Kemalizm-CHP: Kemalist modernleşmenin ikili karakteri

ARİF ÇELEBİ

Osmanlı sonrası Türkiye’yi baz alarak konuşacak olursak, başlıca dört ideolojinin toplumsal bilinç üzerinde etkide bulunduğunu görürüz: Kemalizm, faşist milliyetçilik, politik İslam ve sosyalizm. İlk ikisinin devletten topluma yayıldığı, politik İslam’ın toplumdan devlete sızma mücadelesi içinde şekillendiği, sosyalizmin ise -zaman zaman genişleyen, zaman zaman da çok daralan biçimde de olsa- toplumun emekçi tabakaları ve ilerici aydınlar arasında yer bulduğu söylenebilir. Elbette politik İslamla faşist milliyetçilik arasında bir geçişkenlik vardır. Keza, Kemalizmle sosyalizm arasında da geçişkenlik yaşandığı gözlenebilir.

BURJUVA İLERLEMECİLİĞİN İKİLİ KARAKTERİ

Bir yandan Kemalist bir ailenin çocukları sosyalizmin etki alanına girebiliyor, ama aynı anda bu Kemalist aile ırkçı ulusalcılığın girdabında faşist milliyetçilikle buluşabiliyor. Bu bir gerçeklik. Kemalizm ancak bu gerçekliğin diyalektik materyalist analizi ile anlaşılabilir.

Kemalizm deyince, bunun esasen 1920’li yılların ikinci yarısında şekillenmeye başladığını ve 1930’lu yıllarda ete kemiğe büründüğünü hatırda tutmalıyız. Kemalizm, toplumsal maddi gerçeğin ideolojik formlarından biridir, bu bakımdan onun bir özgünlüğü yoktur, onu özgün kılan içinde oluştuğu bu toplumsal maddi gerçektir.

Kemalizm, burjuva Türk ulusal modernleşme akımının tek parti diktatörlüğü döneminde billurlaşmış egemen ideolojik biçimi olarak tanımlanabilir.

BU NASIL BİR ULUSAL MODERNLEŞMEYDİ?

Tanzimattan bu yana burjuva modernleşme yönünde adımlar atılmaya başlanmıştı. 1. Meşrutiyetin ilanı bu gelişmenin aşamalarından biriydi. Abdülhamit, Meşrutiyeti rafa kaldırsa da modernleşme adımlarını hızlandırdı. Tam da bu modernleşme adımları meşrutiyetin yeniden ilanı yönündeki toplumsal talebi güçlendirdi. İttihat ve Terakki Partisi bu toplumsal talebin politik temsilcisi olarak öne çıktı. Feodal üst yapıyı koruyarak dünyadaki kapitalist gelişmeye ayak uydurmak mümkün görünmüyordu. Burjuva dünyadan yayılan ideolojilerle içerideki burjuva modernleşme adımlarının kaynaklık ettiği fikirlerin buluşmasından oluşan dönemin çağdaş düşünceleri ile henüz devlete egemen olan feodal çağ dışılığın çatışması ve bu çatışmanın devrimci dinamizm yaratması kaçınılmazdı.

Tam da burada, özgün olan duruma dikkat etmeliyiz. 19. yüzyıl Osmanlı devletinde Müslümanlar, onlar içinde de Türkler egemen unsurdu. Gayrimüslimler ise ekonomide (sanayi, ticaret, bankacılık) öne çıkmaktaydılar. Bu, Müslüman tüccar yoktu anlamına gelmez, ya da gayrimüslimlerin büyük bölümünün köylü olduğu gerçeğini değiştirmez. Kastedilen aşağıdan burjuva modernleşmede gayrimüslimlerin öne çıkmasıdır; buna karşın Türkler söz konusu olunca burjuva modernleşme yönünde fikirlerin burjuva aydınlamadan etkilenen devlet bürokrasisi içindeki kesimlerden doğru yayılmasıdır. Dönemin en eğitimli ve örgütlü gücü olan ordu subayları arasında burjuva ilerlemeci fikirlerin etkili olması bu çerçevede yerli yerine oturur.

Başlangıçta bu sorun değildi. “Osmanlıcılık” şemsiyesi altında aşağıdan ve yukarıdan burjuva ikilemciliğin gerçekleştirilebileceği hesap ediliyordu. Fakat bunun mümkün olmayacağı kısa zamanda anlaşılacaktı. Çok uluslu olan Osmanlı İmparatorluğu’ndan ulusal kopuşlar olmaya başladı. Balkan ulusları baş kaldırdı. Ermeniler arasında ulusal hakların kabulü yönünde daha güçlü ve örgütlü sesler yükseldi. Keza, Rumların eşit haklar istemesi kaçınılmazdı. Araplar ve Kürtler içinde de bu yönde talepler giderek daha çok dile getiriliyordu.

