Bize sesleniyorlar Amed’den…

ÇİÇEK OTLU

Buradayız/ Yine tetik başında/ Kavgadır bu dağlara kazıyoruz/ İnatla/ görsünler/ sen düştün/ binlerce can düştü/ Ama umut düşmedi/ Düşmeyecek…

Bize sesleniyorlar Amed’den…

Umudun öyküsünü yazmalısınız. Hayata baharlar sunmalısınız. Direnci resmetmelisiniz. Ağlamamalısınız. Acıları bal eylemelisiniz. Özgürlüğü fethetmelisiniz. Geleceğe köprü olmalısınız.

Bize sesleniyorlar Amed’den…

Sesiniz yankılanmalı dağlarda, sokaklarda, fabrikalarda, okullarda, evlerde. Yenilmemelisiniz hayata. Ne cellatlara, ne zindan karanlıklarına, ne işkencelere. Bakın; yüz binlerce yürek olmuşsunuz, bizi kucaklıyorsunuz. Gözlerinizdeki umut, özgürlük aşkı cellatlara korku salıyor. Yaralarınızı haykırışlarınızla, zılgıtlarınızla onarmalısınız. Dalga dalga yayılan özgürlük rüzgarı olmalısınız. Damarlarınızı damarlarınıza bağlamalısınız. Öfkenizi, isyanınızı, cüretinizi kuşanmalısınız.

Bize sesleniyorlar Amed’den…

Beritanların, Zilanların, Berivanların destanlarını iyi okumalısınız. Ateşler yakmalısınız kadın özgürlük savaşçıları için. Newroz ışığı olarak kabul etmelisiniz. Ölümsüzlüğümüz ancak ellerinizde, yüreğinizde bayrak olduğumuzda yaşanacaktır. Bir kadın olarak dirençli, iradeli olmalısınız. Önderleşmelisiniz. Siyasetin merkezine yürümelisiniz. Erkek egemenliğine karşı cins bilincini kuşanmalısınız. Bir yolcu gibi olmalısınız, bir an önce varmak istiyorsanız özgürlük düşüne. Görüyorum ki, bir an önce varmak için heyecanlısınız. Soluk soluğasınız, coşkulusunuz, öfkelisiniz… O zaman kadının özgürleşmesi için yürümelisiniz.

Bize sesleniyorlar Amed’den…

Yolumuz uzun. Neler var yolumuzun üzerinden görmelisiniz. Bazen bir dağı koşacaksınız, bazen güçlü bir iradeyle tırmanacaksınız tepeleri, bazen uçurumlardan geçeceksiniz. Bazen yolunuza engel olanlar çıkacak, ama yılmamalısınız. Unutmayın biz, bizden önce bu yollardan geçenlerin düşlerinin izlerini takip ediyoruz. Sıra sizde. Siz takip etmelisiniz umutsuzluğun yasak olduğu devrim yolculuğunun izlerini. Çünkü, ne biz ilk yolcuyuz, ne de son yolcu olacağız diyen sesleri kulaklarımızda.

Bize sesleniyorlar Amed’den…

Özgürlüğü kazanmak istiyorsanız, onu çok sevmelisiniz. Bir şeyi sevmek ve düşlerinizin peşinde gitmek istiyorsanız, ona delice inanmalısınız. Bu yolda, unutmamalısınız ki iki şeye hakkımız var: Özgürlük ve ölüm. Savaşmadan esir düşmektir bizim için ölüm. Savaşarak ölmek ise ölümsüzleşmektir sizin yüreklerinizde. Ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin, hoş geldi sefa geldi bize demelisiniz. Özgürlük sloganlarımızı kulaktan kulağa, yürekten yüreğe yaymalısınız. Zılgıt sesleri arasında, mitralyöz sesleri arasında, özgürlük ve sosyalizm naralarıyla gelmelisiniz yanımıza. Asla unutmamalısınız, bu yolda ayakta ölüme hoş geldin demeyi.

Bize sesleniyorlar Amed’den…

Özgürlük düşünün yolundan gitmelisin! Bu yolculuğa çıkmalısın bedeli ne olursa olsun! Yürümelisin, yüreğinde hissetmelisin… Yoksa ne bu yolda bir yolcu olursun, ne de bir insan… Duymalısınız Amed’de, Dersim’de, Elbistan’da, Mersin’de haykıran yüz binlerce sesi. Bu yolda yürümek isteyen yüreklerin isyanını.

Bize sesleniyorlar Amed’den…

Kürdistan’ın özgür olmasıdır amacımız. Zorluysa bu yol, aşılmıyorsa engeller, bulunur bir yol demeyi unutmamalısınız. Her istek bir yol bulmuştur yürüdüğü yolda. Sakine’den nasıl bir Sara olduğunu görmek istiyorsanız bu yolda yürümelisiniz. Özgürlük ve sosyalizm istiyorsanız, iyi bakmalısınız Amed’e.

Bize sesleniyorlar Amed’den…

İyi okumalısınız Amed’in çığlığını. İyi görmelisiniz Amed’in zılgıtlarını. Adil, onurlu ve demokratik barış isteyen sese kulak vermelisiniz. Elinizi uzatmalısınız. Barış için sokağa çıkmalısınız! Yürümelisiniz dost omuz başlarını yanınıza alarak, “Yüreğini yumruklarının içine koyup yürümek” zihniyetiyle yürümelisiniz. Yolu yok kalbimiz. Bu acılara yenilmemeyi, yılgın türküler söylememeyi, umutsuzluğu kurşuna dizmeyi öğrenmelisiniz.

Bize sesleniyorlar Amed’den…

Marşlar söylemelisiniz. Nehirler gibi uzun, zor, çetin, hırçın, coşkulu, umutlu ve özgür… Dur durak bilmeyen marşlar. Gitmelisiniz. Kadın özgürlüğü için, kardeşlik, eşitlik için. O büyük kurtuluşa kadar savaşmalısınız.

Bize sesleniyorlar Amed’den…

Vakit yok artık beklememelisiniz. Vakit yok artık üzülmeye, ağlamaya…

Amed’de üç fidanın cenaze töreninde ve Sakine Cansız’ı Dersim’de uğurlarken bu duygularla yürüdüm Kürdistan topraklarında. Onlarla konuştum, dertleştim. İzlerinde yürümek için, iyi bir devrimci olabilmek için rehber olmalarını istedim bize. Onlarla yapılmış kısacık bir sohbetin anısına yazıldı bu satırlar.

Siz üç direnç çiçeği, Kürdistan’ın asi kadınları, siz hiç merak etmeyin. Söylediğiniz özgürlük türküsünü, halk bir gün söyleyecektir. Güneşin andını taşıyarak yanımızda, güneşe akın etmek için yola çıkıyoruz. Ağlamak yasak, ağıt yasak, kalbimiz katlanmalı tüm bu acılara, ayrılıklara. Zaferimiz artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar kin, öfke dolu olmalı. Yüreğimizde, savaşma irademizde, kadın özgürlük mücadelemizdesiniz. Güneşe akın eden yüreklere tek sözüm var: Kardelenlerimizin dans ettiği güne kadar kavga, ille de kavga… “Vedalaşmayalım, gitti sanırlar bizi…” Bundan dolayı kesinlikle sizinle vedalaşmıyoruz. Yola çıkıyoruz buluşmak dileğiyle!..

* Atılım gazetesi, 25 Ocak 2013 tarihli 48. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 26 Ocak 2013, Cumartesi 15:05
Kategoriler: Makaleler, Rota