Helvacıoğlugilllerin putperest solculuğu

ARİF ÇELEBİ

“Türk solu”nun bir kısmı, M. Kemal’i putlaştırır, bir kısmı ise “kutsal bir ulusal değer” olarak M. Kemal karşıtı görünmemeye özen gösterir.

Malum, bir kişi ya da şey bir kez put derekesine yükseltildi mi ona olmadık vasıflar yüklemek kaçınılmaz olur. Ne kadar uyduracağı puta tapanın iman ve hayal gücüne kalmış.

Ender Helvacıoğlu belli ki imzalı putperestlerden biri. Bu putperest yeni “KADRO”cunun Kürt ulusal sorunu karşısında takındığı gerici-sosyal şoven tutumu kısmen ele almıştık. Üzerinde durulması gereken bir kaç nokta daha var.

FRANSIZ DEVRİMİ’NDEN ESİNLEME Mİ AÇIK-SEÇİK IRKÇILIK MI?

“’Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına ‘Türk milleti denir’ formülasyonu” diyor, Helvacıoğlu. “Fransız devriminden esinlenen tipik bir ‘Avrupa yolu’ formülasyonudur. Milliyeti etnik kökene göre değil, bir siyasal devrime göre tanımlayan modern bir formülasyondur.”

Tam bir Kemalist palavra. Irkçılıkla itham edilen CHP Milletvekili Birgül Ayman Güler de benzer şeyler söylememiş miydi? Dahası Türk ırkçıların pek çoğu ırkçı fikirlerini bu “modern formülasyon”la servis etmiyorlar mı? İlber Ortaylı ile apoletli “süper çağdaş”ları Osman Pamukoğlu ve Talat Şalk gibi süper faşistleri aynı ırkçılık zemininde buluşturan bu “modern formülasyon” değil mi.

Türk uluslaşması ile Fransız uluslaşması arasında içeriksel benzeşme olduğu iddiası tepeden tırnağa bir uydurma.

Fransız uluslaşması toprak soylularına karşı köylülerin ve işçilerin burjuvazinin önderliğinde devrim başkaldırısı ile şekillendi. Keza gerici, feodal Avrupa devletlerinin genç Fransız cumhuriyetini yıkmak için giriştikleri birleşik hücuma karşı, onların işbirlikçisi olan içteki kralcıların kafasını ezerek cumhuriyeti savunan halkın devrimci karşı saldırısı sürecinde ete kemiğe büründü.

Bunun Türk uluslaşması ile ne ilgisi var?

1908’de ittihatçıların önderliğindeki burjuva devrimci girişim Osmanlı devleti sınırları içinde ezilenlerde umut ve heyecan yaratsa da bu fazla uzun sürmedi. Zamanla iktidara yerleşen ittihatçıların feodal devleti yıkmak gibi bir amaçları yoktu, aksine feodal sömürgeci Osmanlı’yı ayakta tutmaya çalıştılar. Diğer yandan onların feodal toprak sahipleri ile hiçbir sorunları olamazdı da. Çünkü Türk feodalleri ile Türk tüccar ve tefeci burjuva takımı arasında bir sınıf çatışması, egemenlik kavgası söz konusu değildi, dahası bunlar çıkarları örtüşen egemen zümreyi oluşturuyordu. İttihatçılar bu egemen sınıf blokunun politik temsilcilerinden biriydi. Bu zümrenin asıl “derdi” Ermeni, Rum, Süryani gibi Müslüman olmayan yerleşik halklardı. Türk uluslaşması bu halkların boğazlanması, sürülmesi, soykırımdan geçirilmesi ve varlıklarının yağmalanması ile şekillendi. Hakeza ittihatçıların 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı’na katılmalarının amacı, gerici devletlere karşı ilerici bir savunma savaşı vermek değil köhneyip çürümüş ve bir halklar hapishanesi olan Osmanlı devletini ayakta tutmak, yeni toprak ilhakları gerçekleştirmekti. İttihatçılar gerici-turancı hayaller peşinde koşuyordu aynı zamanda.

Kemalizm, ittihatçılığın reddiyesi üzerinden gelişmedi, onu içerip aştı. Ne ki bu “aşma” olumluğa doğru değil olumsuza doğru bir içerik taşıyordu. Kemalizm ittihatçıların soykırımcı-yağmacı Türk uluslaşma mirasını devraldı, buna karşın Turancılığı dıştaladı. Fakat Turancılığın bu dıştalanması ilerici bir kaygının ürünü değil, tam aksine gericilikte derinleşmenin ifadesiydi. Çünkü Kemalizm Turancılığın yerine kafatası ırkçılığını koymuştu.

