullanıldık” demeye başladılar. Her şey bir tarafa, AB’den sorumlu Bakan’ın açıklama ve bayat esprileri bile bunu anlamalarına yeterdi.

Takiyyeciliği yaşam ideolojisi kılan iktidarın, güçlendikçe geçici yol arkadaşlarından kurtulmaya çalışacağı gün gibi ortadaydı. AKP, taşıyıcı kolon işlevi gören, sırasında hava yastığına dönüşen geçici ittifakları itibar, meşruiyet sağlamak, kendisini tekelcilere kabul ettirmek, geleneksel bürokraside dikine ilerlemek için kullandı. Şimdi, oyunun kurallarını bizzat belirleyecek denli kuvvetli hissediyor kendisini ve buyurganlığını kuşanıyor.

İktidarın destekçileri geminin karaya oturduğunu, gidilecek yol bulunmadığını anlamak için bunca güçlü sarsıntı ve aşağılanmalara maruz kalmak zorundalar mıydı? Birkaç besleme dışında iktidara peşinen kefil yazılanın kalmaması yine de önemli. İktidar, etrafındaki entelektüel örtünün yokluğunu önemsemiyor, ancak bunun acısını mutlaka yaşayacaktır. Çünkü, besleme kadrolar kıraç birer toprak parçası gibi; üretmiyor, dişe dokunur argüman sağlayamıyorlar.

İşlerin zıvanadan çıkmakta olduğunun son örneklerinden birisi, Samsun müftüsünün vaazı. Hazret, çocuklarımıza hangi isimleri vermemiz gerektiğini buyururken, hangi isimlerden kaçınılacağını da açıklamış. Tevil götürmeyen bir başka vecize ise Eğitim Bakanı’nın atama bekleyen öğretmenleri Yeni Cami önünde yem bekleyen güvercinlere benzetmesiydi. Müthiş! Nasıl da rahat, nasıl da fütursuzlar: Fütuhatçı saltanatın kibri.

Suriye geriliminin ‘uçak krizi’ vesilesiyle alevlendirilmesi de açık ki bir tür omuz atma, yol kesme manasında. ABD-İsrail odaklı bir istihbaratla kotarılan ve Türk egemenlerini Arapların nazarında daha bir itibarsızlaştıran korsanlık, Suriye ekseninde bütünüyle ABD-İsrail yörüngesine kilitlenildiğini ortaya koyuyor. “3 saatte Şam’dayız” küstahlığının kahvehane muhabbeti değil, iktidarın günlük diline dönüşmesi, halkı bu berbat saldırganlığa razı etmenin psikolojik ayağının döşenmekte olduğuna işaret ediyor.

Önümüzdeki üç yılda peş peşe üç sorun var. Ekonominin gidişatı parlak değil. Halk yarınından emin olamıyor. İlk kez homurtular AKP tabanından da duyuluyor. Kürdistan kaynıyor. Ortadoğu yangın yeri…

Güç delisi iktidarın, bu tünelden ipleri daha bir gererek, içeride polis devleti uygulamalarını ve milliyetçiliği daha bir köpürterek geçmeye karar verdiği görülüyor. Yeni muhalefet odaklarının doğmasına, alternatif seçeneklerin milyonlarca insana ulaşmasına engel olunacak, milliyetçilik sığınağında çıkarılan gürültüyle diğer sesler boğulacak; hesap bu.

Böyle bir siyasal iklimde, yıllardır AKP’den medet umanların duygusal hüsranlarına, aldatılmışlık hislerine tanık olacağız. Eskiden iktidara prestij kazandıran, onu ‘merkeze’ kabul ettirmeye yarayan, ancak oy tabanı bulunmayan ittifakların terk edilerek anket sonuçları doğrultusunda güncel işbirlikleri inşa etme zamanı gelmiştir iktidar bakımından. AKP, adeta kendisinden uzaklaşsınlar diye eski ittifaklarına karşı daha nobran, daha tahammülsüz davranacaktır. Rüzgara karşı yürümek bir yana, ortalama bilinci arkalamak esas hedef olunca hayal dahi edilemeyecek türlü ucuzlukların, demagojilerin sergilenmesi kaçınılmaz.

Anketlerin önünde secdeye kapanan her iktidarın alnı korku ile dağlanır. Korkunun politikada kişileri ve partileri bazen kendi karşıtlarına dahi dönüştürdüğüne rastlanır. Bu da bir tür tutsaklık aslında. Demokrat maskesi takılırken dün, kullanılan retorik dahi terk edilir. Avcılar’da travestilerin uğradığı haksızlık ve can güvenliği endişeleri iktidarı artık ilgilendirmez. Ortalamaya biat eden, marj dışı sayılanları kollamak bir yana herkesten önce o, ilk taşı fırlatıverir.

Avuçlarını yalayacakları kesin. Ancak konjonktürel sonucun ne olacağı muamma. Bir dolu faktörün, iradenin çarpıştığı bu ortam, bir tür “negatif diyalektik” halini içeriyor. Sonuca etki edecek temel halkalar, antiemperyalizm, antifaşizm, ezilenlerin özgürlüğü gibi sıkıca kavranırsa, bu dinamikler sonucu şekillendirecektir. Ezilenlerin tarihi baskılar, kaçırılan fırsatlar tarihidir bir yanıyla. 1917 Şubatında kitleler devrimi altın tepsi içinde egemenlere sundular. Ortadoğu’daki güncel devrimlerde de benzer bir eğilim hakim. Ancak her Şubat’ın bir Ekim’i ve kaçırılan her fırsatın bir telafisi vardır; yeter ki devrim iştahı baki olsun.

* Atılım Gazetesi’nin 19 Ekim 2012 tarihli 35. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 26 Ekim 2012, Cuma 13:49
Kategoriler: Makaleler, Rota