Ses ver savaşı durdur

DURİYE SEZGİN

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele günü nedeniyle kadın bedenine ve kimliğine yönelik şiddete karşı sokaklarda olacağız.  Kadınlar olarak yoksulluğa, tacize, tecavüze, kadın cinayetlerine ve savaşa karşı, şiddetsiz ve savaşsız bir dünya özlemimizi haykıracağız. Dünyada yaşanan tüm savaşların kararlarını alan ve başlatan işgalci, sömürgeci erkek iktidarlara karşı “Ses ver savaşı durdur” diyeceğiz.

Erkek zihniyetinin egemen kılındığı bu savaşların karar aşamasında, bizlerin ne söylediği, ne düşündüğü sorulmaz bile. Fakat savaşın  sonuçlarını da  en ağır biçimde biz kadınlara yüklerler.

Bugün “düşük yoğunluklu savaşlar” diye tarif edebileceğimiz, yetmiş beş savaşın yıkıntıya çevirdiği bir dünyada yaşama savaşı veriyoruz. Silahlı savaş olgusu, bir yanıyla silah patronlarının kasasını doldururken, diğer yanıyla ama en başta da kadın bedenini bir savaş aracı olarak kullanılmaktadır. Çünkü savaş, sistematik tecavüz, cinsel kölelik, rehin alma ve gebeliğe zorlamak olduğu tarihsel  bir sonuç olarak  verilerle kanıtlamıştır.

Savaşlar sürdüğü müddetçe bundan beslenen şiddet türleri de derinleşir. İşgal edilmiş topraklar, kadın bedeni üzerinden zaferle taçlandırılır. Toprakları yağmalanmış bir ülkenin kadınları da yağmalanır. Tam bir erkek egemen zihniyetle işgalci emperyalist terör estirilir. Ve cinsel saldırı, tecavüz bir savaş stratejisi olarak kullanılır. Kadının yaşına, görünüşüne bakılmaz. Çocuk, anne ya da gebe olması değiştirmez bu saldırganlığı.

Fransa-Vietnam Savaşı’nda cinsel saldırı, tecavüz tam bir savaş stratejisi olarak kullanıldı.

Fransız  ordusu, Vietnamlı erkeklere fiziksel şiddet kullanarak Fransa ordusuna yazılmasında ve sömürgeci  sistemi zorla benimsetmede bir  güç uygularken, kadınlara ise cinsel şiddet uyguladı.

Bu savaşta Fransa; sömürgeci gücün üstünlüğünü kanıtlamak için özellikle hamile kadınları hedef aldı. Hamile kadınlara tecavüz ediliyor, önce bebekleri sonra kendileri öldürülüyordu. Böylece, hem doğacak düşman ortadan kaldırılıyor hem de geleneksel olarak ailesini koruması beklenen erkekler de küçük düşürülmüş oluyordu.

Yine Pasifik Savaşı sırasında cinsel şiddete maruz kalan Avrupalı ve Asyalı kadınlar, cinsel şiddetin odağı olmuşlardı. Hong Kong’da sadece bir ay içinde 10 bin kız çocuğu ve kadın tecavüze uğradı.

1995’ten 2003 yılına kadar Kongo’da süren çatışmalarda, hem kadınlar hem erkekler şiddet, tecavüz ve işkenceye maruz kaldı. Tecavüz sonrası hamile kalan kadınların yüzde 80’ni 18 yaş altındaki kız çocuklardan oluşuyordu.

1992-1995 yılları arasında Yugoslavya’daki soykırımcı etnik savaşta kadın bedenine yönelik cinsel saldırıda 20 bin Bosna’lı Müslüman kadın tecavüze uğradı. Bu kadınların bir çoğu, kendi iradeleri dışında çocuk doğurmak zorunda bırakıldı.

Daha yakın bir tarihe baktığımızda, ABD’nin Afganistan ve Irak işgalinde, askerlerin kadınlara tecavüzleri sistematik olduğu bilinen bir gerçekliktir. Ebu-Garip hapishanesinde tutsak kadınların yolladığı mektuplarda yaşanılan tecavüzlerin ve cinsel saldırıların ifşa edilmesinden sonra, bu cinsel saldırıların fotoğrafları dünya kamuoyuna yansıyabildi. Emperyalist ve gerici savaşlar devam ettiği sürece bundan beslenen şiddette, her zaman kadın bedenine yönelecektir. Savaşın kadın bedenine yönelik saldırısı,  bu yazıya sığdıramayacağımız örneklerle doludur.

Bugün açısından coğrafyamıza baktığımızda, yaşanan savaşın kadınların yaşamını katmerleştirerek zorlaştıran ağır toplumsal, siyasal ve ekonomik  sonuçlar yaratmaya devam etmekte olduğu  görülmektedir.  Geçmişte sömürgeci devletlerin uyguladığı cinsel saldırı, bugün AKP eliyle artarak sürdürülmeye çalışılıyor. AKP, Kürt kadınlarını doğrudan saldırı hedefinde tutarken,  batıdaki emekçi kadınların barış talepli en demokratik  özlemlerini seslendirmelerini ve hak arayışlarını savaş hukuku işleterek susturmaya ve bastırmaya çalışıyor. Halen, KESK’li 14 sendikacı kadın tutuklu. Siyaset yapma hakkı elinden alınan yüzlerce Kürt kadını da tutuklu. Sömürgeci kirli savaş hukukunu işleten AKP, bir yanıyla seçilmiş BDP’li kadın vekiller üzerinde  en çirkin  psikolojik savaş söylemleriyle cinsel saldırılarını sürdürüyor, diğer yandan ise bu politik simgeler üzerinden  Kürt kadınlarını hiçleştirmeye çalışıyor. AKP’nin eril saldırganlığına karşı ulusal aidiyet duygusu ve savunusuyla sokakları tutuşturan, hapishane önlerinde tutsakları yalnız bırakmayan  Kürt kadınların, gaz, tazyikli su, job, gözaltı gibi birçok saldırının doğrudan hedefi haline gelmesi nedensiz değildir.  Yok sayılan kimlikler ve işgal edilmiş topraklar  ancak ve ancak kadınların susturulmasıyla olanaklıdır. Kadınların direngenliğini kırmak başlıca amaçlarıdır.

Bu anlamda, milyonlarca kadın sesinin savaşa karşı barikat olması, 25 Kasım’ın içeriğinde önemli bir yerde durmakta.

Savaşın tetiklediği erkek devlet şiddetine, tecavüzüne, kimliksizleştirmesine karşı evlerden, fabrikalardan, okullardan, çalışma alanlarından alanlara akmanın zamanıdır. Şiddetin yüzde 1400 arttığı, savaşın kol gezdiği bu coğrafyayı değiştirecek güç ve iradeye sahip olduğumuzun resmini hep birlikte gösterelim. Ses verelim savaşı birlikte durduralım!

* Atılım Gazetesi’nin 23 Kasım 2012 tarihli 39. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 30 Kasım 2012, Cuma 11:02
Kategoriler: Makaleler, Özgür Kadın