Böylece, Osmanlı devletinde burjuva ilerlemeciliğin başlıca iki toplumsal gücü, devlette kümelenmiş ancak ekonomiye hakim olabilirlerse devleti kurabileceklerini düşündüler. Ekonominin Türkleştirilmesini önlerine başlıca görev olarak koydular. Ancak bunu başarabilirlerse gayrimüslimlerin uyanışını bastırabileceklerini; Araplar ve Kürtleri gayrimüslimlere karşı Türklere bağlı tutabileceklerini hesap ediyorlardı. Fakat ekonominin Türkleştirilmesi ekonomik biçimlerle, önlemlerle, adımlarla başarılamazdı. Tüm şiddetiyle devlet zoru devreye  sokuldu. Soykırımlar ve sürgünlerle Anadolu ve Mezopotamya kan gölüne çevrildi. Türk uluslaşması bu kan gölünün içinden filizlendi. Gayrimüslimler kendi vatanlarından temizlendi. Ama bu, aynı zamanda binlerce yıllık kültürel ve onlarca yıllık burjuva birikimin de kökünün kazınması anlamına geliyordu. Türk uluslaşması olağanüstü bir kültürel-ekonomik-politik çoraklığa kendini mahkum etmiş oldu.

KEMALİST MODERNLEŞMENİN İKİLİ KARAKTERİ

Kemalizmin ittihatçıların tarihsel uzantısı olup olmadığı tartışılabilir ama onun içinden doğduğu açıktır. Kemalizm, ittihatçıların burjuva ilerlemeciliğini yeni şartların getirdiği yeni biçimlerde devam ettirdi. Kemalizm, burjuva Türk uluslaşmasının odağına ırkçı Türkçülüğü ve yoğunlaştırılmış devlet zorbalığıyla asimilasyonu oturttu. İttihatçılarda olduğu gibi Kemalistlerde de burjuva ilerlemeciliğinde demokrasinin adı bile edilmez.

1920-’23 dönemine bakarak bu tespite bazı itirazlar yükseltilebilir. 1920-’23 arasında meclis saltanatı kaldırmış, Kürtlere yerel özerklik hakkını tartışmış, 1921 Anayasası ile yerel meclisler üzerine bina edilmiş bir halk egemenliğini esas almıştı. Evet, bunlar doğru. Ama o dönem, “Kemalizm” henüz yok ki. Olsa olsa Mustafa Kemal etrafında bir kümelenmeden söz edebiliriz. Yukarıdaki ilerici adımlar M. Kemal’in eseri değil. Bunlar, içinde sosyalistlerin de olduğu tüm ilerici güçlerin basıncının ve o gün Kürtlerle kurulmuş olan ittifakın zorunlu ürünleriydiler.

Cumhuriyetin ilanı, tam aksine, bu ilerici gelişmenin önüne ket vuran bir adım oldu ve tam da bu amaçla yürürlüğe kondu. Cumhuriyetin ilanının ardından kabul edilen 1924 Anayasası, 1921 Anayasası’nın tüm ilerici demokratik kazanımlarını yok etti. Kürt ulusunun ve diğer ulusal azınlık ve toplulukların haklarını inkar etti. Yerel meclisler ve yerel özerkliklerden vazgeçildi. Temel demokratik hak ve özgürlükler olabildiğince sınırlandı. Bu duruma isyan eden Kürtler, vahşi kırımlara uğratıldı, sürüldü, ulusal varlıkları inkar edildi. 1925’ten sonra tam bir diktatörlük, tek parti diktatörlüğüne geçildi. 1930’larda ise bu diktatörlük faşist bir nitelik aldı.

Gerek ittihatçılara gerekse Kemalistlere baktığımızda bunların bir yanının burjuva ilerlemecilik diğer yanının ırkçı temelde Türk burjuva uluslaşması olduğunu görürüz. Birincisinin ancak ikincisinin üzerinden, yani burjuva ilerlemeciliğin ırkçı temelde uluslaşma üzerinden gerçekleşebileceği her ikisinin de başlıca yönelimi ve ideolojik dogması olarak şekillendiğini söylemek yanlış olmaz.

Kemalizm, tek ırk, dil ve devlet kontrolündeki tek din-mezhep ekseninde ırkçı faşist bir ulusalcılık olarak şekillendi. Farklı ulusları ve inançları “Türklük” içinde eriterek, farklı dilleri, kültürleri, gelenekleri asimile ederek Türklüğü toplumun birleştirici harcı yapmayı amaçlıyordu. Burjuva “Türk tipi laiklik” de bu amaca bağlı olarak peydahlandı. Devlet zorbalığına, zorla asimilasyona dayalı burjuva Türk uluslaşma sürecinin ırkçı-faşist temelde gelişimi Kemalizmin bir yanı ise diğer yanı da burjuva modernizmi ve batılılaşmayı, gelişmiş kapitalist batı gibi olmayı toplumsal bir davranış, bilinç ve hedef haline getirme çabasıydı.

