Kadın düşmanı politikalar ve zina

ARZU TORUN

Geçtiğimiz günlerde Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Ankara ve Konya’da iki davada ‘zina suçtur’ kararına imza attı. Buna göre evli bir kadının, geceyi başka bir erkeğin evinde geçirmesi ile boşanma davası açılan erkeğin, başka bir kadınla aynı otel odasında kalması boşanma nedeni ve zina sayıldı.

2004’te kadınların mücadeleleri sonucu zina, TCK’dan ayıklanarak suç tanımlamasından çıkarıldı. Henüz üzerinden çok zaman geçmemesine rağmen zina, Yargıtay’ın aldığı bu son kararlarla yeniden gündemimize girdi.

Zina nedir? Türk Dil Kurumu’ndaki anlamını söyleyelim; evlilik dışı yaşanan cinsel ilişki demek. Tabi başkaca da anlamları olmakla birlikte, en yaygın bu anlamda kullanılıyor.

Peki ne oluyor? Neden gün geçtikçe kadınların uzun ve zorlu mücadeleler sonucu elde ettiği hakları AKP Hükümeti tarafından gasp ediliyor? Kadınlar, Eşitlik Bakanlığı kurulmasını talep ederken, bakanlığın adının değişmesi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak değiştirilmesi, ailenin kutsanması, kadının nesneleştirilerek aile içine hapsetme çabaları bir tesadüf mü? Kürtaj tartışmalarından, zina tartışmalarına varan süreç nasıl gelişti? Ne kadar kadın düşmanı yasa varsa neden önümüze temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp getiriliyor?

Kadını hedef alan bir genel saldırı panaroması içinde, hatta merkezinde Başbakanın “Ben kadın erkek eşitliğine inanmıyorum”, “En az üç çocuk istiyorum” açıklamaları, “Sorunun odağında kim var? Kadın var. Kardeşim sen dekolte giyersen bu tür çirkinliklerle karşılaşman sürpriz olmayacaktır. Tahrik ettikten sonra sonucundan şikayet etmen makul değildir” mantığı, bu mantığa bağlı olarak “tecavüze uğrayan kadın tecavüzcüsüyle evlensin, yargının iş yükü hafiflesin” yüzsüzlüğü, kürtaj hakkını hedef alan saldırılar, sezaryen tartışmaları, hamilelik testlerini kayda geçirme çabaları, kadının cinselliğini kontrol altında tutma zihniyeti ve tüm bunların akabinde çıkan kararlar var.

Bu panaromaya daha birçok kadın düşmanlığında sınır tanımayan söylemi, uygulamayı ekleyebiliriz. Tüm bu açıklamalar ve kararlar, kadın bedeninin kontrolünü, kamusal alana özgürce katılma hakkını kadının elinden almayı amaçlarken, kadına yönelik şiddetin arttığı günümüzde, kadının başında devlet terörü estirerek, yıldırarak direniş kapasitesini kırarak eve kapatmayı hedeflediği kolayca söylenebilir. Ancak kadına yönelik bu saldırıların AKP döneminde hızlanmasının, hatta pervasızlaşmasının nedenlerine de değinmek gerekir. Burada bir bütün olarak AKP’nin sözde “ileri demokrasisi” altında tüm topluma yansıyan gerici, faşizan politikalarının kadına da yansıması söz konusudur. Mussolini’nin, Hitler’in söylemlerine bakın mesela, çok tanıdık gelecektir. Çünkü yaşadıkları yıllar değişse de söylemleri aynıdır. Benzer cümleler Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından çıkmaktadır bu kez! Ailenin kutsanması, kadınlara çocuk doğurma talimatları, kadına biçilen eş ve anne rolü, kadının öznelikten çıkarılıp hiçleştirilmeye çalışılması birebir aynıdır!

Bir siyasi oluşumu ya da bir kimseyi en iyi tanımanın, en önemli yollarından biri, kadına bakış açısıdır. Bir toplumda tüm “öteki”lere bakış biçimini, öteki cinsiyeti düşünme biçimimiz gösterir. Başka bir deyişle kadına bakış, ya da kadını düşünme biçimi, toplumdaki tüm farklılıkları/ötekiyi nasıl düşündüğümüzü gösterir. Bu açıdan bakıldığında AKP’nin tüm “öteki”lere nasıl yaklaştığını biliyoruz. Ez ve imha et politikası haki yeşilden, ılımlı İslami yeşile bürünmüştür. Bu düşüncede kadın, sessiz, edilgen, itaatkar, terbiye edilmiş ve suskundur. Kadın, iyi, fedakar, sadık, bağımlı, erkeğin gölgesinde ya da emrinde eş ve anne olarak temsil edilir. Erdoğan’ın kadınlara “Üç de değil, beş çocuk yapın” öğütleri de zaten bu anlayışın bir ürünüdür. Yani kadınlara diyor ki; anne olun ve mümkünse bir zahmet evinizde oturun.

İşte şimdi yeniden gündemimize giren zina meselesi de bu sürecin bir parçasıdır. Bir süredir belediyelerde kurulan Evlilik Danışmanlıkları yahut boşanmak isteyen çiftlere tavsiye edilen ikna odalarından sonra zinanın gündemleştirilmesi, AKP’nin kutsadığı ailenin parçalanmasını zorlaştırmak, kadını zapt-u rap altına alma çabasıdır.

Kadın mücadelesi nice evrelerden geçti ve kadınların kararlı mücadeleleri gösterdi ki tüm bu çabalar beyhudedir! Tahrir Meydanı’ndan, Taksim Meydanı’na kadar, kadınların özgürlük ve eşitlik çığlığı ortaktır. Kadının hiçleştirilmesine dönük her türlü yasa, karar ve de kapitalist erkek egemen zihniyet yerle bir edilene kadar kadınlar savaşımlarını sürdürecekler. Üç çocuktan sezaryene; kürtajdan zinaya ve daha sırada ne kadar gerici yasa ve kararları varsa buyursun gelsinler! Onların yasaları varsa, kadınların da söyleyecek, sözü, savaşarak değiştirecek gücü vardır!

* Atılım Gazetesi’nin 16 Kasım 2012 tarihli 38. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 23 Kasım 2012, Cuma 10:28
Kategoriler: Makaleler, Özgür Kadın