Politik İslam-AKP III

ARİF ÇELEBİ

AKP’NİN KENDİ VARLIK MİSYONU

AKP’nin kendi varlık misyonu, burjuva politik İslamı devletleştirmek, daha doğrusu devlet yönetiminde burjuva politik İslama yer açmaktı. Aşama aşama bu yolda ilerlendi. Devlet idaresini tekilinde bulundurmakta ısrar eden, bunu korumak için darbeciliğe yeltenenleri AKP, emperyalizm ve sermaye oligarşisiyle kurduğu blokun desteğiyle geriletmeyi ve alt etmeyi başardı. Yüzlerce üst düzey ordu subayının darbecilikle ve ‘terör örgütü’ kurmakla suçlanarak tutuklanması, kuşkusuz önemli bir adım.

Eğer bu, AKP’nin kendi gücüne, etkinliğine dayanarak yaptığı bir hamle olsaydı, devrimsel bir anlamı olabilirdi. Ve üstelik bir kez bu işe girişildi mi sonuna kadar gitmek zaruri hale gelirdi. Zira ordu, bu çapta bir tasfiyeye “kaderimse razıyım” diyerek öyle kolayca boyun eğmezdi.

İPLER KİMİN ELİNDE?

Ama zaten ordu içindeki tasfiyenin önünü açan ABD ve sermaye oligarşisiydi. Tabi burada belirleyici olanın ABD olduğunu hatırlatalım. Tasfiyenin sınırlarını çizen de, orduyu karşı hamle geliştirmekten de alıkoyan da esasen ABD oldu. ABD, kendi ekseninin dışına çıkma eğiliminde olanların üzerine gitmede AKP’yi cesaretlendirdi, siyasi olduğu kadar istihbari desteğini sundu. AKP, ABD ve sermaye oligarşisinin himayesi altında devlet yönetiminde söz sahibi olabildi. Bunu, kendisine biçilen tarihsel misyonu yüklenerek başarabilmişti.

AKP’NİN TARİHSEL MİSYONU
Türkiye’nin emperyalist küreselleşme doğrultusunda ekonomik olduğu kadar siyasal dönüşümünü hızlandırmak, AKP’nin tarihsel misyonu oldu. AKP’nin ve onun liderinin, bu misyonun becerikli aktörleri olageldikleri açık. Ama adı üstünde, “aktör”, senaryo ve yapımcının bağımlı bileşenidir. “Aktör” ne kadar yetenekli olursa olsun, “film” bir yerde biter.

Burjuva faşist devletin emperyalizmle yeni tipte entegrasyona uygun olarak dönüştürülmesi, emperyalizm ve sermaye oligarşisi için bir zaruret haline gelmiştir. Ordu partisi ise yönetim ayrıcalıklarını kaybetmek istemiyordu. Bu durumda rejimin yeniden yapılandırılması, ordunun devlet yönetimi üzerindeki gücünün kırılması ile sağlanabilirdi. Öyle de oldu. MGK’nin yönetim içindeki yeri zayıflatıldı. Parlamentonun ve hükümetin yetki alanı genişletildi. Hukuk, üniversite, MİT ve diğer yürütme araçları üzerinde ordunun eski ağırlığı kalmadı. AKP, bu alanlarda kadrolaşmaya hız verdi.

AKP KENDİ KONTRGERİLLASINI MI İNŞA EDİYOR?
Kadrolaşmadan yola çıkarak “AKP kendi kontrgerillasını inşa ediyor” sonucuna varmak, AKP’ye olmadık güçler atfetmek olur. Kontrgerilla, emperyalizmin önce iç devleti, sonra iktidar organı olarak hizmet etti. Şimdilerde budandı ve kontrol altına alındı. Mesele bundan ibaret. AKP’nin kendi kontrgerillasını inşa etmesi emperyalizme rağmen olabilir ki; AKP’nin istese de bunu yapabilecek ekonomik-siyasi-askeri güçlere hükmetmediği açıktır. AKP, hükümet olanaklarını kullanarak kadrolaşıyor. Yarın hükümetten düştüğünde yerine gelen de kadrolaşacaktır. Üstelik yeni kontrgerilla inşa etmek, eskisinin dağıtılmasını gerektirir. Oysa, henüz ne özel harp dairesi ne de JİTEM açığa çıkarılıp dağıtılmıştır. AKP’nin asıl çıkmazı ise bir kez devlet içindeki varlığını ABD ve sermaye oligarşisi sayesinde sağlama alınca geri kalan faşist kontrgerilla aygıtları ve kadrolarına ihtiyaç duymasıdır. Silahlı Kürt ayaklanması sürdükçe AKP’nin orduyla dengeli bir uzlaşı içinde olması zorunludur. Nitekim darbeci kanatların tasfiyesinden sonra daha ileri gidilmemiştir. Ordu da, ABD’nin desteği olmadıkça eski konumunu sürdüremeyeceğini anlamıştır. İki taraf için de bir denge siyaseti vardır. Ama dengeyi sağlayan güçlerin, kendi pozisyonlarından öte ABD’dir. ABD ve sermaye oligarşisinin AKP’ye desteğini çekmesi halinde, ordunun “denge bozucu” olarak rol almaya heveslenmesi pekala mümkün. Ya da söz konusu desteği yitirmiş olan AKP’nin “kendi kontrgerillası” olarak tanımlanan kadrolarının saf değiştirmesini veya tasfiye edilmelerini görmek sürpriz olmayacaktır.

ANADOLU BURJUVAZİSİNİN İSTANBUL BURJUVAZİSİNE BAŞKALDIRISI MI?

