Füzelerin gazabı

ALP ALTINÖRS

İsrail, Hamas İzzeddin El Kassam Tugayları liderini roketle vurarak yeni bir savaşın başlatıcısı oldu. Bu muharebede İsrail’in taktik amacı, Arap halk hareketlerinin yol açtığı politik koşullar altında güçlenen Hamas’ı zayıflatıp geriletmekti. Zira, Arap halk devrimlerinin yarı yolda kalışının ve iktidar sorununu çözemeyişinin kefaleti olarak ortaya çıkan Müslüman Kardeşler (İhvan) hükümetleri, Türkiye’nin de desteğiyle Hamas’a bugüne kadar görülmedik bir uluslararası politik destek zinciri oluşturdu. İhvan hükümetleri, geleneksel Arap rejimlerinin Hamas’a uyguladığı katı tecridi gevşetti. Gazze ve Hamas, yeni koşullar altında Tunus, Mısır ve Türkiye’yle kurduğu bağlarla uluslararası olarak tanınan bir güç haline geldi. Filistin ulusal birliğini parçalayan iki kuvvetten birisi olan Hamas, oynadığı bu uğursuz rolden dolayı gerileyen politik gücünü, İhvan’cı bir uluslararası eksen oluşturarak dengelemeye çalışıyor. Batı Şeria ve El Fetih’le kırılan bağlarını Mısır ve Türkiye’yle güçlenen ilişkileri üzerinden dengelemeye çalışıyor. Bu yönelimin, Gazze’yi Mısır’ın bir parçası saymaya razı olan İsrail bakımından stratejik düzlemde kabul edilebilir olduğunu da belirtmek gerekir. İsrail açısından esas tehdit, Filistin ulusal birliğinin yeniden kurulması yönündeki girişimlerden geliyor. Zira, Batı Şeria’sız bir Gazze’nin kendisini “Filistin” olarak ilan etmesi oldukça zordur. Filistin’in geri kalanından kopmuş bir Gazze, olsa olsa Mısır’ın bir uzantısı olabilir. Keza Gazze’den kopmuş bir Batı Şeria’nın da İsrail’in ilhak yönelimlerine direnmesi giderek daha da olanaksız olacaktır.

Bu politikasının bir parçası olarak Hamas, Suriye’deki iç savaşta da bir taraf olarak konumlandı. İhvan’ın Suriye koluna açık siyasi destek verdi. Karargahını Şam’dan Katar’a taşıdı. Bu, aynı zamanda İran-Suriye ekseninden Katar-Suudi Arabistan eksenine doğru da bir hamle anlamına geliyordu. Bu eksenin Suriye’de hakimiyeti ele geçirme olasılığının belirmesi, Mısır’dan Suriye’ye uzanan bir İhvan zincirinin oluşması ihtimaline yol açtı.

İsrail’in Gazze’ye yönelik son saldırısının arka planındaki bölge, politik düzlemi ana hatlarıyla böyleydi. Gazze’den fırlatılan roketler kadar İsrail seçimlerinin yaklaşıyor olması da bu zorunluluklar zemini üzerinde rol oynayan rastlantılardan ibaretti. İsrail, Hamas’ın iktidarlaşma yönelimini vurdu.

Hamas’ın yanıtı görkemliydi. Tel Aviv’e kadar uzanan bir menzile fırlatılan 600 füze! Gerçi, İsrail’in Demir Kafes füze kalkanları bu füzelerin hemen tümünü yere düşmeden vurmayı başardı. Ama İsrail’in başkentine birçok Filistin füzesinin düşmüş olması, psikolojik ve moral açıdan Filistinlilere mal olan bir ulusal zafer duygusu yarattı. On yıllardır Filistin’i hesapsızca bombalayan orduyu alkışlayan İsrailli sivil nüfusun 10 dakikada bir çalan sirenlerle sığınaklara girmesi, Filistin halkına kıvanç duygusunu yaşattı. Uzun bir süredir yapılmayan feda eyleminin de Tel Aviv’de yapılması bu zincire eklendi. Hamas, yeni askeri araçlarıyla “oyunun kurallarını” belirleme ayrıcalığını İsrail’in elinden aldı. Savaşın tek yanlı bir biçimde sürdürülmesine izin vermedi. Bu duruşuyla Hamas, gerileyen halk desteğini tazeledi.

İsrail’in katliamları kuşkusuz yine bir insanlık dramı yarattı. 100’ü aşkın Filistinli katledildi. İsrail jetleri dünyanın kalabalık nüfuslu bölgelerinden birisi olan Gazze’ye her gün ölüm yağdırmaya devam ediyorlar. Gazze’de yaşayan Filistinlileri yaşatabilecek yegane güç, dünya halklarının dayanışmasıdır.

Türkiye’nin bu denklemdeki yeri, geleneksel İsrail yandaşı devlet siyasetinin sürdürülmesi ile AKP’nin politik İslamcı enternasyonalizmi arasındaki bir gerilimle belirlenmektedir. Bir yandan Türk burjuva devleti kurumsal yapısıyla İsrail’le her türlü ilişkiyi sürdürmektedir. Diğer yandan ise Başbakan Erdoğan, Hamas’a sahip çıkma temelinde Mısır’la birlikte İsrail’i eleştirmektedir. İsrail saldırısının durdurulması için girişimde bulunmaktadır. Bu amaçla Netanyahu’yu, hatta Obama’yı eleştiriyor, kınıyor.

Burada Erdoğan’ın gerçekte neyle ilgili olduğunun iyi ayırt edilmesi gerekiyor. O, tıpkı Suriye’de olduğu gibi, meseleye politik İslam (özelde de Sünni politik İslam) kardeşliği temelinde yaklaşıyor. Suriye’de emperyalizmin ve siyonizmin çıkarlarına hizmet ederken, onlarla politik çelişme halindeki Esad rejimini yıkmak için var gücüyle çalışırken, Filistin’de onların terörist ilan ettiği Hamas’ı savunuyor. Burada AKP iktidarı ve Erdoğan, emperyalistlerin bölge politikalarının genel çerçevesinin zemininde kalmak koşuluyla kendi güç hesabını yapıyor. Kendi bölgesel politikasını uygulamaya çalışıyor. Arap ülkelerinde ortaya çıkan siyasal değişimler ve son 10 yılda Türk ekonomisinin yaşadığı büyüme, AKP’ye böyle bir hareket sahası sunuyor.

Filistin halkının gerçek dostu olan Türkiye halkları ise henüz bu vahşete gereken düzeyde bir dayanışma yanıtını verebilmiş değil.

* Atılım Gazetesi’nin 23 Kasım 2012 tarihli 39. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 30 Kasım 2012, Cuma 10:58
Kategoriler: Kardeşçe, Makaleler