Sisler dağılırken

SONER ÇİÇEK

İmralı ile görüşmelerin başlangıcı üzerinden bir buçuk ay geçti. En azından, adaya giden BDP heyetinin 3 Ocak’ta Abdullah Öcalan’la görüşmesinden ya da görüşmelerin kamuoyuna açıklanmasının ardından…

Bu zaman dilimi, gelişmelerin bundan sonraki yönünü tayin etmek için az bir zaman değil. Bu süre zarfında söylenenlere, ama daha çok da yaşananlara baktığımızda, görüşmelerin evrileceği boyutları belirsizleştiren sisin dağılmakta olduğunu görürüz.

Sis dağılırken belirginleşen olgulara bakalım.

Aslında süreç başladığından bu yana, adil ve demokratik bir barış için çabalayan hemen herkesin kafasında tarttığı ve yanıtını aradığı soru şuydu: Hükümet ne kadar samimi? Bunun yanıtı, son bir buçuk ay içerisinde AKP’nin/hükümetin söz ve pratiğinde saklıdır. Saklıdır derken sözün gelişi. Yoksa her şey ayan beyan!

Bu sürecin başlangıcına, Paris’te Kürt siyasetçisi üç devrimci kadının katli eşlik etmişti. Fakat aradan geçen bir buçuk ayın ardından katliamlar devam etmektedir. Amed’de 19 yaşındaki Şahin Öner adlı genç akrep tipi zırhlı polis aracıyla ezilerek katledildi. Çözüm ve barış umutlarına önce Paris’te ve son olarak da Amed sokaklarında hançer vuruldu. Hükümetin, ‘elinde bomba patladı’ türünden açıklamalarını otopsi raporu yalanladı.

Amed’deki bu son katliam, gerçekten bir turnusoldür.

Bütün diğer sömürgeci pratikleri bir yana koyalım… Görüşmelerin başlangıcından bu yana hız kesmeden süren askeri ve siyasi saldırıları geçtik… Çözüm noktasında hiçbir adım atılmadığı gibi, adaya gidecek BDP heyetini de belirleme gayreti ve cüretini geçtik… Ağızlarını her açtıklarında dillerinden dökülmeye devam eden sömürgeci kibri geçtik… Kosterin yeniden bozulmasını (!) geçtik… Hapishanelerde Kürt siyasi tutsakların maruz kaldığı sürgünü geçtik…

Bütün bunları geçtik, fakat, Amed’deki gencin vahşice katledilmesinde olduğu gibi Kürt halkının protesto hakkını bile katliamla yanıtlayan bir hükümetin, Kürt halkının ulusal haklarını, taleplerini karşılayacağını nasıl düşüneceğiz? Bu ‘barış’a nasıl ikna olacağız? Hadi Türk halkı ikna oldu, bunu başardınız, fakat artık aldatıla oyalana ‘boşanmanın’ eşiğine gelmiş Kürt halkını nasıl ikna edeceksiniz? BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 12 Şubat’taki Meclis grup toplantısında haklı olarak bu tablo karşısında, şu çarpıcı değerlendirmeyi yapıyordu:

“İmralı ile görüşeceksiniz ama Öcalan’ın Türkiye’ye getirilişini protesto eden bir genci öldüreceksiniz. Bunu biz Kürtlere anlatamayız. AKP olarak siz anlatacaksınız. Buyurun, Kürtleri siz ikna edin. Bunların hepsi bu dönemin ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu gösteriyor.”

Sisi dağıtan olgular bunlar. Bir de sis dağılırken ortaya çıkanlar var ki, bu daha da çarpıcı. Şemzînan (Şemdinli)-Çelê (Çukurca) hattına yapılan askeri yığınak, ABD Büyükelçisinin Kandile yönelik operasyon kapasitesinin arttırılmasından söz etmesi ve buna paralel olarak Medya Savunma Alanları ve Kandil çevresindeki sivil yerleşim birimlerine dönük artan hava saldırıları, Batı Kürdistan’a dönük kirli politikaların devam etmesi…

Bütün bunlar, neyin hazırlığı ve habercisi sayılmalıdır?

Bizzat AKP’nin tutumu nedeniyle ‘pamuk ipliğine bağlı’ halde ilerleyen sürecin ‘kopması’ durumunda, Hükümetin B planının gerekleri midir?

Nihayetinde dağılan sisin ardında, hükümetin oyalama stratejisi de giderek bir siluet olmaktan çıkarak belirginleşmektedir. ‘Müzakere’ cilasının altında, kullanım tarihi çoktan geçmiş oyalama/tasfiye politikasıyla karşılaşıyoruz. Evet, bu oyalama politikalarının kullanım tarihleri Kürt halkı nezdinde çoktan geçmiş durumda. Dolayısıyla, kullanım değeri de pek yok. Fakat Türk emekçileri arasında hala bir rağbet görmektedir. Zaten bu yüzden ne yaralar sağalmakta, ne acılar dinmekte, ne de hükümet gerçek bir çözüme yanaşmaktadır. Türk halkımızın adil ve eşitlik temelinde bir çözüm için henüz seferber olmaması, hükümetin beslendiği çözümsüzlük zeminini daha da güçlendirmektedir.

Türk halkı, tüm güvensizlik ögelerine karşı ortaya çıkan çözüm iklimine, hükümetin oyalama politikalarına karşı, kardeş Kürt halkının eşitlikten ibaret taleplerine sahip çıkmalıdır.

Zira, pamuk ipliği her an kopabilir!

* Atılım gazetesi, 15 Şubat 2013 tarihli 51. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 15 Şubat 2013, Cuma 13:40
Kategoriler: Kardeşçe, Makaleler