Savaşa hayır mı?

Suriye ile tırmandırılan savaş gerilimi kaos halini aldı. Ne oluyor, AKP savaşa mı hazırlanıyor? Ufukta, tüm Ortadoğu’yu içine alacak ve kimin kazanacağının öngörülemeyeceği bir bölgesel savaş mı görünüyor? Yoksa büyük güç kibri ve şovenizminin göz dağı vererek sindirme taktiği ile mi karşı karşıyayız? Bir koyup kaç alacağımızın hesabı yapılmıyorsa AKP hesap mı bilmiyor? Yoksa dört işlemin çözemeyeceği daha ince hesaplar mı söz konusu?

Burjuva medya, TV ve gazetelerden yansıyan tartışmalara bakılırsa iki ana görüş öne çıkıyor. AKP ve yandaşları ile milliyetçi şoven cephenin koalisyonunda savaş çığırtkanları bir taraf oluşturuyor. Bakan ile milletvekilli Şam’a üç saatte mi gireriz, bir saatte mi diye yarışıyorlar. Suriye ordusu ile Türk ordusu karşılaştırılıyor, ezer geçeriz deniliyor. Esad karşımızda bir gün bile dayanamaz, daha ne bekliyoruz havasında savaş heveslileri kasaturalarını bilemeye başlamışlar. Bunlara bir de Kürt düşmanlığını dahil edersek savaşın milli gerekçesi de hazır demektir. Karşılarında burjuva aydın ve demokratların bir kısmı, gerekçesi de hazır demektir. Karşılarında burjuva aydın ve demokratların bir kısmı, liberal aydın ve yazarlar ise ağırlıklı olarak yatıştırıcı bir dil kullanıyorlar. Aslına bakılırsa savaşın sanıldığı gibi yakın olmadığına halkı, Türk kamuoyunu ikna etmeye çalışıyorlar. İç siyasi koşullar, peş peşe sıralanan üç seçim takvimi, ekonomik tablonun savaş için hiç de elverişli olmadığı, büyüme hızının düştüğü, 2013’ün daha riskli geçeceği, hatta ekonomik kriz olasılığının dahi mevcut olduğu koşullar da aklı başında hiç bir hükümetin bir savaşı göze alamayacağını tekrarlayıp duruyorlar. Buna, Suriye ile savaşın bölgeye yayılma riski; uluslararası durumun cevaz vermeyeceği tahmini, BM, NATO, AB, ABD, İran, Çin, Rusya denklemlerinin Türkiye’yi savaş kararı verme konusunda frenleyeceği vb. öngörüleri eklenince, hali hazırda köpürtülen savaş çığırtkanlığının propagandadan öteye gitmeyeceğine inanıyorlar.

Savaşa karşı alacağımız tutum bu iki görüşün hangisinin ağır bastığına bağlı olacağına göre devrimcilerin de bir karara varması gerekiyor. Pasif bir “Savaşa hayır” şiarı etrafında toplanan büyük kalabalıkların içinde yerini almak devrimci taktiğin yüklediği sorumlulukları karşılamak için yeterli midir? Daha ileri gidelim; “Savaşa hayır” demek bir politika ya da taktik anlamına gelir mi? Bu soruları yanıtlamak için önce AKP’nin izlediği siyasetin savaş hazırlığı anlamına gelip gelmediği ve gerçek bir tehlike ile karşı karşıya olup olmadığımıza bakmak zorundayız.