AKP’yi, Anadolu burjuvazisinin İstanbul burjuvazisine başkaldırısının politik cisimleşmesi olarak görenler de var. MÜSİAD/TUSKON ile TÜSİAD arasındaki çelişkileri bunun kanıtı olarak gösteriyor ve İslami burjuvazinin iktidarı ele geçirdiğinden söz ediyorlar. AKP döneminde İslami burjuvazinin bir hayli palazlandığı açık. Devlet ve belediye bütçelerinden bunların kasalarına akan bir kanal açıldığı da ortada. Birkaç tanesinin tekelci burjuvazinin bir parçası haline geldiği de inkar edilemez. Ama bunların hiçbiri, İslami burjuvazinin sermaye oligarşisini galebe çaldığı, onun yerini aldığı ya da onunla dengeye geldiğini kanıtlamaz. Buna karşın, İslami burjuvazinin yapısal değişime uğradığını ve sermaye oligarşisinin bağımlı uzantısına dönüştüğünü gösterir.
AKP döneminde sermaye oligarşisinin, TÜSİAD’ın ekonomi içindeki oransal payı azalmak bir yana artış kaydetti. Sermaye oligarşisi yalnızca TÜSİAD’dan oluşmuyor, emperyalist tekeller de onun bir parçası. Borsada yabancı sermaye payı yüzde 65’e dayandı. Emperyalist tekeller ve yerli tekelci ortakları ile birlikte sermaye oligarşisi tüm üretim, ticaret ve finans kurumları üzerinde bugün düne göre daha belirleyici denetime sahip. “Anadolu burjuvazisi” ise düne göre onlara daha fazla eklemlenmiş durumda. Dünün “millici”, cemaatçi, “İslam ortak pazarcı” İslami burjuvazisi yok artık. Asıl gerçek bu. İstanbul burjuvazisine karşı Anadolu burjuvazisi üzerine “Kara Murat” efsaneleri üretmek, burjuva ideoloji üretimine katkıda bulunmak, burjuva politik İslamın geçirmekte olduğu dönüşümü kavramamaktan öte bir anlama gelmez. MÜSİAD ve TUSKON’un TÜSİAD’la çelişkileri ne olursa olsun bunların hiçbiri, İslami burjuvazinin, diğer tüm sömürücü burjuva gibi sermaye oligarşisinin bağımlı uzantısı olduğu gerçeğini değiştirmez, tıpkı TÜSİAD’ın da uluslararası tekellerin bağımlı uzantısı olması gibi.

İSLAMİ BURJUVAZİNİN DÖNÜŞÜMÜ
Türkiye’nin burjuvalaşma düzeyi yükseldi. Haliyle orta burjuvazinin üst katmanlarının sermaye güçleri arttı. Toplam sermaye içindeki oransal konumları değişmese de, bu burjuva kesimlerin sermaye güçlerindeki artış onların varlıksal temelini dönüştürdü. Önceden de bahsedildiği gibi, kapalı bir iç pazarda etki alanlarını tekellere rağmen genişletme çabası yerini dünyaya açık pazarda tekellerin uzantısı ya da onların yanı sıra palazlanma çabasına bıraktı. Bu durum emperyalist küreselleşmenin yıkıcı saldırılarına karşı politik İslama sığınan, ona yüzünü dönen emekçilerle, yoksullarla burjuva politik İslam arasındaki nesnel bağları dağıttı. AKP hükümetlerinin alt yapı yatırımları, halk yararına kimi devlet hizmetleri, hükümetle birlikte kimi İslami kuruluşların yardım kampanyaları bu gerçeği bir süre gizleyebildi. Ama artık bunlar da yetmiyor. Ekonomik krizin belirtileri arttıkça, burjuva politik İslamın dönüşümü çok daha açık biçimde ortaya çıkıyor, çıkacak.

KAÇINILMAZ SON
AKP ile burjuva politik İslam devletleşerek kendi varlık misyonunu gerçekleştirmiş oldu. Keza geçirdiği burjuva dönüşümle üzerinde yükseldiği ekonomik-toplumsal temel değişikliğe uğradı. Devletleşen burjuva politik İslamın “devlet çıkarları”nı topluma karşı koruma, savunma çizgisine gelmesi kaçınılmazdı. Oysa devletin kendisi rejim krizindeydi. Merkezinde Kürt sorununun durduğu politik özgürlük yoksunluğu krizin asıl kaynağını oluşturuyordu. AKP, devletin temel yapısını değiştirmeden kimi reformlarla krizi aşmaya yeltendi. Ama bu yoldan aşmak mümkün değildi. Zire kriz, tam da bu tekçi temel yapının kriziydi. Bu nedenle AKP, krizin parçası oldu. İslami burjuvazinin geçirdiği ekonomik dönüşüm de burjuva politik İslamı hakim sınıfların bağımlı uzantısı, onların burjuva fraksiyonlarından birine dönüştürdü.

AKP nezdinde burjuva politik İslam varlık misyonunu gerçekleştirdi, tarihsel rolünü oynadı. Ve tıkandı. Bu tıkanmadan dolayıdır ki, politika üretmek yerine İslami simgeler üzerinden İslami ideolojiyi gündemde tutmaya ve halkı bu yoldan oyalamaya daha çok başvuruyor bugün. Cami-ecdat tartışmasının öne çıkmasının bir nedeni de bu.

BİTTİ

* Atılım Gazetesi 21 Aralık 2012 tarihli 43. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 28 Aralık 2012, Cuma 11:15
Kategoriler: Makaleler, Teori