Kadın iradesiyle özgürleşmeye

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kızılcahamam 19. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nın kapanış konuşmasında, “En güçlü kadın kollarına sahip partiyiz” dedi. Bu sözler, biçimsel/niceliksel bakımdan bir doğruyu ifade etmekle birlikte, hem gerçeğin tek yanlı  ele alınışını hem de ters yüz edilme amacını yansıtıyor aynı zamanda. Evet, AKP’yi iktidara taşıyan önemli bir güçtür kapı kapı dolaşan AKP’li kadınlar. Ama bu, iktidardaki AKP’nin  kadın düşmanı politikalar izlemekte olduğu gerçeğiyle çelişen bir durum değildir kesinlikle.

Erkek egemen kapitalist sistemin devamcısı AKP, kadının bedeni, emeği ve kimliği  üzerinde  kurduğu hegemonya gücünün de olanaklarıyla  2023 hedefine ulaşma planları yapıyor. AKP’nin bu sınıfsal/ideolojik yapısal  kadın düşmanı politikalarının geliştirilmesi ve sürdürülmesine,  parti örgütü ve ilişkileri bünyesinde faaliyet yürüten kadınların  katkıda bulunup, dahil oldukları da bir başka gerçek. Egemen sınıfların ezilenlerin irade birliğini sınırlamak, güçlerini zayıflatmak için her zaman başvurduğu “böl-parçala-yönet” yöntemi, kuşkusuz ki kadınları karşı karşıya getirerek yönetme kolaylığı da sağlıyor.

Ancak bir de karşı cephede saf tutmuş bulunan, burjuva kapitalist ataerkil ilişkilere karşı mücadele eden, direnen kadınlar gerçeği var. Nitekim AKP ve Başbakan Erdoğan’ın, yalanlar, çarpıtmalar, demagojiler ve  manipülasyonlar üzerine kurduğu ataerkil hegemonyanın surları, bizzat kadın özgürlük hareketinin darbeleriyle sürekli yıpratılmakta ve yer yer büyük gedikler açmayı başarabilmektedir. Çok geriye gitmeden, son iki yıldaki örnekler üzerinden rahatlıkla söyleyebiliriz ki,  kadın özgürlük mücadelesinin birleşik hareketi, AKP’nin kadın düşmanı politikalarına dayalı bir dizi girişiminin ipliğini pazara çıkarmış ve  ters düz etmiştir. Kadın özgürlük hareketi, kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri ve son olarak kürtaj hakkının yasaklanması saldırılarına karşı yürüttüğü mücadeleyle, AKP’yi toplumsal ve siyasal bakımdan geniş ölçüde teşhir etmiş ve köşeye sıkıştırmıştır. Özellikle de, Kürt özgürlük mücadelesinin en güçlü dinamiği olan Kürt kadınlarının, sokaklarda, Meclis’te, hapishanelerde açlık grevlerinde, dağlarda yürüttüğü isyan ve başkaldırı AKP ve Başbakan Erdoğan’ın erkek egemen kibrinin ve aynı zamanda korkularının kaynağı olan bir gerçek olarak varlığını sürdürmektedir. Özcesi, AKP’nin “kolları arasına” girmeyen, sosyalisti, yurtsever devrimcisi, feministiyle  mücadeleci  bir kadın cephesi gerçekliği var.

AKP’nin kadın düşmanı politikaları, bir süredir ayrı kulvarlarda yol alan kadın hareketini tekrar buluşturdu. Gerek kadına yönelik şiddete karşı yürütülen kampanyada olsun, gerek kürtaj hakkının yasaklanması sürecinde olsun, Türkiyeli ve Kürdistanlı, öğrenci veya emekli, işçi veya aydın kadınlar, sosyalist kadınlar, emekçi kadınlar, feminist kadınlar aynı eylemlerde yan yana yürüdü. AKP’de simgeleşen erkek egemen sisteme isyanı, öfkeyi büyüttü. Sürecin bir başka özelliği de kitle eylemlerinden fiili meşru eylemlere kadar uzanan istikrarlı, kararlı ve yoğun bir emek seferberliğinin oluşturulmasıydı.

