Direnişin aynasından dersler, görevler

Direnişin aynasından dersler, görevler

ONGUN YÜCEL

açlık grevi, kitlesel eylem taksimKürt yurtsever tutsaklar, açlık greviyle kolektif ulusal talepler ekseninde mücadelede yeni bir evre açmış oldu. Ulusal ve demokratik direniş, bu çarpışmayı da başarıyla tamamladı. Egemenlere Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ı muhatap olarak aldırma hedefi, direnişin ilk etaptaki ana odak noktasıydı. Bu hedefe, Sayın Öcalan’ın yurtsever tutsaklara çağrı yapma koşulu sağlanarak ulaşıldığı anlaşılıyor. Ayrıntıları henüz kamuoyuna yansımasa da Kürt halkının, Türkiye’deki anti şoven demokratik güçlerin, milletvekillerinin direnişinin, devletin Öcalan’a uyguladığı ağır tecrit içindeki tecridi kırdığı anlaşılıyor.

Başarı; ilkin Kürt yurtsever tutsakların, Amed başta olmak üzere tutsakların talepleri ekseninde mücadeleye kilitlenen Kürdistan’da yaşayan halkın, direnişte temsil ettikleri halka layık olarak, önde bedel ödemeyi göze alarak çarpışan vekillerin, DTK mensuplarınındır. Devamında, direnişin Türkiye ayağını oluşturmak üzere harekete geçen özellikle HDK’da örgütlü güçlerin eylemli müdahalesi önemlidir. Sadece HDK’lıların değil farklı güçlerin de bu eksende yer yer harekete geçtiği de bir gerçektir. Avrupa’da gerçekleştirilen eylemler, Kürt ulusal devrimci hareketinin her düzeyden örgütlü öznelerinin seferber olmaları ve buna komünistlerin, devrimcilerin katkıları da göz ardı edilemez.

BATI’DA GERÇEKLEŞTİRİLENLER

Bu süreçte neler yapılmıştır diye baktığımızda, Bakırköy Hapishanesi önünde başlayan açlık grevi, Gazi’de Kemal Pir Parkı’nda defalarca saldırıya uğramasına rağmen ısrarla kurulan direniş çadırı, Okmeydanı’nda Sibel Yalçın Parkı’nda kurulan direniş çadırı, Keçiören’den Kartal’a 1 Mayıs Mahallesi’ne açılan açlık grevi ocakları, İzmir’de, Antalya’da, Adana’da, Hatay’da ESP’lilerin, birçok yerde farklı demokratik güçlerin hayata geçirdiği dayanışma açlık grevleri, 30 Ekim’de özellikle Okmeydanı’nda gösterilen direniş, ESP’li ve SDP’li güçlerin, İzmir’den Taksim’e uyguladıkları fiili meşru mücadeleyi esas alan eylemler… Üniversitelilerin dört bir yanda hayata geçen, ancak en fazla gündeme giren ODTÜ direniş çadırını, Pamukkale Üniversitesi’ndeki eylemleri incelememiz gerekir. Gazetecilerin, avukatların, KESK’lilerin sokak dayanışma eylemleri, aydınların basın toplantıları ve açıklamaları, açlık grevi talepleri ekseninde harekete geçilen anlardır. HDK’lıların, Kadıköy’de, Şirinevler’de oturma eylemi ekseninde açtıkları mevzilerin, İstanbul’da Cezaevleri İzleme Koordinasyonu’nun eylemlerinin üzerinden atlamamak gerekir.

İstanbul Aksaray’da, HDK Yürütme Kurulu üyelerinin, ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın Aysel Tuğluk ve Sabahat Tuncel gibi özellikle saldırıya maruz kalan vekillerle beraber polisin şiddetine karşı direnişte yer aldığı anlar da yaşandı. 17-18 Kasım direniş günlerinde, yine HDK yürütmesiyle beraber ESP, SDP, EHP genel başkanlarının Amed direnişinin omuzbaşında  yer aldıkları görüldü.