Yukarıda sıralanan gerekçelerden dolayı, AKP acaba Suriye ile gerçek bir savaşa tutuşmayı göze alamaz mı? Tam tersine o gerekçeler, AKP’yi bir savaş çıkartmak için teşvik edemez mi? Egemen sınıfların, savaş siyasetini farklı araçlarla yürütülmesinden ibaret gördüklerini biliyoruz. Bu doğrudur da. Burjuva siyaset enstrümanlarının yetersiz kaldığı durumlarda savaş enstrümanının devreye girmesi için ayrıca başka olağanüstü gelişmelerin ortaya çıkması şart değil. Kuzey Kürdistan’da ulusal özgürlükçü devrim, cephelerini büyüterek ileriliyor, sömürgeci rejim siyaset ile çözemiyor, asayiş yargı, rüşvet, düşük yoğunluklu savaş ile ezemiyorsa, üstüne üstlük bitişik topraklarda yeni bir Kürt özerkleşmesi ortaya çıkıyorsa Erdoğan’ın ilk günlerde söylediği gibi Batı Kürdistan’ın özerkliğini kazanması Türk devleti için yeterli savaş sebebidir. AKP’nin 10 yıllık iktidarlaşma sürecinde en büyük avantajlarından olan ekonomik/mali kriz koşulları ile bağlı olarak ülke ekonomisinin daralan ve hızlı bir çıkış da vadetmeyen, hatta 2013 göstergelerinin krizi işaret ettiği koşullarda savaş egemen sınıflar için niçin bir kurtuluş yolu olmasın? Ekonominin militarizasyonu ile en karlı sektör olarak savaş sanayine yönelmek bilinen yöntemlerden değil mi? Üst üste üç seçim dönemine savaş koşullarında girmek -seçimlerin yapılıp yapılmayacağından bağımsız olarak- AKP için daha avantajlı olmaz mı? Demokratikleşme beklentilerine cevap veremiyorsanız, Kürt sorununu çözemiyor, çözümsüzlük politikasını daha fazla sürdüremiyorsanız, ekonomik tablo işleri büsbütün zorlaştırıyor, ekonomik rüşvetle kitleleri yatıştıramıyorsanız, siyasal kutuplaşma artmış, partiniz dahil iç bütünlüğü sağlayamıyorsanız, milliyetçi şoven propaganda bombardımanı eşliğinde bir savaş can simidi olmaz mı size? AKP, bu basit hesapları yapamayacak kadar sınıf bilincinden, siyasal tecrübeden yoksun bir parti midir? Türk devletinini tarihsel birikimi ile kaynaşmış, donanmış halde AKP Hükümeti için savaş, iktidarını kaybetme ile sonuçlanacak değil, pekiştirecek, ömrünü uzatacak, yükünü hafifletecek bir enstrümandır ve yeri ve zamanı geldiğinde kullanmaktan çekinmeyeceği bir seçenek olarak hazırlığını yapmaktadır.

Buradan, AKP mutlaka bir savaş çıkaracak sonucu çıkmaz elbette. AKP savaşı göze alamaz diyen görüşlerin temelsiz olduğunu göstermeye çalışıyoruz.

Savaş egemen sınıfların sıkışık durumda daha sık baş vurdukları bir yöntem olduğuna, AKP’nin de yönetme işinde giderek daha fazla zorlandığı/zorlanacağı bir sürece girdiğine göre, devrimci politika yükselen savaş olasılığını gerçek bir tehlike olarak ele almak ve hazırlıklarını buna göre yapmak zorundadır.

Savaş tezkeresinin Meclis’ten geçtiği gün ortaya konulan hızlı refleks, savaşa karşı çıkan yığınların kitleselliğini ve yaygınlığını gösterdi. Sosyalistlerin ve devrimcilerin taktiklerini üzerine inşa edecekleri toplumsal zemin bu geniş savaş karşıtı yığınlardır. Evet biz bu savaşı istemiyoruz, amaçları kirli ve haksız olana bu gerici savaşın tarafı olmayacağız. Bu tür savaşların insan kaynağını işçiler, emekçiler oluşturur, yoksul halkın evlatları ölür. Savaşın giderleri de yine işçi ve emekçilerden, halktan karşılanır. Yeni zamların, vergi artışlarının, enflasyonun, borçlanmanın, düşük ücret politikalarının bir sebebi de savaşa mali kaynak yaratmaktır. Savaş zamlarına son, savaşın faturalarını ödemeyeceğiz! Türk halkı evlatlarını savaşa gönderme, gençler askere gitmeyin! Kirli çıkarlarınız için savaşmayacağız!…

Savaş karşıtlığının geniş tabanını kapsayacak bu çağrının, pasif bir “Savaşa hayır”cı barış politikası içinde eriyip buharlaşmasını da önlemek zorundayız. Mevcut durumda “Savaşa karşı barış” ile sınırlı bir politikanın devrimci taktiğe bir katkı yapmayacağı ortadadır. O halde “Savaşa hayır” şiarının yanı sıra, yığınların tüm ısrarı ve muhalefetine karşın egemen sınıflar ve AKP savaşa karar verirse, bunu devrimci savaş çağrısı ile karşılamak taktiğimizin somut biçimi olmalıdır. Çünkü, 1) Gerici savaşa karşı devrimci savaş, egemene sınıfların ekonomik-siyasi sıkışmışlıklarına, yayılmacı heveslerine, emperyalizmle işbirlikçilerine verilecek devrimci bir yanıt anlamına gelir. 2) Gerici savaşı devrimci savaşa dönüştürmek devrimci stratejiye hizmet edecek, bizi ona yakınlaştıracak tutarlı, kararlı ve militan devrimci politikanın bir gereğidir. 3) Gerici savaşa devrimci savaşla cevap vermek Kuzey Kürdistan’da ulusal özgürlükçü devrimle, Batı Kürdistan’da Kürt özerkleşmesi ile enternasyonal çizgide buluşma ve dayanışmanın bir ifadesi, Türk, Kürt, Arap halklarıyla birlikte bölgesel devrim imkanlarını büyütecek devrimci adımdır.

* Atılım Gazetesi’nin 19 Ekim 2012 tarihli 35. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 26 Ekim 2012, Cuma 13:32
Kategoriler: Başyazı, Makaleler