Kadın hareketinin bileşenleri, bu konuda  ortak düşmana birleşik karşı koyuşu örgütlemeyi başardı, önemli bazı geri adımlar attırdı, can bedeli kazandığı haklarını savundu. Ne var ki, bu durum, bir dönemin  başarıları, tüm devlet mekanizmasıyla ezilen tüm kesimlere saldırıya geçmiş bir AKP’yi durdurabilir mi? sorusunu kendimize sorma ve yanıtının peşine düşme sorumluluğundan kurtarmaz bizi.  Biz biliyoruz ki, bu sorunun yanıtı, hareketin gelişim dinamiğinin içinde, onun aydınlatıcı, öğretici en temel deneyiminde  saklı: Birlikte, ısrarlı ve kararlı mücadele! Açık ki bu süreci ören argümanlar, erkek egemenliğin saltanatını sallamaya ve geleceği kazanmaya ışık tutuyor. Kadın iradesi, yol aydınlatan ışığı bağrında taşıyor. Kadın hareketinin gelişkin yanını veya zayıf yanını belirleyen nokta, kadın iradesinin ne kadar kuşanılıp kuşanılmadığında gizli. Egemen sınıfın, egemen ulusun ve cinsiyetçiliğin yerle bir edilmesinde belirleyici olacak noktadır bu. Kadın devrimlerinin gelişimi, büyümesi veya yenilgisi, kadın iradesinin gücüyle paralel işlediği ortadadır.

AKP, saldırganlık ve zorbalıkla sürdürdüğü gerici faşist düzenine karşı zorlu bir mücadele kadınların omuzlarında. Bu zorluğu aşacak olan güç de, kadınların aklında ve iradesinde saklı. Burjuva kapitalist sistemin tarihi çok eski değil. Ama erkek egemenliğinin tarihi bin yılları buluyor. AKP bu tarihten güç alıyor, Türk burjuva devletinin erkek egemen yapısını toplumsal gericiliği koyulaştırarak tahkim ediyor. Ancak bu saldırılar, kendi karşıtını da harekete geçiren toplumsal maddi/nesnel  çelişkilere  dayandığı için, geniş kadın yığınlarında tepkilere, öfkelere ve arayışlara da yol açıyor kaçınılmaz olarak. Kadınların dünyasında cins bilincinin ilk kıvılcımlarını ateşliyor.   Eyleme geçmeye itiyor. Kadın özgürlük hareketinin, ana bileşenlerinden olan sosyalist kadın hareketi, gücünü, aklını ve iradesini toplumsal ve sınıfsal savaşım tarihin deneylerini, kendi özgün alanına uygulamadaki başarısıyla oluşturduysa eğer, kadın devrimine öncülük görevini bu devrimci olanaklara yaslanarak yapacaktır.

Sosyalist kadınlar, geçmiş dönemde kararlı ve ısrarla sürdürdüğü, tüm erkek egemen ayak diretmelere rağmen partiyi kadın partisi olarak çalıştırmayı başardığı “Ses ver şiddeti durdur” kampanyasında olduğu gibi, yeni döneme geçiş yapmalıdır. Ve unutulmamalı ki, kadın partisi olma gücü, hiç bir biçimde partili kadınların faaliyetlerine indirgenmiş bir nitelik gelişimi olarak ele alınamaz. Buradan çıkan temel pratik sonuç, kadın partisi niteliğinin, sosyal bileşimi ve örgütsel olanakları/mekanizması itibariyle, tüm parti güçlerinin organik bütünlüğü ve eş güdümlü çalışması tarafından belirlendiğidir.  25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü ve ardından düzenlenecek SKM 2. Kongresi, kadın kitleleriyle birlikte politika yapmanın ve “Cins bilinciyle aydınlanıyor, kadın devrimiyle özgürleşiyor, siyasetin merkezine yürüyoruz” şiarının hayata geçmesine zemin oluşturacaktır.

İnanmak, kazanmanın bir başka adıdır. Kadın özgürlük mücadelesinin başarısı da tüm mücadeleler gibi adanmışlık ve inanma üzerine kuruludur. Biriktire biriktire, acılarımızı duyumsayarak ve geleceği düşleyerek başarabiliriz bunu. “Vardık, varız, var olacağız” bize umut olsun.

* Atılım Gazetesi’nin 9 Kasım 2012 tarihli 37. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 16 Kasım 2012, Cuma 11:08
Kategoriler: Başyazı, Makaleler