En son 17 Kasım direniş gününde, Amed halkının yüzde yüze varan hayatı durdurma ve tüm şehri direniş alanına çevirme pratiğinin feyz veren başarısının üzerine basarak yürüyen Türkiye’nin şehirlerindeki eylemlerin yaygınlığı önemliydi. Samsun, Denizli, İskenderun, İzmir, Antakya, Adana, Antalya, Çanakkale, İstanbul’da Sarıgazi, Esenyurt, Gazi gibi örnekler göz önüne getirildiğinde, harekete geçilen yerlerin genel panoramasını sunmaya yeter bir veri ortaya serilmiş oluyor.

Bu genel eylemler dışında, direnişçi BEDAŞ işçilerinin haftalık düzenlediği eylemlerin 16 kasım’da gerçekleştirilenini açlık grevlerine atfetmeleri anlamlıydı. BEDAŞ işçileri, Türkiye işçi sınıfının yürümesi gereken yolu gösteren işaret fişeklerinden birini yakmış oluyorlardı.

Çarpışmayı, Türk devleti ile Kürt halkı arasında değil, tüm ezilen halklar ve inançların hakları doğrultusunda mücadele olarak kavrandığını gösteren Ermenilerin, Hrant’ın katledildiği yerde anadillerinde ve Türkçe yaptıkları açıklama, PSAKD Başkanı Kemal Bülbül’ün, HDK 2. Genel Kurulu’nda direnişi Alevilerin de sahiplenmesine dönük konuşması Muharrem orucunu 3 gün önceden ele alıp demokratik direniş için uzatma önerisi çok değerliydi. HDK’nın Halklar İnançlar Konferansı’nda Osetlerin temsilcisinin “Açlık grevleri varken halkımı size anlatmayı zul sayıyorum”, Hemşinlilerin sözcüsünün “İçeridekiler şu an bizim için de direniyor, bu kürsüyü de böyle direnenlere borçluyuz”, Ermenileri ifade eden aydınımızın “Açlık grevleriyle ilgili konuşacağım” diyerek tüm konuşmasını bunun haklılığı ve harekete geçilmesi gerektiğine ayırması” bu direnişi güçlendiren şu an sayabileceğimiz belli başlı unsurlardı. HDK’ya katılan antikapitalist Müslümanların destek açıklamaları ve bu süreçte faşistlerin saldırısına maruz kalmalarına rağmen geri adım atmamaları dikkate değerdi.

ÇARPIŞMADA EKSİKLİKLER VE GÖREVLER

Bu olumlu sonuç ve belirttiğimiz hareketliliği es geçmeden, Türkiyeli sosyalist, devrimci ve antifaşist  güçler olarak aşmamız gereken eksiklikleri de ele almak görevimizdir. Tüm süreç boyunca, Kürdistan’daki yığınsal halk haretinin aksine Türkiye’deki emekçi sol güçlerin, öncü bölüklerinin sınırlı kitlelerinin alanlara çıkması şeklinde bir eylem pratiği oldu. HDK dışında Halkevleri’nin kısmi bir pratik yönelimini, TAYAD’ın  sokakta yapılan bir basın açıklamasını saymazsak direnişe güç verme düzeyi oldukça tereddütlü bir haldeydi. Kendini devrimci gören ancak maalesef hala sosyal şovenist yargıların etkilerinden kurtulamamış kimi güçler, eylemlerde ve direnişte ya hiç yer almadılar ya çok sınırlı  bir hareketlenme gösterdiler. Süreci izleyip adeta uzaktan eleştirmek için mazeret arar bir pozisyonda kaldılar. Bunlar, Türkiye emekçi sol güçleri açısından önemsiz değil ancak tali yönlerdi.

