Newroz’dan önce Newroz’dan sonra

2013 Newrozu tarihsel mesajını verdi. Kürt halkımız adil, onurlu ve demokratik barış için iradesini tarifsiz bir coşkuyla ortaya koydu. Tarihimizin bu en kitlesel Newroz kesitinde, Kürdistan ve Türkiye’de meydanlara akan milyonlarca Kürt, Öcalan’ın özgürlüğünü ve ulusun demokratik haklarını söke söke alma kararlılığını sergiledi.

2012 Newroz’u, “devrimci halk savaşı” diye adlandırılan mücadele döneminin bileşeni ve faşist sömürgeciliğe dişe diş direnişin sahnesi olmuştu. Bu yılın Newroz’u ise, meydanlardaki gerçekleşme tarzıyla, demokratik barış içerikli yeni mücadele döneminin köşe taşı oldu.

Newroz’a damgasını vuran, Amed’in o görkemli halk okyanusu finali, Kürt halkımızın durmaksızın ürettiği devrimci dinamizmin apaçık göstergesiydi. Devrimci imkanları göz önünde tutan bir açıdan Newroz anına baktığımızda, üç boyutlu bir halk tablosu belirginleşir: Birincisi, Kürdistan’da halk yediden yetmişe güncel politikaya dolaysız müdahil olan bir özneleşme hali yaşamayı sürdürmektedir. İkincisi, Kürt halkımız Öcalan’ın ve ulusal özgürlük hareketinin etrafında sımsıkı kenetlenmiş durumdadır. Üçüncüsü, Kürt halkımızın AKP’nin barışı içeriksizleştirme politikasına kanmayacağı bir kez daha kanıtlanmıştır.

Abdullah Öcalan’ın beklenen Newroz seslenişi, Amed’de, Kürt ulusal demokratik hareketinin yeni bir tarihsel döneme girişini haber verdi. Coğrafyamızda gerillaya dayalı silahlı ulusal mücadele yerini demokratik siyasete dayalı silahsız ulusal mücadeleye bırakma yoluna giriyor. Bu yolun ilk evresini Kürdistan’ın kuzeyinde bulunan gerilla birliklerinin Kürdistan’ın diğer parçalarına çekilmesi oluşturuyor. Özellikle Güney ve Batı Kürdistan’da varılan ulusal statünün yarattığı avantajlı bir politik konjonktürde, Kuzey’de silahlı halk savaşıyla gelinen düzeyde edinilmiş kimi ulusal kazanımların yasal resmiyete kavuşturulması ve buradan kolektif ulusal hakların kazanılmasına doğru barışçıl demokratik siyaset güzergahından ilerlenmesi hedefleniyor. Bu bağlamda Anadolu, Mezopotamya ve tüm Ortadoğu halklarının demokratik mücadele kardeşliği ve birliğine rol biçiliyor.

Öcalan’ın mesajını olumlayan Başbakan Erdoğan, Amed’in Newroz meydanında Türk bayrağının dalgalanmamasını bahane edip Türk milliyetçiliğine göz kırpmayı ihmal etmiyor. Böylece, tıpkı bir yandan İmralı’da görüşmeleri ve öte yandan Kandil’e bombardımanları yönettiği gibi, hem barış demagojisi hem de rejimin tekçi temelinin savunusunu yapan ikiyüzlü çizgisinde ısrar ediyor. AKP’nin bu politik salınımı, Türk devletinin kapsamlı bir burjuva demokratik reform gerçekleştirme kapasitesinin sınırlılığına işaret ediyor.

Türk burjuva devlet geleneğinde anlaşma yaptığını sırtından hançerleme geleneği fazlasıyla mevcuttur. Kuruluşunu Türk-Kürt ittifakına borçlu olan Türkiye Cumhuriyeti’nin öncelikli icraatlarından biri, Mustafa Kemal’in ittifak yapmış olduğu Kürtleri arkadan hançerlemesi, Kürt ulusal kimliğini inkara ve asimilasyona girişen sömürgeci-Türkçü bir devlet yapısı inşa etmesi olmuştu. Reel bir iktidar gücünü elinde tutan ve gitgide devlet yapısıyla özdeşleşen AKP Hükümetinin de fırsatını bulduğunda Kürt halkımızı sırtından hançerlemeye meyledeceğinden kuşku duyulamaz.

Fakat bu defa tablo bir asır öncesinde olduğundan çok farklı. Kürt özgürlük hareketi, 30 yıllık savaş deneyiminden geçmiş olduğu kadar, Türk burjuva devlet geleneğini ve AKP’li muktedirlerin politik manevralarını yakından tanıyor. Dahası, Kürt halkımız ve ulusal demokratik güçleri hem büyük bir savaşa hem de demokratik bir barışa hazır olduğunu açıkça gösteriyor.

Kürt sorununda açılmakta olan bu yeni tarihsel dönem, Türk emekçilerinin zihinlerini ve kalplerini onlarca yıl taşlaştırmış olan şovenizmin köklerini çok daha hızlı aşındırmaya adaydır. Egemen ulus kibrinden henüz kopamamış olmasına rağmen Türk halkımızın büyük bölümü nezdinde, barış atmosferini bozdukları algısıyla karşılanan ırkçı-faşist saldırgan güruhların toplumsal ve siyasal meşruiyeti hızla eriyor.

Nesnel olarak saflaşma sürecine giren Türk halkımızın bağrında kitlesel bir demokratik dönüşümün imkanları birikiyor. Bu zeminde Türkiyeli sosyalistlerin ve antifaşist kuvvetlerin ısrarla örgütleyecekleri demokratik barış mücadelesinin önemi daha da artıyor. Gerçek bir barışa ulaşmanın şartı olan Kürt ulusal taleplerinin kabul edilmesi için AKP Hükümetini politik bakımdan sıkıştıracak her hareket, AKP’nin Türk halkımızın geniş kesimi üzerindeki politik hegemonyasını sarsmanın kaldıracına dönüşme imkanını barındırıyor.

Kürdistan’da sosyalist yurtseverler ulusal kimliğin, kolektif demokratik hakların ve Kürt sorununun çözümünde bir evre olarak demokratik özerkliğin mücadelesini vermeye kararlılıkla devam ediyor. Sosyalist yurtseverlerin Amed’de ve diğer Kürt kentlerinde Newroz mitinglerinde yer alış tarzı, bugün için mütevazı fakat Kürdistan’ın sosyalist geleceğini imleyen bir anlam taşıyor.

2013 Newroz’u halklarımızın barışa susamışlığının altını kalın bir çizgiyle çizdi. Adil, onurlu ve demokratik barış elbette kararlı bir mücadeleyle kazanılacaktır. AKP’nin barışı içeriksizleştirme ve Kürt ulusal direnişinin ateşini düşürme yolundan rejim krizine çare bulma arayışı da halklarımızın birleşik devrim rotasına doğru ilerleyişine çarpacaktır. Bu rotanın sonu, halklarımızın özgürlüğü koparıp almasıdır.

Atılım Gazetesi’nin 22 Mart 2013 tarihli 56. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 23 Mart 2013, Cumartesi 11:53
Kategoriler: Başyazı, Makaleler