Türk büyük burjuvazisi ve büyük toprak sahiplerinin politik çıkarlarının ideolojik formlarından biri olması bir yana Kemalizmin dayandığı başlıca toplumsal güçler, egemen devlet bürokrasisi ve burjuva modernizmin ürünü olan eğitimli orta sınıflar olageldi.

Irkçı uluslaşma ve burjuva ilerlemeciliği, Kemalizmin hamurunu oluşturan bu iki karışım, eğitimli orta sınıflar üzerinde şizofrenik bir bölünmenin nedeni oldu. Bu bölünme, Kemalizmin etkisi altındaki eğitimli küçük burjuvazinin belirli tarihsel aşamalarda sosyalizme ve ulusalcı faşizme savrulmalarının kaynağını oluşturdu. 1960’larda, 70’lerde Kemalizmden sosyalizme akış hiç de garipsenmiyordu. Bugünkü Kemalistler bir yandan ırkçı Türk ulusalcılığını, şovenizmin en rezilane biçimlerini bayraklaştırırken diğer yandan “faşizme karşı omuz omuza” sloganını atmayı gayet normal buluyorlar.

KEMALİZMİN ÇÖKÜŞÜ

Emperyalist küreselleşmenin hız kazandığı yıllardan bu yana Kemalizm, Türk büyük burjuvazisi ve emperyalist efendiler için ömrünü doldurmuş, ıskartaya çıkarılması gereken bir politik-ideolojik tutum haline gelmişti. Ne ki ordu devlet yönetme ayrıcalığını elden bırakmaya niyetli olmadığı için Kemalizm devlet katında etkinliğini sürdürebilmişti. Sonuçta ordunun direnci kırıldı, yüksek ordu subayları önemli ayrıcalıklarını yitirdi.

Kürt ayaklanması, Alevi uyanışı, politik İslamın artan etkinliği ile Kemalizmin ırkçı-Türkçülük, ırkçı-laiklik kolonları tamir edilemez düzeyde darbelendi. “Cumhuriyet Mitingleri” ile ulusalcı-faşist Türkçülüğü öne çıkaran ve politik İslama karşı birlik bayrağı altında milyonları harekete geçirmeyi başaran Kemalist-faşist cuntacılar ve kontrgerilla çete artıkları sonuç alıcı hamleyi başaramayınca, karşı saldırıyla tasfiye edildi. Ordu subayları devlet yönetme ayrıcalığını kaybettikçe “yukarıdan dayatma” Kemalizm, eski mevzilerinden bir bir olmaya başladı.

Eğitimli orta sınıflar arasında Kemalizmin hala etkili olduğu kuşkusuz. Yine de bu tabakanın toplumsal bilinç oluşturma ya da bu bilinci topluma taşıma kayışı olmada eskisi kadar belirleyici olmadığı da açık. Dolayısıyla, Kemalizmin kendini içinde yeniden üretme olanağı bulduğu belirleyici toplumsal güçler -ordu subayları ve eğitimli küçük burjuvazi- artık eski konumda değil. Hal böyle olunca, Kemalizmin giderek daha dar bir toplumsal kesim içinde marjinalleşmesi şaşırtıcı olmayacaktır.

Kemalizmin en büyük ideolojik başarısı, ırkçı-asimilasyonist burjuva Türk ulusçuluğu eksenindeki burjuva ilerlemeciliği ilericilik olarak kabul ettirmesiydi. Bugün bu o kadar da kolay değil artık. Irkçı ulusalcılığın pekala burjuva ilerlemeci olabilse de asla ilerici olamayacağının açığa çıkması ile Kemalistler ırkçı ulusalcılıklarıyla baş başa kaldılar. Ermenileri, Rumları soykırımdan geçirmek ve sürgün etmek Türk burjuvazisi için pekala burjuva ilerleme adımı olabilir. Ama bu, tarihsel olarak ilerici bir adım değildir. Zira, burjuva gelişimin önündeki engelleri kaldırmayı değil tam tersine var olan burjuva birikimin yağmalanarak el değiştirmesi amaçlanmıştır. Kürt varlığını inkar ederek onları Türkleştirmek maksadıyla Kürt illerinde okullar açmak burjuva ilerlemeci adımlar olarak tanımlanabilir, ama bu tür bir burjuva ilerlemeciliğinin ilerici bir yan taşımadığı açıktır. Ya da dinin devlet kontrolüne alınması ile Türkleştirme amacının bir unsuru olarak kullanılan laiklik, bu yönde burjuva ilerlemeciliğinin aracı olabilir ama bu hiç de ilerici bir laiklik değildir. Cumhuriyetin ilanı bir tarihsel ilerleme sayılabilir ama eğer bu M. Kemal ve çevresinin kendi diktatörlüklerini ilan etme amaçlarına bağlanmış ve böyle yapmakla hemen öncesindeki tarihsel ilerici birikimi berhava etmeye neden oluyorsa, tarihsel bir ilerleme bile sayılamayacağı ortadadır.