Esas sorun, Türkiyeli emekçileri ve Kürtler dışında kalan ezilen halkların ve inançların gövdelerini de işin içine katarak direnişte yer almaya sevk edilememesiydi. Türkiyeli, özellikle Türk emekçilerin bir kısmı direnişe cepheden karşı çıksa, hatta kimi adı anmaya değmez çevreler “Gebersinler” gibi aşağılık ifadelerle saldırıya geçse de görünen o ki, geniş kesim sessiz bir tedirginlik içindeydi. Özellikle anadilinde savunma ve eğitim hususu CHP gibi güçlerin aksine sorunun çözülmesi için atılması gerekli insani adımlar olarak görülüyordu, görülüyor. Bu sorunun çözülüp en azından genç ölümlerin yaşanmaz hale gelmesi, Türkiyeli emekçilerin ortak arzusu. Ancak bu arzu, fiile geçirilemiyor, bu noktada istikrarlı ve güçlü bir hareket örülemiyor. İşte, eksikliğimiz tam da bu noktada.

Geniş kesimleri aydınlatma ve harekete geçirme faaliyetinde, önemine uygun yeterli yoğunlaşma ve anlamına uygun pratik sergilenemedi. Kendi güçlerimizle harekete geçme yeterli sayıldı. Eylemli hattın yanı sıra kahvelerden okullara, fabrikalardan servis araçlarına, meydanlardan trenlere, otobüslere emekçilere direnişin sesi ulaştırılamadı. Bu yüzden de çarpışmanın ezilenler tarafı olarak, Kürt halkı, onların siyasi temsilcileri ve Kürtlerle dayanışan bir grup sol-sosyalist güçten ibaretmiş görüntüsü oluştu.

Çarpışmanın tüm özgürlük, demokrasi isteyen güçlerin talepleri ekseninde gerçekleşiyor olması, kamuoyuna yeteri derecede yansıtılamadı. Talepler, politik özgürlük mücadelesi yürüten tüm kesimlerin başta savunması gereken taleplerdi, taleplerdir. Ancak mücadele, Türkiyeli güçlerde “vicdanlı” hareket etme gibi kendi başına ele alındığında politik amaç açıklığını ve  hedef netliğini belirsizliğe sürükleme riski taşıyan bir “sorumluluk” derekesine indirilerek çarpışmada dayanışmacı rolle yetinme anlayışı etkili oldu. Bu anlayış, Türkiyeli sosyalist, devrimci, demokrat güçleri kendilerini mücadelenin sahibi olarak değil ikincil olarak konumlandırmalarını getirdi. Niyet ne olursa olsun “vicdan için” harekete geçme çağrısı bunda etkili oldu.

Bu eksiklikler, alınan doğru tutumu tabii ki gölgelemez, sergilenen emeği küçümsetmez. Dayanışmanın önemini de örtmez. Ancak, Türkiye ve Kürdistan birleşik devrimi için alınması gereken ilk etaptaki yolu, aşmamız gereken gerçekliği işaret eder. Sosyalistler, kendi partileri ve içinde bulundukları devrimci-demokratik cephe, HDK aracılığıyla Türkiyeli işçi emekçilerin geniş kesimlerine ısrar ve inatla gitmelidir.

Şimdi Türkiyeli emekçilere, Kürt halkının taleplerinin tüm özgürlük, demokrasi isteyenlerin talepleri olduğunu daha fazla anlatmalıyız. Anayasa tartışmalarında veya politik çarpışmanın herhangi bir anında, bu talepler için dövüşmenin tüm emekçilerin, devrimcilerin, sosyalistlerin önde gelen  görevleri arasında  olduğunu daha gür dillendirmeliyiz. Lamı cimi yok. Kazanımın üzerine basarak, halklar ve inançlar arası eşitliği sağlayarak, kardeşliğe ulaşabileceğimiz gerçekliğini bıkmadan usanmadan gündeme taşımak ve bu doğrultuda hareket örgütlemek devrimci, sosyalist misyon gereğidir.


Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 22 Kasım 2012, Perşembe 15:39
Kategoriler: Haber-Yorum, Haberler