Yerellerden merkeze HDK’yi örgütlemek…

MURAT ÇEPNİ

Kuruluş sürecinin kendine has sorunlarını geride bırakıp, ikinci genel kurulla ve seçimlere müdahale aracı olarak kurulan HDP ile yeni bir başlangıç arefesindeyiz. Kuruluş süreci, esas olarak HDK’nın kendini inşa etme, kararlaştırma süreci olarak tanımlanabilirse, ikinci yıl ve dönemde, programın kitlelerle buluşturulması, siyasal bir alternatif olma  dönemi olarak tanımlanabilir.

Herkesin dokunabildiği yerden tanımlayacağı, kocaman bir fil olarak görebiliriz HDK’yı. Bütün toplumsal muhalefet güçlerinin, ötekileştirilenlerin, itiraz sahibi bireylerin kendi talepleri üzerinden var olabildiği, herkesin kendi cephesinden egemen sisteme salladığı yumrukları örgütleyen sistemleştiren bir araç. İşçi sınıfının güvenceli iş talebiyle, eşcinsellerin yaşam hakkı mücadelesini; Alevilerin  egemen devlet dinine  itirazıyla, Karadeniz köylülerinin HES karşıtı mücadelesini; Kürtlerin ulusal demokratik talepleriyle,Türk annelerinin artık yeter çığlıklarını aynı mücadele aracında senkronize edebilen bir örgüt modeli. Biri olmadan diğerinin kazanamayacağını savunan, şovenizmin köleleştiren atmosferini parçalayarak, ezilenlerin egemenlere karşı ortak mücadelesini örgütlemeyi hedefleyen politik bir irade.

Bir yıllık dönem, programda ortaya konan hedefler açısından kuşkusuz ancak bir başlangıç niteliğindedir. Toplumsal muhalefet güçlerinin HDK programı etrafında mücadeleye sevk edilmesi, henüz başarılabilmiş değildir. Görüntü esas olarak, kurucu güçlerin yan yana durabilme, ortak mücadeleyi yükseltme iradesinin sınanması olmuştur. Bu noktada yakalanan düzey ve başarı değerlidir. Azımsanmayacak  sayıda bileşen, devletin  her türlü saldırısına karşın birlikte durmakta ısrar etti. Öz olarak bileşenler, bu formda denenmeyen bir araçla, hem birlik ihtiyacına yanıt olmaya, hem de özelde Kürt sorununun çözümünde, ufku dayanışmayla sınırlı anlayışı aşmaya çalıştı. Yani, batıda mücadelenin yükselmesi, şovenizmin etkisinin geriletilmesi, ezen ulustan halkımızın görüş açısıyla sürece yüklenmekten geçiyor. Şovenizmin etkisindeki  kitlelerde savaşı sorgulatabildiğimizde, eşitleşme ve kardeşleşme bilincini geliştirebileceğiz. Kürt sorununda, Türk tekelci burjuvazisinin sömürgeci siyasetini kavrayıp kavratabildiğimizde, dolayısıyla, ulusal sorunun antikapitalist mücadeleyle bağını bilince çıkartmış olacağız. Başka bir deyişle, ulusal sorunun çözümünü sosyalizme havale etmeden, sosyalist politikanın bir görevi olarak kavrayacağız. Bunu başarabilmeyi, başlı başına  birleşmiş olmakla açıklamak kuşkusuz eksik olacaktır. Yalnızca bir araya gelmekle, iki artı ikinin yedi, sekiz  ettiği  sonuçlar ortaya çıkartmak olanaklı değildir. Ancak doğru bir program ve tüzükle, birlik iradesi birleştirilebildiğinde olanaklıdır.

Özellikle yeni dönemde, Kürt örgütlü hareketinin olmadığı alanlarda HDK çalışması yürütmek özel bir önem kazanacak. HDK her bölgede, alanda kendine özgü yöntem ve içerikle  siyaset  üretmeyi önüne koyuyor. Her alan, her bileşen kendi gerçekliği üzerinden, örneğin savaş meselesinde, sesini yükseltiyor. HDK, Kürdistan’da, sömürgeciliğe karşı topyekün direniş çağrısı yaparken, Karadeniz’de şovenizmle zehirlenmiş ezilen kitlelere, asker annelerine ‘oğullarımız ölecekse vatan sağ olmasın, bu savaş bizim savaşımız değil’ dedirtmeye çalışmaktadır. Ya da oğulları ölen, ama içinden geldiği gibi ağlama özgürlüğü bile elinden alınan, hamaset edebiyatı içinde hastalıklı şekilde taşlaştırılan analara, sadece, yürek dolusu ağlayın, diyecektir. HDK’yı dayanışmacılıktan çıkartacak yegane şey, bu görüş açısını hayata geçirebilmektir. Zor olan da budur. Henüz hayata geçiremediğimiz politik refleks zenginliği, yeni dönem yükleneceğimiz noktalardan biri olmalıdır. Bu başarılabildiğinde, merkezi gündemleri takip darlığından da kurtulmuş olacağız.

HDK kendini, başından beri parlamentoda kazanılabilecek güç üzerinden tariflemedi. Esas olarak üçüncü cephenin kurulması görevini örmeye çalıştı. Ancak farklı programatik görüşlere sahip yapıyı, bir mücadele örgütü olarak işletebilmek, amaç araç ilişkisinde netleşmekten geçiyor. Henüz HDK’nın kendi kitlelerimizde bile tam kavranamadığı düşünülürse, bu genel kurul bunun aşılması açısından ayrıca önemlidir.

İşletebilmek derken, bu meseledeki temel sorun, bileşenlerin fili neresinden tutup tariflediğidir. HDKlılaşmak hedefi tam da burada tartışılmaya muhtaç hale geliyor. HDKlılaşmayı  birbirine benzeme, renksizleşme, farklılıkları yok sayarak tekleşme olarak algıladığımızda en büyük hatayı yapmış oluyoruz. Tersine, HDK sosyalist olanla olmayanın ortak hedefe doğru yürümesinin aracıdır. Azami ve asgari program düzeylerinin ortaklaştığı bir zemindir. Yine HDK, tutarlı demokrat çizginin ancak devrimcileşebileceği de bir alandır. Bunu garantileyense programın kendisidir. HDK’yı partilerimizin büyük hali olarak görmemek, dolayısıyla daraltan ve dağıtan hesaplar içinde olmamaktır HDKlılaşmak.  Henüz toplumsal desteğini yitirmemiş, ancak gerilim siyasetinden de anlaşılacağı üzere ciddi bir tıkanıklık yaşayan, kitlesel açlık grevlerinde olduğu gibi, Kürt halkının destansı direnişi  sürecinde çaresizleşen AKP  karşısında HDK, ezilenlerin birleşik iradesinin, cephesinin adresi olmaya adaydır. Devrimci sosyalistlerin yaklaşımı ve pratiği, bu cepheyi büyütmek üzere yoğunlaşmalıdır.

* Atılım Gazetesi’nin 9 Kasım 2012 tarihli 37. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 16 Kasım 2012, Cuma 11:17
Kategoriler: Kardeşçe, Makaleler