Gerekirse dirsekle de iteceğiz

Z. DENİZ GÜNEŞ

Yönetici kadın işçiler, ilk planda görevlerinin anlamını kavramak için epeyce bir zihinsel çalışma yapmak zorunda kalacaklardır. Ama kapıların size ne kadar istenmeyerek açıldığını gördüğümüzden, şunu da eklemek zorundayız: Sadece kafayla değil, biraz da dirsekle çalışmak zorundayız. Siz kendinize biraz yer açmak zorundasınız! Erkekler kendiliğinden size yer açmıyorsa o zaman onları dirsekle iteklemek mübahtır.”*

Onlarca yıl önce, 1924’te sosyalizm koşullarında dile getiriliyor bu sözler. Yani, kadın-erkek eşitliğinin yasalar katına çıkarılışından yedi yıl sonra. Bu dönemde, proletarya diktatörlüğü hükümetinin sorunu yasalardan ibaret görmediği ve kadınları parti, devlet, sovyetler ve iktisadi organ yönetimlerine dahil etmek için özel bir çaba içine girdiğini anlatır pek çok kaynak. Keza, Bolşevik Parti programı incelendiğinde salt yasal çerçeveler çizmekle yetinildiği; ataerkil toplumsal sistemin kötü bir mirası olan kadının ikincilliğini ortadan kaldırmaya, erkek egemen önyargıları kırmaya dönük ideolojik mücadeleye özel bir önem verildiği görülecektir.

Devrim koşullarında ve bazı yasal güvencelere karşın partinin en yetkili ağızlarından kadınlara yapılan bu çağrının yaşamda bir karşılığı var elbette. Niyetimiz o dönemi ve sorunlarını tartışmak değil. Dikkatleri şuraya çekmek istiyoruz. Proletarya diktatörlüğü altında geçen yedi yıla, yasal güvencelere ve yürütülen ideolojik mücadeleye rağmen erkek egemen bakış açısı kadınlara yer açmıyorsa, bugüne dair boş hayallere kapılmamız için bir neden olmasa gerek.

Malum erkek cinsine kıyasla kadınlar olarak mücadelenin hemen her alanında birkaç kat daha fazla ısrar, çaba ve emek harcamak zorunda kalıyoruz. Kadın cinsini kuşatan toplumsal değer yargıları, öğretilmişliklerle mücadele vb. erkek cinsinden farklı olarak barikatlarla karşı karşıya bırakıyor bizi. Devrimcilik, partili mücadele özgürleşme mücadelesinin önemli duraklarındandır. Fakat burada da inceltilmiş erkek egemenliğinin değişik versiyonlarıyla mücadele bekler bir çoğumuzu.

Savaşçı olarak kapılar sonuna değin açılırken, yönetici görevlerde, stratejik alanlarda hızla kapanır kapılar. Hem de partinin yasalarına rağmen!

Mızıldanmak, yarı niyetlilere, özgüven yoksunlarına has bir davranış biçimidir. Bizden uzak olsun! Demek ki hem “kafayla” hem de dirsekle çalışmak zorundayız. Açılmayan kapıları açmanın, görünür görünmez engelleri aşmanın başka bir yolu yok.

Parti işleyişinde de “kendiliğinden” bir tarzda “kadın işi”, “erkek işi” ayrımları mı oluşuyor? Ve biz kadınlar, bu durumdan rahatsızlık mı duyuyoruz?

Yapılacak olan bellidir. Görev teklif edilmesini beklemeden bir adım öne çıkarak inisiyatifi ele alacağız.

Yalnızca bu mu? Talip olduğumuz görevi layıkıyla yerine getirebilmek için bireysel gelişimimize emek harcayacağız. Niteliği yükseltmenin ve sürekliliği sağlamanın en önemli yollarından biridir bu. “Yer açma”nın biçimsel bir düzenlemeye dönüşmemesi için bilgiye ulaşmaya, teorik-politik yetkinleşmeye özel bir önem vereceğiz.

Bütün bunlara rağmen hala yer açılmıyor mu? Tereddüte gerek yok. Tam da söylendiği gibi “dirsekle iteklemeyi” mübah göreceğiz.

Faaliyet yürüttüğümüz her alanda işlerin, görevlerin “kadın işi”, “erkek işi” olarak ayrılmasını bir kadın iradesi geliştirerek boşa çıkaracağız. Parti içinde de geleneksel olarak alışılageldiği üzere “kadın işi” olarak algılanan görevlerle aramıza mesafe koyacağız. Tarihsel şekillenişin de etkileriyle önsel olarak “erkek işi” olarak görülen işlere, görevlere kelimenin gerçek anlamıyla el koyacağız. Başka yolu yok!

Kadın devrimi, ortalama savaşçıların değil, politik devrim hazırlığına belirli bir nitelikle katılan kadınların öncülüğünde gelişecektir.

*Zinovyev

** Atılım Gazetesi’nin 18 Ocak 2013 tarihli 47. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 26 Ocak 2013, Cumartesi 14:25
Kategoriler: Makaleler, Özgür Kadın