Taşeroncu sömürgecilik ve tutarlı anti-emperyalizm

SONER ÇİÇEK

Suriye’de patlak veren iç savaşın başlangıcından beri ‘iç meselemiz’ yaklaşımıyla savaşa bir biçimiyle dahil olan sömürgeci Türk devleti, bu müdahalesini Batı Kürdistan’a dönük saldırgan politikaları aracılığıyla derinleştirerek sürdürüyor. Daha önce Rojava’yı, Batı Kürdistan’daki Kürt halkının yaşam alanlarını çeteler eliyle mütemadiyen taciz eden sömürgecilik, 16 Ocak’tan beri yine çeteler aracılığıyla kesintisiz bir saldırganlık çizgisi izliyor. Rojava’daki özerk demokratik sistemi yıkmaya çalışıyor. Bir yandan kendisine dönük ambargo karşısında ayakta durmaya çalışan Rojava halkı, diğer yandan da bu işbirlikçi çetelere karşı cansiperane çarpışıyor.

En son, Aralık ayı ortasında gerçekleştirdikleri saldırının ardından büyük bir hezimet yaşayarak, Rojava halkının öz savunma gücü YPG ile anlaşma yapmak zorunda kalan çeteler bir ay sonra yeniden Serêkanîye’ye saldırdılar. 16 Ocak günü Ahrar-ı Resul, Ahrar Heran ile Şuheda El Tahiriye isimli gruplar, bin 500 kişiyle Türkiye üzerinden sınırı geçerek ağır silahların ve tankların da kullanıldığı geniş bir saldırı başlattı. Hala süren sert çarpışmalarda çeteler yine ağır kayıplar verdi. Fakat şimdiye kadar gerçekleşen tüm çete saldırılarının ardından yaşanan yine yaşanıyor. Çeteler, yaşadıkları kayıpların ardından Türk sınır karakollarına sığınıp toparlanıyor ve tekrar saldırıya geçiyor.

Bütün bunlar, çeteleri eğiten, silahlandıran ve kollayan Türk devletinin savaşta yer aldığının resmidir. Türk devleti işgale çoktan başlamıştır. İşgalde bizzat kendi güçlerini değil de taşeron olarak HSO’ya bağlı çeteleri kullanması, durumu, bu işgal gerçeğini değiştirmemektedir. Şimdi artık savaşın aktif bir tarafıdır. Bu ‘tarafı’ karakterize eden iki motif var: Birincisi; Kürt düşmanlığı zemini, ikincisi de; emperyalizm işbirlikçiliğidir. Dolayısıyla, Türk burjuva devleti bakımından sömürgeci ve işbirlikçi bir pozisyon mevcuttur. Bunun karşısında Rojava’da direnişin sahibi Kürt halkı ve öncüsü PYD/YPG de, Suriye gericiliğine karşı anti-sömürgeci olduğu kadar, emperyalizm beslemesi çetelere karşı yürüttüğü direnişten dolayı, anti-emperyalist bir karaktere sahiptir. Kimisi tekrar pahasına da olsa şunları vurgulamakta fayda var:

1-Bugün henüz bizzat emperyalist devletler ve bölgedeki işbirlikçi devletler tarafından değil de, onların içerideki uzantıları tarafından sürdürülen bu ‘operasyonu’ emperyalist işgal gerçeği dışında görmek yanlıştır.

2-Esad güçlerinin HSO askerlerine karşı yürüttüğü mücadele biçimsel olarak anti-emperyalist, fakat içerik olarak anti-demokratiktir. Çünkü Esad rejimi, başta Kürt halkı olmak üzere Suriye’deki farklı ulusları, birçok toplumsal katmanı ya da bileşimi yok saymak üzerine şekillenmiştir (Esad rejiminin biçimsel anti-emperyalizmi ile Türkiye’deki İşçi Partisi’nin ya da Kemalist cenahın biçimsel anti-emperyalizmi arasında birçok paralellik mevcuttur).

3-Bugün sürdürülen savaş coğrafyasında, hem biçimselliği hem de içeriği bakımından tutarlı/demokratik eksenli bir anti-emperyalist karaktere sahip tek politik güç Batı Kürdistan’da iktidarını pekiştiren PYD/YPG’dir. Çünkü hem emperyalizm destekli çetelere karşı, hem de Esad gericiliğine karşı mücadele etmektedir. HSO çetelerine karşı savaşımı, anti-emperyalist niteliğinin, gerici rejim yanlısı güçlere karşı savaşımı da demokratik niteliğinin kaynağıdır. Fakat bu da yetmez. Tutarlı anti-emperyalist çizgi bu iki olgunun bir aradalığını koşullar.

Esasen Serêkanîye’ye yönelik HSO çeteleri tarafından başlatılan saldırı öncesinde yaşananlar, PYD/YPG çizgisinin hangi politik eksene oturduğunun kanıtıdır.

Suriye rejiminin baskılarına tepki gösteren Rimelan halkı, YPG güçlerinden yardım talebinde bulunarak, rejim güçlerinin bölgeden çıkarılmasını istemiş, bunun üzerine müdahalede bulunan YPG, rejim güçlerinin bölgeden çıkmasını istemişti. Ancak Kirzîro köyünde konuşlanmış rejim güçlerinin bölgeden çıkmayı reddetmesi üzerine YPG güçleri köyü kuşatmaya almış ve bu köye 25 kilometre uzakta olan Rimelan’daki rejim yanlısı silahlı gruplar saldırıya geçmişti. Saldırıya, YPG’nin karşılık vermesiyle şiddetli çatışmalar meydana gelmişti.

Bu gelişmelerin ardından YPG güçleri, olası yeni saldırıları önlemek üzere Rimelan’ı da kuşatma altına aldı. YPG, Rimelan’daki Arap aşiretlerine, bölgede gerginliğin yaşanmaması için rejimin yanlılarının oyunlarına karşı duyarlı olmalarını istedi. YPG genel komutanlığı da, bölgedeki tüm halkları saldırılara karşı koruyacaklarını söyledi. YPG, “Hiç kimsenin bölgedeki Kürt ve Arap halkı arasında ortak yaşam ve barışı bozmasına izin vermeyeceğiz” dedi. Rimelan’daki Zibedi, Çewala aşiretleri ile Şerabiyaların bir kısmı da YPG’ye destek vererek, bölgede gerginliğin çıkarılmasına karşı çıktı.(*)

Diğer yandan, Batı Kürdistan’da Arap nüfusun yoğun olarak yaşadığı bölgelerde (Serêkaniyê’nin Tılabyad ilçesi ile Tılhalaf köyü) halkın HSO çetelerine isyanı ve YPG’nin direnişine verdiği destek de Rojava’daki özerk sistemin demokratik içeriğinin başlıca göstergelerinden biridir.

Bütün bu örnekler, PYD/YPG çizgisinin tutarlı anti-emperyalizminin ve demokratik niteliğinin yaşamda nasıl bir karşılığı olduğunu göstermektedir. Şu halde savaşan tarafları bu biçimde tasnif etmeyen bir anlayış politik gerçeklere olduğu kadar, yaşamın yalın gerçeklerine de gözünü kapatmış olur. Bu politik gerçekler ise; devrimcileri, sosyalistleri, anti-emperyalistleri ve tutarlı tüm demokratları Rojava’ya sahip çıkmaya, buradaki direnişi sahiplenmeye ve olanaklı her biçimiyle desteklemeye çağırıyor…

* Atılım gazetesi, 25 Ocak 2013 tarihli 48. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 26 Ocak 2013, Cumartesi 14:57
Kategoriler: Kardeşçe, Makaleler