Politik İslam-AKP II

28 Şubat’la birlikte “Siyasal İslamın etkisizleştirilmesine yönelik bir dizi hamle başarısızlıkla sonuçlandı. RP’nin (Refah Partisi) hükümetten düşürülmesi ve kapatılması, yerine konulan FP’nin (Fazilet Partisi) de kapısına kilit vurulması işe yaramadı. Bunun üzerine partiyi bölerek etkisizleştirme yoluna gidildi. Böylece, İslami parti elimine edilerek, yumuşatılacaktı. 28 Şubat’ın bölme ve yumuşatma harekâtı başarılı oldu. Ama bu yolla İslami akımın zayıflatılması hedefi başarıya ulaşmadı. 28 Şubat’ın ürünü olan AKP, siyasal İslamcıların toplaşma merkezi oldu. AKP’nin söylemindeki değişme onu siyası İslamcı bir parti olmaktan çıkarmadı.

TARİHİN İRONİSİ

AKP’nin RP gibi katı bir İslamcı parti olmaması yalnızca “takiye” ile açıklanamaz. Bu, sermaye oligarşisi dışında kalan büyük burjuvazinin çıkarları her geçen gün büyük burjuvaziyle biraz daha örtüşen orta burjuvazinin üst katmanlarının yönelimiyle ilgilidir. Emperyalist tekellerle birleşme bu sermaye grubu için de geçerlidir. Bu nedenledir ki, İslamcı partinin her iki kanadının da antitekelci antiemperyalist söylemi terk etmesinin maddi temelleri vardır. İslamcı burjuvazinin Amerikancılığı ya da batıcılığı daha açık savunan AKP’ye ağırlıklı olarak dümen kırması, bu gerçekler ışığında değerlendirilmelidir. Denilebilir ki; 28 Şubat, siyasal İslamcı bir partinin çıkarları düne göre farklılaşan, sermaye oligarşisinden ve devlet yönetiminden dışlanmak istenen, kendini İslamcı ideolojiyle tanımlayan burjuvazisinin sınıfsal çıkarlarını İslamcılık örtüsü altında dile getiren toplumsal tabanın taleplerine daha uygun İslamcı modernleşmeye açık yeni bir İslami partinin doğumuna ebelik etmiş, dahası bu kesimin bir temsil krizi yaşamasının engellemiş, geçişi hızlandırmıştır. Bu da, tarihin ironisi olsa gerek. Yine de, İslamcı bir partinin devleti yönetmeye aday bir kuvvet toplaması devletin yönetici erkini tedirgin ediyordu. Generaller kendi elleriyle yarattıkları partinin hızla kitleselleşmesi karşısında telaşa kapılmış, bu kez partiyi yıpratmak için bin bir türlü dalavereye başvurmuştu. Ne var ki bu yönden attıkları her adım AKP’yi güçlendirmekten başka bir sonuç doğurmadı.”

Yukarıdaki değerlendirmeyi, 2002 Kasım seçimlerinin hemen ardından yapmışız. (Teoride Doğrultu, Kasım-Aralık, Rejimin İflası) AKP’nin hangi tarihsel koşulların ürünü olarak ortaya çıktığını hatırlamakta fayda vardı.

