Tanımlama, tanı!

MEHMET ALİ POLAT

Kemalist cumhuriyetin temel direklerinden biri olan Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), devletin tekçi ideolojisini dinsel terminolojilerle bu topraklarda yaşayan halklara dayatmada, inkar ve asimilasyon politikalarını hayata geçirmede hep ön planda olmuştur.  AKP döneminde de bu role uygun bir faaliyet yürüten DİB ve yöneticileri, bir yanda Kürtleri “ümmet” yalanı ile düzeniçileştirmeye çalışıyor, diğer yandan Alevi inancını yok sayıp, hiçleştirmek istiyor.

Yakın dönemde Almanya’da bu kapsamda yürüttükleri çalışmalar sırasında, “Köln ve Çevresi Hacı Bektaş-ı Veli Alevi Cemevi”ni ziyaret eden Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in yaptığı açıklama, inkar ve asimilasyoncu politikada ısrarın en son örneği oldu. “Hazret”, buyurduğu fetvasında; “Alevilik İslamın yoludur. Buna hiçbir can hayır diyemez. Aleviliği İslam dışı görenler karşılarında bizi bulurlar…” diyerek, devletin inkarcı, asimilasyoncu, yaklaşımını tehditkar bir şekilde bir kez daha ortaya koydu.

Diyanet İşleri Başkanlığı, despotik Osmanlı devletindeki Şeyh-ül İslamlık Kurumu’nun Kemalist cumhuriyete uyarlanmış “modern” biçimidir. Her ikisini de görevi, kitlelerin dinsel inançlarını sömürücü sınıfın çıkarlarına göre şekillendirmek ve devlet aygıtının hizmetine sokmaktır. Diyanet İşleri Başkanı’nın açıklaması, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e, dinin araçsallaştırılması ve egemenlerin hizmetine sokulması bakımından tarihsel bir sürekliliğe işaret etmektedir. Dünün “millet-i hakime”sinin yerini bugün “tek millet” alırken, aslolan elbette sömürücülerin çıkarlarıdır.

Dün Ebu Suudlar eliyle “Kızılbaşların öldürülmeleri elbette dinimize göre helaldir” fetvaları verenler, Diyanet’li “modern zamanlar”da Aleviliği “İslam dışı sapık mezhep”, “mum söndü oynayan sapkınlar” olarak tarif ettiler. Başbakan Erdoğan boşuna hayırla yad etmiyor Ebu Suud efendiyi… Zihniyetleri ortak çünkü… Oralardan besleniyorlar.

Dün topluca kılıçtan geçirilen Aleviler, “bugün” Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta katlediliyor, yakılıyorlar. Geriye kalanlar ise “beyaz katliam” denilen “kültürel soykırıma” yani asimilasyona tabi tutuluyorlar.

Diyanet’in ısrarla Aleviliği İslam’ın içinde tanımlamaya çalışmasının başlıca nedeni asimilasyondur. “Öz Müslüman”, “gerçek İslam”, “Anadolu İslamı” ya da “Alevi İslamı” gibi zorlama ve zorlama olduğu kadar da uydurma olan bu tanımlamalar, Aleviliği, Sünni İslamın içinde ve Türkleştirerek eritmeyi ve böylece ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır.

Diğer şeyler bir yana, Alevi toplumunun devletten talepleri, inançlarının tanımlanması değildir. Kökleri yüzyıllara dayanan Alevilik, bu inanca inananlar tarafından tanımlanmıştır. Alevilik ayrı bir inançtır ve bu inancın ibadet yeri cami değildir. Bu kadar net. Günümüzde Diyanet’in ve devlet zihniyetinin resmi olarak tanımadığı cemevleri, Alevi inancının ibadet, buluşma ve paylaşma merkezleridir. Alevilerin devletten talepleri inançlarının tanımlanması değil, inkar edilen inançlarının resmen tanınması ve asimilasyon politikalarına son verilmesidir. “İnanç özgürlüğü” ve “eşit yurttaşlık” hakkıdır.

Gerek AKP Hükümetinin “Alevi Açılımı” ve  “çalıştayları” gerekse de Diyanetin asimilasyona tabi tutmak için savunmuş olduğu Alevilik tarifi ve tanımlaması, tekçi Türk İslam sentezinin dayatılmasıdır. Başbakan Erdoğan’ın cemevini “ucube” görmesi, her fırsatta bu inanca dönük aşağılayıcı, ayrımcı nefret söylemini kullanması, Diyanet’in buyrukları, yargının ayrımcı kararları, askerde ölen Alevi gençlerin resmi tören adı altında zorla camilere götürülmeye çalışılması, ev işaretlenmeleri biçiminde gündemde tutulmaya çalışılan katliam, linç provaları, “dindar nesil” yetiştirmeyi amaç edinen gerici, ırkçı, faşist eğitim sistemi, Türk-İslam sentezinin politik yaşamdaki yansımaları, uygulamalarıdır.

Ezerek yok edilemeyen Alevilik, asimilasyon yoluyla teslim alınmak isteniyor. Bir halk ya da bir inanç topluluğu için en büyük felaketlerden biri, mensubu oldukları ulus ve inançların yok sayılmasıdır. Varlıklarının, inançlarının tanımlanmasının onlar tarafından yapılmasıdır. Kürtleri Alevi toplumuyla “kader ortağı” yapan tam da bu durumdur.

* Atılım Gazetesi’nin 16 Kasım 2012 tarihli 38. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 23 Kasım 2012, Cuma 10:57
Kategoriler: Büyüteç, Makaleler