Ölüm mü çözüm mü?

SONER ÇİÇEK

PKK Genel Başkanı A. Öcalan’ın çağrısıyla bitirilen açlık grevi eyleminin yankıları sürerken, çözüm ve müzakere noktalarına odaklı tartışmalar bunların en başında geliyor. Aradan geçen yaklaşık iki haftanın ardından açlık grevinin talepleri arasında yer alan ‘anadilde savunma’ sorununun kadük ‘çözümü’ dışında, devlet ve hükümet cephesinden hiçbir somut adımın atılmamış olması, beklentiye tahammülü olmayan Kürt halkı ve ezilenlerin cephesinde öfke büyütmeye, daha büyük patlamaları mayalamaya devam ediyor. Hükümet kurmayları her ağızlarını açtıklarında açlık grevlerinin bitmesinin ardından halklarımızda oluşan çözüm beklentili atmosferin çanına ot tıkayan demeçlerden geri durmuyorlar. Başbakan Erdoğan ve AKP sözcüleri hala her fırsatta Kürt halkına, vekillerine, temsilcilerine hakaretler yağdırmaya devam ediyor.

Açlık grevi sürerken, çaresizliği ve sıkışmışlığı zehirli diline dolanan Erdoğan geçtiğimiz hafta İspanya’ya hareketinden önce Ankara Esenboğa Havalimanı’nda yaptığı açıklamada yine zehir kustu. “Dokunulmazlık zırhına bürünen bu zevatla ilgili kararımızı dokunulmazlıklarını kaldırılmak suretiyle vereceğiz. Ondan sonrası artık yargıya ait” diyerek, hem hakaret etti hem de çözümün neresinde durduğunu göstermiş oldu. Bu açıklamalardan, hükümetin açlık grevleri ertesinde, Kürt sorunu ekseninde aslında bir yol haritasına sahip olduğunu, bu yol haritasında atacağı ilk ‘somut adımlardan’ birinin de BDP’li vekillerin dokunulmazlıklarını kaldırmak olduğunu anlıyoruz!

Peki başka neler var, Hükümetin yol haritasında?

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Kürt halkının temel taleplerinden biri olan anadilde eğitimin mümkün olamayacağını da belirttikten sonra, Öcalan’ın yargılandığı ana davanın bitmiş olduğu için avukatlarıyla görüştürülmediğini, yargılandığı diğer davaların “çerden çöpten açılan davalar” olduğunu ve bu nedenle görüşmesini gerektiren bir şey olmadığını iddia ederek, aslında Kürt sorununun çözümünün karşısına dikilen engellerin ne kadar ‘çerden çöpten’ olduğunu göstermiş oldu.

‘Çerden çöpten’ gerekçe ya da engellerin belki de en önde geleni kuşkusuz ‘bozuk koster’dir! Peki gerçekte kimsenin artık inanmadığı böyle bir gerekçeyi Hükümet neden ısrarla öne sürmektedir? Hükümet, halkların zekasına açıktan açığa hakaret etmeyi göze almamışsa eğer, koster konusunda zerre kadar inandırma çabası içinde olmadığı mesajı veriyor demektir. Ve demek ki, burada kasıt vardır. Zira açlık grevlerini ‘şantaj’ olarak niteleyen Başbakan Erdoğan, asıl şantajı İmralı sistemiyle sürdürmektedir.

Demek ki hükümetin kosteri değil niyeti bozuk! Demek ki Hükümetin yol haritası çözümsüzlükten ibaret.

Açlık grevlerinden sonra gerek somut talepler karşısındaki tutumu, gerek Başbakan Erdoğan’ın dokunulmazlık konusunda olduğu gibi spesifik BDP düşmanlığı, gerekse yeniden tırmandırılan ‘KCK operasyonu’ etiketli kitlesel tutuklama saldırıları, AKP Hükümetinin niyetini ve yol haritasını ele vermektedir.

İmralı’da süren tecridin, sürecin kilit sorunu olduğunun herkes farkında. Eğer barışa bir yol uzanacaksa, illaki bu sorunun çözülmesi gerektiğini başta Kürt halkı olmak üzere barışı isteyen herkes bağıra bağıra söylüyor. Açlık grevleri sayesinde bir çelişki, çözülmeyi bekleyen bir paradoks ilk kez bu kadar net biçimde gün ışığına çıktı: Muhatap olan tecritte! Bu çelişki çözülmediği ve bir tarafı milyonlar tarafından tekrar doğrulanan bu denklem değişmediği müddetçe Kürt sorununun çözüm olanağının olmadığı açıktır.

Şimdi iki yol uzanıyor önümüzde: Biri barış ve müzakereye çıkıyor, diğeri daha çok kan ve gözyaşına. Hangisini seçeceğiz? Kürt halkı, tutsak evlatları ve siyasi temsilcileri ısrarla barış ve müzakere yolunu zorlarken, hükümet çözümsüzlük kuyusunda debeleniyor ve halklarımızı her geçen gün içi kan dolu bu kuyuya çekiyor. Türk işçi ve emekçileri bu kanlı denklemi, barışın ve eşitlik temelinde bir kardeşliğin lehine bozmalı.

Başka yol yok!

* Atılım Gazetesi’nin 30 Kasım 2012 tarihli 40. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 7 Aralık 2012, Cuma 12:06
Kategoriler: Kardeşçe, Makaleler