AZRAİL OLAYIM DERKEN CEBRAİL OLMAK

Devletin o günkü yönetici erki ordu, politik İslamın Azrail’i olmak isterken onun Cebrail’i (vahiyle ulaştırıcı melek) oldu. Bilhassa Özal döneminde emperyalizmle yeni tipte entegrasyon, yabancı sermayeye kapıların ardına açılması, özelleştirme, serbest döviz, ithalat kısıtlamaların azaltılması, ihracata dönük yeni ekonomi inşası ve politikalar kapitalistleşmeyi hızlandırdı. Avrupa’nın o zamanların en köylü ülkesi Türkiye’nin toplumsal hayatındaki değişim alt üst edici derecede süratlendi. Geleneksel küçük mülk sahibinin etkin varlığı irtifa kaybetti. Yarı proleterleşmiş yığınlar, daha büyük kitleler halinde büyük şehirlerin varoşlarına aktı. “Açık pazar” ekonomisi iç pazar oluşumunu hızlandırdı. Dünün geleneksel orta burjuvaları dönüşüme zorladığı gibi yeni burjuvaların ortaya çıkmasının yollarını döşedi. Artık kent ve kasabaların görece zayıf iç pazarı ile sınırlı ve sermaye oligarşisini sıkıştırtan rekabetiyle gelişme şansı kösteklenmiş bir orta burjuvazinin yerine, sermayesi ölçüsünde dış pazarlara açılabilen, uluslararası tekellerin ve sermaye oligarşisinin taşeronu, tedarikçisi, üreticisi, pazarlamacısı olarak onların bağımlı uzantısı haline dönüşen kimisi büyük burjuvalaşan orta burjuvazinin üst katmanları geçiyordu. Alt orta burjuvazi de ancak kendi üstüyle bağlantı içinde pazarda varlık şansı bulabilecekti.

Böyle olduğu içindir ki politik İslamın bir önceki döneme ait söylemi (iç pazarda sermaye oligarşisi ve uluslararası tekellerin tekelci etkinliğini zayıflatma, dış pazarda batının hegemonyasının daha az hissedildiği bir özerk alan yaratma çabası) gerçekte dönüşüm halindeki bu burjuva tabakaların çıkarlarıyla eskisi gibi örtüşmüyordu artık.

TEMELDEKİ DÖNÜŞÜM BİLİNÇTEKİ DEĞİŞİM

Ne ki maddi temeldeki dönüşümlerin zihindeki yansıması aynı hızla ve otomatik olarak gerçekleşmez. Üstelik “maddi temel” tekil bir durum değil. Sınıflı toplumlarda “toplumsal maddi gerçeklik” farklı ekonomik çıkarlara sahip sınıf ve katmanların çelişkili-çatışmalı birleşik hareketidir. Tüm bu çelişki ve çatışmaların ideolojide hemen birebir yansımasını ve örtüşmesini aramak hatalı olur. Sınıfların politik temsilcileri de farklılaşmakta olan çıkarlarını bildik eski ideolojik silahlarıyla savunmaya girişirler. Ama artık eski ideolojik çerçeve esnetilerek yeni çıkarları kopuşmaya uygun hale getirilir. Ekonomik çıkarlar, politik tutumlar ve ideolojiler formuna bürünerek çatışır ya da ittifak kurar. Sonuçta, evrilmekte olan maddi temele uygun olarak politik tutumlar ve ideolojiler de evrim geçirir. (Konumuz gereği devrimsel değil evrimsel dönüşümlerle ilgili olduğumuz unutulmasın)

TARİH ŞAKACIDIR BAZEN

Böyle anlarda tarih şakacı yanıyla görünür. Rakibin başını gövdesinden ayırmak için sallanan kılıç onun bir türlü kopuşamadığı eski biçim ideolojik zincirini kırıverir. 28 Şubat sürecinde ordu-politik İslam ilişkisi de biraz böyle oldu. Sınıf çıkarlarını politik İslami ideoloji altında dile getiren burjuva tabakanın geleneksel varlık yapısı dönüşüme uğramaktaydı. Ama eski varlık koşullarının ürünü olan politik İslami söylem bu dönüşüme ayak bağıydı artık. Ordu, politik İslama en sert darbeyi indireyim derken onu önceki biçimine uygun politik -ideolojik bağdan kurtardı.

ERBAKAN’LA ERDOĞAN’IN FARKI

Erdoğan ve Erbakan arasındaki fark; tam da bu gerçekliği anlama ve kendini ona uygun hale getirmede ortaya çıkar. Erbakan, eski gömleği çıkarmadan yeni gerçekliğe ayak uyduramayacağını anlayamadı. Erdoğan ise gömlek değiştirmede hiç de tutucu olmadığını gösterdi. Ama Erbakan isteseydi de gömleği değiştiremezdi herhalde. Çünkü, Türkiye’deki burjuva politik İslamın o güne kadarki genetik yapısına biraz da içeriğini veren oydu. Eski, kendi kendini evrimleştiremez. Evrim, eskiden ayrışarak yeni koşullara uyum sağlama beceri gösterenlerin harcı olabilir. AKP, burjuva politik İslamın yeni evrimsel halidir.