KEMALİST KAFATASÇILIK

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” tanımı, gerçekte cumhuriyet kuruculuğunu değil, kafatasçılığı temel alıyordu. Kemalistlere göre insanlık ikiye bölünüyordu: Delikosefaller (uzunluğu genişliğinden fazla kafalılar), brakisefaller (eni boyuna denk kafalılar). Türkler Brakisefaldi. O halde Türkiye’de yaşayan herkes Türk’tü. Bitmedi! Dünya üzerindeki gelmiş geçmiş tüm medeniyetleri Brakisefaller kurmuştu. Dolayısıyla, yeryüzündeki tüm medeniyetler Türklerin eseriydi. Haliyle Anadolu ve Mezopotamya’daki tüm eski medeniyetler gerçekte Türk’tü. Hititler, Sümerler, Akatlar, Fenikeliler, artık saçmalama gücünüz ne kadar enginse o kadar medeniyet Türklere dayanıyordu.* Hititler, Sümerler vb. Türk olunca Ermenilerin, Rumların, Kürtlerin, Lazların ve Türkiye sınırları içinde yaşayan halkların (aynı kafatası ölçülerine sahip olduklarına göre) Türk olması kaçınılmazdı. Bunlar Türk’tü Türk olmasına lakin zamanla ırki özellikleri ve dilleri bozulmuştu. Dolayısıyla, ırklarının saf halini temsil eden Tüklüğe ve dillerinin gerçek kaynağı olan Türkçeye titreyip dönmeleri gerekirdi. “Vatandaş Türkçe konuş” dayatmasının altında bu kendi aslına döndürme “çağdaşlık”ı yatıyordu.

NE MODERN ULUSÇULUK AMA!

“Hanım”ın eski Türkçedeki karşılığı, “Han-ime: bey kadın, şık kadın”dan gelir. “Amazon”un Yunanca telaffuzu “eme-tsaine”dir. Buradaki “eme”, eski Türkçedeki “ime: kadın”dan gelir. “Tsaine” de Türkçedeki “hatır saymak”tan gelen “saymak” mastarındandır. Şu halde Amazon, “hatırı sayılır en iyi bey kadın” demektir, yani Türkçedir; haliyle Amazonlar da Türktür.

“Fransız devriminden esinlenen bu Kemalist ulusçu” anlayışa dair örnek çok. M. Kemal’in manevi kızı “devrimci-ulusçu”(!) Afet İnan, Türk Tarih Kongresi’nde Hint-Avrupa (Ari) dil grubuna mensup halkların Türk ırkından gelme olduklarını tam bilimsel açıklıkla şöyle ispat eder (!): “Ari”, Türkçedeki “Er”den gelmektedir. Bitti! Başka kanıta gerek var mı? (!) Yunanlıların savaş tanrısının adı ne? “Aram”, yani “Er” kökünün bir başka biçimi. “Aram”, Nuh peygamberin üç oğlundan “Sam”ın adlarından biridir. Sami ırkı adını buradan alır. Dolayısıyla hem Ariler, hem de Samiler Türktür. O kadar!

Bir kez ateş serbest olunca, gerisi gelir. Finikelilerin “Tebe” şehri, Türkçedeki “Tepe”nin ta kendisidir. Bu durumda hangi kendini bilmez Finikelilerin Türk olduğundan şüphe duyabilir. Ancak bilim düşmanı gericiler bu gerçeklere karşı durabilir! “Athena”, “at-ena” demektir, o halde Yunanlılar Türk’tür. Niagara Şelalesi’nin adı “Ne yaygara”nın söyleyişinden türetilmiştir, demek ki Kızılderililer de Türktür. Böyle devam eder gider, bu yüksek bilimsel keşifler(!)**

Bu fikirlerin büyük çoğunluğunun “modern ulusçu” M. Kemal’ın sofrasında üretildiği sır değil. Helvacıoğlugillerin Fransız Devrimi’nden esinlendiğini iddia ettiği Kemalist Türk ulusçuluğu budur. Çeşit çeşit ırkçılık var ama kabul edilmeli ki Kemalist ırkçılık hepsine rahmet okutur. Gel gör ki E. Helvacıoğlu, bu çırılçıplak ırkçılığı “samimiyetle ortak bir millet yaratmayı hedefleyen bir ‘ütopya’” olarak tanımlayacak kadar kendinden geçebilmektedir.

