Retorik saldırı

SAMİ ÖZBİL

Dışişleri Bakanı, Gazze’de bir de kendi çaresizliğine ağlıyordu. Aynı sıkıntı, iktidar partisi liderini öfke dozajı artmış bir konuşmaya itmişti. Kendilerince içten olduklarını iddia edebilirler ancak tavırlarında esaslı bir sahicilik sorunu olduğu ortada. Rüzgarı arkalıyorlar, fırtına dinince eski tas eski hamam, devam ediyorlar. O arada devşirebildikleri oy, çelebildikleri zihin yanlarına kar kalıyor.

En taze örnek SAG süreci. Ettiği laflar iktidar partisi liderinin kendi taraftarlarında bile tepki yarattı. Öncesi de var: ‘Kendine Müslümanlık’ nedeniyle diğer inançları aşağıladı. Roboski’ye ağlamak bir yana generallere teşekkür eden, “sokaklardaki kadın ve çocuk bile olsa gereğini yapın” diyen, Malatya’ya kalkan kurdurarak İsrail’in güvenlik şefi gibi davranan, Suriye’ye karşı NATO’dan partiot füzeler isteyen bir iktidarın inandırıcılık sorunu olmayacak da kimin olacak?! Hele İsrail’e karşı kahraman edası takındığı gün, jandarma Roboski’yi basıp köyü talan ediyorsa.

Siyonist İsrail sömürgeci bir devlet. Şu anda Ortadoğu’da yaşananlar İsrail’in aleyhinde. O da saldırmazsa yıkılacağı paranoyasıyla gemi azıya almış vaziyette. Tarihi katliamcılıkla biliniyor üstelik, bugün bile, o denli dezenformasyon yapıyor ki, sanki Filistin’i vuran değil de kendisini müdafaa eden bir devlet algısı yaratmaya çabalıyor.

Filistin’in özgürlük mücadelesi, eskiden beri her tür biçimlerle Türkiyeli devrimcilerce koşulsuz desteklendi. Bu uğurda İsrail’le çatışıldı, kayıplar verildi. Bugün bile Türkiyeli devrimcilere dönük polis operasyonlarında, 90’lardaki katliamlarda MOSSAD’ın parmak izi varsa, nedeni budur. Bizim, yani Türkiyeli devrimcilerin İsrail siyonizmi ile “husumeti” uzlaşmaz karakterdedir.

Söylemeye bile gerek yok; Türkiyeli devrimciler bu uğurda mücadele ederlerken, bugünkü iktidarın, yaşı yeten üyeleri ile destekçileri o yıllarda devrimcilere saldırıyorlardı ve Filistin davasına biganeydiler. Şimdi mesele, biraz da iç siyasette rant getirince hep beraber yüksek perdeden konuşuyorlar. Aslında bunu dahi başaramıyorlar. Obama “İsrail’le görüşün” diye buyurunca, buna karşı çıkabilecek mecalleri dahi yok.

Hal böyle olunca belagatle durumu kurtarmaya çalışıyorlar. Halkın tümü Filistin davasının arkasındadır çünkü. Duyan İsrail’le harp edildiğini sanır. O kadarını kimse beklemez pragmatik bir iktidardan. Madem acınız sahici ve bunun pratik karşılığı var, hadi o zaman ABD ve İsrail diplomatlarını sınır dışı edin, ekonomik askeri anlaşmaları iptal edin, NATO’dan patriot dileneceğinize oradan çıkın da görelim!

“O kadar uzun boylu değil”, değil mi? Uluslararası tekeller, büyük sermaye ne der sonra? Fincancı katırlarını ürkütmek bile gelmez elinizden. ABD ciddiye almıyor iktidarınızı ve hamasetin “retorik saldırı” olduğunu söylüyor. Türkçesi “lagaluga yapıyorsunuz!” ya da “Gürlüyor ama yağmıyorsunuz!” İç politikaya oynamayı bırakın; gerçek tam da böyle; çaresizsiniz! İnkar ediyorsanız gereğini yapın, gösterin. Tek umutları var: Ortadoğu’da herkes birbirleriyle çatışarak zayıflasın ve bir rol model olarak kendileri ortaya çıksın! Dingin bir Ortadoğu değil, onlara mecbur bir Ortadoğu istiyorlar.

İktidar, edebiyatta, sanatta kullanılan ve esası izleyicinin oyuncuyla özdeşleşerek rahatlaması, arınması olan “katharsis” etkisini, en cömert biçimlerde politikada kullanıyor. ‘Herkesin hissine tercüman’ olan iktidar partisi lideri, milyonların öfkesini bu yolla boşaltmış oluyor. Barut fıçısına dönmüş milyonlar, aynı anda, kendilerini iktidar partisi liderinin kürsüsünde buluyor, o konuştukça ‘bravo’ diyor, gözyaşı döküyor, sabah İsrail’e karşı savaş ilan edileceği fikriyle uyuyor ve sonraki gün o “katharsis” sayesinde ‘kuşlar kadar hafif, özgür’ devam ediyor yaşamına. Zamanla komik, satıcı, yabancılaştırıcı, sahici bir acıya bakamama kataraktı musallat oluyor insanlara. İktidarın umduğu ve körüklediği tam da bu. Yoksa milyonlarca emekçi bugün sokağa çıkıp İsrail’le ilişkili adreslere yönelse onları coplayıp gazlayacak olan iktidarın zaptiyesidir.

“Başkasının acısına basmak” diyordu Susan Sontag… Türlü sebeplerle ezilen, Kürt halkından Türkiye’nin emekçilerine, onlarla iletişim halindeki entelektüellere dek “3. cephe” bileşeni milyonların, çok cılız katılımlar bir tarafa, İsrail saldırganlığını sokaklarda yanıtlamaması, mesela Amed’in, İstanbul’un meydanlarını on binlerin doldurmaması kaydedilmelidir. Dünyanın neresinde olursa olsun bir mazlumun yüzüne atılan tokadı yüzünde hisseden, bunun teori ve pratiğini zengin biçimlerde gösteren devrimcilerin, sosyalistlerin ayak izlerini takip eden nefesi diri, kalbi kavi herkesin bir de meselenin bu tarafına dair düşünmesinde çok fayda var. Uzun sürmüş refleks körelmesi ya da kalp kireçlenmesiyle nihayete erme riski yabana atılmamalı.

* Atılım Gazetesi’nin 30 Kasım 2012 tarihli 40. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 7 Aralık 2012, Cuma 12:11
Kategoriler: Makaleler, Rota