ŞANS MELEĞİNİ UNUTMAMALI

Yine de AKP gerçeği bunlardan ibaret değil. Zira AKP’yle birlikte politik İslamın kitle desteği bir anda iki katına ulaştı. Rejim krizi ile üst üste binen ekonomik kriz, geleneksel burjuva partilerin toplumsal desteğini eritmişti. AKP tam da bu süreçte boy verdi. AKP, emperyalist küreselleşme politikalarıyla uyumlu hatta bu yönde hırslıydı. Böyle olmak zorundaydı da. Yalnızca ekonomik çıkarları bunu gerektirdiğinden değil fırsat bulduğunda kendisini çiğ çiğ yemek isteyen ordunun darbeci kanadından kendini korumak için daha güçlü dayanak noktaları edinmek zorunluluğundan da geliyordu bu. Diğer yandan, AKP, kitleleri düzene bağlamada “yeni umut” kapısıydı. Her iki nedenle de AKP emperyalizmle sermaye oligarşisi için elverişli bir partner olabilirdi, oldu da.

DEĞİŞİMİ ANLAMAYAN TARİH OLUR

Eğer emperyalizm ve sermaye oligarşisi AKP’yi arkalamasaydı, AKP’nin orduya yem olması hiç de zor olmayacaktı. Bir kısım ordu generalleri bu yeni durumu kavrama yeteneği gösteremediler. Eskisi gibi cuntacılığa, darbeciliğe heveslendiler, oysa dün onların arkasında olanlar şimdiden AKP’nin koruyucusuydular. Yine üniformalı ve apoletliydiler. Güçlerinin buradan geldiğini sanıyorlardı. Yine kılıçları bellerinden sarkıyordu. Kılıç çekmeye heveslenenler oldu. Gördüler ki; kırıktı kılıçları, kırık kılıçlı generaller birer karikatürdü şimdi, burunları sürtüldü. Anlamış olmalılar, üniforma ve apoletin kendi başına gücün kaynağı olamayacağını.

HALK DESTEĞİ

AKP, elverişli koşulları değerlendirdi. Ama aynı zamanda bu koşulları üretmeyi de başardı. Aksi taktirde oy oranını yüzde elliye çıkaramazdı. Bu halk desteğini, bütünüyle politik İslama eğilim ya da gericiliğe meyletmek olarak anlamak, Kemalist dar kafalılıktan öte bir şey değil. Dün RP ve DYP ANAP arasında bölünmüş oylar, bugün AKP’de toplanmış bulunuyor. Onun başarısı bu kapsayıcılığından geliyor. MHP’yi de bir hayli törpüledi, şimdi onu da kendinde eritme çabalarını yoğunlaştırma derdinde. AKP’nin, sermayenin çıkarlarına “tam uyum” içinde hareket ettiği açık. Ama ona yönelmiş halk desteği bununla açıklanamaz. Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal sistemi öylesine çürümüş, öylesine halk düşmanı karakter kazanmıştı ki, AB normları doğrultusunda demokratik hak ve özgürlüklere dair sınırlı adımlar ve halk yararına sunulan sıradan devlet hizmetleri, büyük hamleler olarak algılanageldi. Bu, bilhassa Türk halk kesimleri içinde “umut ve ilerleme” duygusunu besledi. AKP şimdilerde bu duyguyu üretmekte zorlanıyor artık. Onun “iç sıkıntı”nın başlıca nedeni bu.

* Atılım Gazetesi’nin 14 Aralık 2012 tarihli 42. sayısında yayımlanmıştır.

 

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 21 Aralık 2012, Cuma 13:26
Kategoriler: Makaleler, Teori