Kemalizmin gelişmiş uygarlık seviyesine ulaşma, yani batıcılık hedefi çoktandır Kemalistlerin tekelinden çıkmıştı zaten. Hele geçtiğimiz son on yılda hükümet olan politik İslamcıların hızlı batıcı kesilmeleri Kemalistler için ayrı bir dert. Bu, Türk burjuvazisinin tüm katman ve kanatlarıyla emperyalist küreselleşmeyle entegrasyona bel bağlamakla ortaklaşmalarının ifadesi. Ama daha da önemlisi şu, kapitalizm en gelişkin ülkelerde dahi ilerlemeci niteliğini yitirdi. Kemalizm işaret ettiği hedefin çekiciliğinden de yoksun bugün.

Nereden bakarsanız bakın çöküş işaretleri bunlar. Elbette buradan Kemalizmin artık etkisiz ya da önemsiz olduğu sonucu çıkmaz. Ama onun varoluş temellerini giderek daha çok yitirdiği gerçeğini gözler önüne serer. Her yanından ve temelinden çözülmekte olan Kemalizme vurulacak etkili darbelerle onun gerici karakterini tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarmak ve çöküşünü hızlandırmak için şartlar düne göre daha elverişlidir. Kemalizm, kendi tarihinin en derin ve çıkmaz bunalımı içindedir.

“Laiklik” AKP’ye karşı bir tutunma noktası olmaya devam ediyor Kemalizm için. Fakat salt buradan “yeni bir diriliş” oluşmaz. Kaldı ki sadece “laiklik” eksenine sıkışmış bir Kemalizmin eğitimli küçük burjuvazisinin bir kesimi arasında kemikleşmiş bir gettoculuktan öte bir geleceği yoktur.

CHP Mİ?

CHP bunu fark ettiği için, salt Kemalist laiklik eksininde anti AKP’ciliği bir yana bırakmakla bırakmamak arasında bunalıma düştü. Bırakmasa daha da daralacak, bıraksa en önemli varlık temellerinden birini yitirecek. Irkçı Türk ulusçuluğu ile ilişkisinde de aynı bunalımı yaşamıyor mu? Bir yandan eski tip ırkçı Türkçülük Kürt ayaklanması ile darmaduman edildi, eski haliyle yaşatmak imkansız, diğer yandan Kürtlerin ulusal eşitlik temelinde varlığının kabulü CHP’nin varoluş temelini dinamitleme riskini taşıyor. CHP, Kemalizmin bunalımı ile bunu aşmanın imkansızlığı içinde debelenip duruyor. Halk yığınlarının çoğunluğu için birleştirici ideolojik harç olma vasfını çoktandır yitiren Kemalizm, Türk burjuva egemen sınıflar için de artık işlevsiz olduğu açık. Onu yeniden canlandırmak ancak hortlatmak anlamına gelir. Bu hortlakla yürümek mümkün değil. Gel gör ki bu hortlaktan uzaklaşmak, kimi CHP’lileri varoluş nedenini ortadan kaldıracağı korkusuyla tir tir titretiyor. Nereden baksan çıkmaz, nereden baksan bunalım. Bunlara bir de CHP’nin ekonomik-toplumsal sorunların çözümüne dair etkileyici bir öneriden yoksun oluşunu ekleyin. CHP 1970’ler Ecevit’i gibi “toprak işleyenin, su kullananın” diyerek emekçileri aldatma ve bu yolla etkileme olanaklarından yoksun. Yoksun, çünkü böyle bir programla yola çıkmak ancak büyük burjuvaziye, mali oligarşiye cephe almakla mümkün bugün. Emperyalist küreselleşme döneminde burjuva partilerin ekonomik programları birbirinden farksız artık.

Baykal operasyonu ile çekilen “yeni CHP” cilası gibi dış müdahalelerle CHP, egemen sınıfların ihtiyaç halinde ve sürecekleri bir burjuva atı olarak yeniden parlatılabilir. Ama her halükarda bu, Kemalizm gibi onun en güçlü politik temsilcisi CHP’nin de toplumsal dayanaklarının çözüldüğü gerçeğini değiştirmez.

* Kemalizm-CHP yazısı, Atılım Gazetesi’nin 16 Kasım 2012 tarihli 38. sayısında ve 23 Kasım 2012 tarihli 39. sayısında iki bölüm halinde yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 23 Kasım 2012, Cuma 11:22
Kategoriler: Makaleler, Teori