Bana raporunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim

SONER ÇİÇEK

Kürdistan’da bir tevatür vardır. Denilir ki; devlet ne zaman çözümden bahsetse başımıza kötü şeyler gelir! Esasen Kürt halkının yakın tarihinden öğrendiği bir gerçek bu.

Başbakan Erdoğan Amed’de “Kürt sorunu benim sorunumdur” demişti, aradan fazla bir zaman geçmedi, aynı kentte 5’i çocuk 10 sivil polis kurşunlarıyla katledildi.

Cumhurbaşkanı A. Gül ‘açılım’ sürecini kastederek “İyi şeyler olacak” demişti. Hemen ardından başlayan ve hala bugün de süren kitlesel tutuklama saldırılarıyla 10 bini aşkın yurtsever tutuklandı.

Bu yılın başında BDP heyetinin İmralı’da yaptığı görüşme ile başlayan çözüm tartışmalarına, Paris’te 3 Kürt kadın siyasetçisinin alçakça katledilmesi eşlik etti.

‘Çözüm’ sürecine eşlik eden ve ‘tevatürü’ doğrulayan gelişmeler bununla sınırlı değil elbette. Artan askeri hava ve kara saldırıları, tabur tabur sınıra yapılan yığınak, sokak infazları, gözaltında işkenceler, Amed’de olduğu gibi kampüs tipi yeni hapishanelerin inşası (kitlesel tutuklama saldırısının mantıki sonucu!), TMY gibi faşist terörün dayanağı olan yasaların olduğu gibi korunması bir yana, ‘Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Yasası’ gibi yeni saldırı yasalarının meclisten geçirilmesi vb.

Ve geçtiğimiz günlerde açıklanan, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde kurulan Uludere Alt Komisyonu’nun Roboskî raporu bütün bunların üzerine tuz biber ekti. Deyim yerindeyse dağ fare bile doğurmadı. 14 ay boyunca beklenen raporun içeriği sürpriz olmadı belki fakat AKP Hükümetinin ‘son sürüm’ çözüm sürecine, adalet gibi temel bir unsurundan doğru nasıl yaklaştığını çarpıcı biçimde gösterdi. Rapor, sömürgeci rejimin Roboskî’de billurlaşan, Kürt halkının adalet talebine verdiği en yalın yanıt oldu. Raporda, “Kasıt yok. Sivil idare ile askeri yetkililer arasında koordinasyonsuzluk var” ifadesi yer aldı. Katliamcılar aklandı. Roboskîli acılı ailelerle alay edildi.

Raporun görüşüldüğü toplantının formatı ise, raporun içeriğiyle son derece uyumlu. Şöyle ki; toplantıda rapor, komisyon üyelerine dağıtılmayarak sadece okundu. Okuma işleminden sonra yapılan oylamada, BDP, CHP ve MHP’li üyelerin ret oyu vermesine karşın AKP’li üyelerin oyu ile rapor 3’e karşı 5 oyla kabul edildi. 76 sayfadan oluşan raporla ilgili ayrıca gizlilik kararı alındı. Meclis iç tüzüğünde bile karşılığı olmayan orijinal bir uygulama. Katliam göz göre göre alenen gerçekleştirilirken, raporu gizleniyor. Kim, kimden, neyi gizliyor?

Aslında Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belliydi. Bir yıl boyunca Hükümet cephesinden yapılan bütün diğer demeçler bir yana komisyon başkanı AKP’li İhsan Şener’in daha geçtiğimiz Eylül’de “bir hata olduğunu ortaya koyacağız ama nereden kaynaklandığı adli teşkilatın işi” şeklindeki sözleri, topun taca atılacağının ipuçlarıydı.

Diğer yandan gerek aynı kişinin (İhsan Şener) 2 Aralık’ta, Roboskî katliamında bombalama emrinin kimin verdiği konusunda tahmin yürütmeyeceklerini söyleyerek, “Önceki operasyonlar nasıl yapılmışsa şimdi de aynı usulle yapılmıştır, o zaman emri kim verdiyse, şimdi de o vermiştir. Bu bilinmez bir şey değildir” demesi, gerekse de katliamdan kısa bir süre sonra Genelkurmay’ın komisyona gönderdiği bilgi notunda katliam için “Askeri açıdan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne verilen sınır ötesi yetkiler ve konulan kurallar içerisinde sınır ötesi harekât karar mekanizması dahilinde icra edilmiştir” şeklindeki ifadeleri, katliamın birinci derecede sorumluluğunun Başbakanlık’ta olduğunu göstermektedir. Bütün bunlar katliam emrini verenin Başbakan Erdoğan olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Roboskî raporu ve raporu hazırlayan komisyon, bir gerçeği araştırıp sorumlularını ortaya çıkarmaktan ziyade, suçüstü yakalanmış Hükümeti ve Genelkurmay’ı kurtarma ve aklama aracına dönüştürülmüştür.

Adalet talebi, Kürt halkının yıllardır yürüttüğü ulusal özgürlük mücadelesinin başat bir konusu, ana ekseni olmuştur. Roboskî ise bugün bu adalet talebinin merkezinde durmaktadır. Roboskî bu yanıyla Kürt halkı bakımından bir nirengi noktasıdır.

Kürt sorununun çözümünün tartışıldığı, İmralı ile görüşmelerin yapıldığı bu süreçte rapor ile yeniden gündemleşen Roboskî, ‘çözüm’ ekseninde dile getirilen tüm diğer talepler bir yana, yol haritasında da çok temel bir duraktır. Rapor, ‘vur emrini kimin verdiği’ gibi kendi varlık gerekçesi olan asıl sorunun üzerinden atlayarak tüm meşruiyetini yitiredursun, Roboskî’nin üzerinden atlayan, onu görmezden gelen bir ‘çözüm’ perspektifinin de ölü doğacağını kestirmek zor değil.

* Atılım gazetesi, 15 Mart 2013 tarihli 55. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 15 Mart 2013, Cuma 14:24
Kategoriler: Kardeşçe, Makaleler