KEMALİZMLE İLGİLİ BAŞKA EFSANELER

Putperest solculara inanacak olursak, Kemalistler aslında, Ortaçağ kalıntılarını tasfiye etmek isteyen burjuva devrimcilerdir. Ama gel gör ki Kemalist önderlik kurtuluş döneminde Kürt feodalleriyle ittifak yaptığı için bu tasfiyeye yönelmekte güçlük çekiyordu, bu yönlü girişimler şiddetli bir direnişle karşılaşıyordu.

Bu da yalan. Tıpkı ittihatçılar gibi Kemalistler de Türk feodalizmine karşı Türk burjuvazisinin temsilcileri değildi, değildi çünkü iki sınıf arasında bir çatışma, çelişki yoktu. Bunlar, Türk egemen sınıf blokunu oluşturuyordu. Ne Türk feodallerinin burjuvalaşmaya karşı bir direnişleri ne de Türk burjuvazisinin “toprak devrimi” yapmak gibi bir derdi vardı.***

Doğru, Kürdistan’da feodal ilişkiler baskındı ama Kemalizmin feodal ilişkileri tasfiyeye yöneldiği iddiası tamamen uydurmadır. Uydurmadır zira, tam aksine Kemalist egemenlik feodal ilişkilerin tasfiyesini değil, korunmasını amaçlıyordu. Çünkü Kürdistan’da girişilecek bir toprak devriminin ve kapitalist ilişkileri geliştirmenin Kürt ulusal uyanışını güçlendirmesinden korkuyorlardı. Elden geldiği kadarıyla Kürdistan’ın geri bıraktırılması, 1930’ların ırkçı-faşist Kemalizminin Kürdistan politikasının başlıca ayaklarından biriydi. Bu nedenle Kürdistan’da fabrikalar açılmadı; bu nedenle Kürt şehirlerini, kasaba ve köylerini birbirine bağlayan yollar yapılmadı; bu nedenle telefon şebekesi döşenmedi, elektrik götürülmedi. Bunların Türkiye’nin genel ekonomik geriliğiyle bir ilgisi yoktu. Olduğu kadarıyla batıda yapılan yatırımlar, Kürdistan’ın semtine uğramıyordu.**** Kürdistan’a yönelik Kemalist sömürgeci politikanın gereğiydi bu.

Evet, Kemalizmin Kürdistan’daki kimi aşiretleri tasfiyeye yöneldiği doğrudur ama bunun nedeni onların feodallikleri değil, Kürt isyancı olmalarıydı. Devlet yanlısı ya da isyana yönelmeyen büyük toprak sahiplerine dokunulmuyordu. Dahası, Kürdistan’da Türk aşiretlere toprak veriliyor, bölgede Türk toprak ağaları devletin koruması altında palazlandırılıyordu.

PUTPERESTLİĞE SON

Kendini ilerici, aydınlanmacı olarak tarif eden bir Türk’ün her şeyden önce zihninden Kemal putunu kırması, yakıp yok etmesi gerekir. Aksi taktirde Kemalist ırkçı faşistliği “çağdaşlık”, Fransız Devrimi’nden esinlenme; Kürdistan’ın sömürgeleştirilmesini ve Kürtlere yönelik vahşi soykırımcı, inkarcı ve imhacı politikaları feodalizme karşı mücadele olarak sunmaya devam edecektir.

Türk ulusu ile Kürt ulusu arasında yeni bir ilişki kurulacaksa, bunun öncelikli gereği, bugüne kadar Türk ulusal bilincine zikredilmiş 1930’ların ırkçı-faşist, sömürgeci-inkarcı-imhacı Kemalist ulusçuluk zehrinin Türk halkının zihninden boşaltılmasıdır. Unutulmasın ki, 1930’ların Kemalizmi, Türkiye’nin en büyük karanlığıdır, bu karanlık o günden bugüne kadarki Türk burjuva devletinin egemen ideolojisi ve politikasının oluşturucu hamuru olagelmiştir.

* Bunun eski bir görüş olduğu sanılmasın. Mesela, İlmiye Çığ gibi ırkçı Türkçü bir Kemalistin, Sümerlerin Türklüğünü “kanıtlama”ya yönelik kitapları putperest ulusçular arasında ilgiyle karşılanıyor.

** Konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi edinmek için H. Kıvılcımlı’nın “Düşman: Burjuvazi” kitabına bakılabilir.

*** Konuyla ilgili H. Kıvılcımlı’nın “Müttefik: Köylü” kitabına başvurulabilir.

**** Konuyla ilgili H. Kıvılcımlı’nın “Yedek Güç: Milliyet (Doğu)” kitabı incelenebilir.

***** Atılım Gazetesi’nin 5 Nisan 2013 tarihli 58. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 5 Nisan 2013, Cuma 16:16
Kategoriler: Makaleler, Teori