Tramplen etkisi

SAMİ ÖZBİL

Önceki yıllarda esir askerlerin PKK tarafından serbest bırakılmasına “sevinemediğini” açıklayan iktidar yetkilisi M. A. Şahin bu defa “Açılımın çözüm sürecinin zorunlu olduğunu çünkü, yaptırdıkları anketlerde ‘bilge halkının’ devlete aidiyet hissinin zayıfladığını söylemiş. Meğer korku nelere kadirmiş.

Bu açıklama, etekleri tutuşan iktidarın “süreci” nasıl okuduğunu gayet güzel özetliyor. Kürt özgürlük hareketinin halk ile organik bağı, teknik kapasite, özgüven, uluslararası ve bölgesel denklerden yararlanma esneklediği gibi bütün unsurlardan tarihi boyunca en kapsamlı biçimde faydalandığı bir dönemi bizzat sözcüleri rejimin köşeye sıkıştığını itiraf ediyor.

Yenilen, durumu en az zararla kurtarmaya çalışan ve psikolojik savaş senaryoları çöken bir devlet ile yaptığı çağrının ardından iki milyon insanı Amed meydanında buluşturan halklaşmış bir hareketin karşılıklı manevralarına sahne olan bir dönemden geçiyoruz. Devlet yorgun, ama halk hareketi ümitli ve girişken. Rejim, Roboski raporunu hazırlayan mantık kadar acımasız, vicdansız ve düşmanken Kürdistan halkı hesap soruyor.

Faşist, sömürgeci, emperyalizm işbirlikçisi ve tekelci kapitalist bir devlette miyiz? Evet! O halde Kürt özgürlük hareketi çok güçlü olduğu, devrimci harekatlarla rejimi adeta uslandırdığı bir dönemde bir manevraya başvurarak devlete “restorasyon” imkanı sunuyor?

Batıda ikinci bir cepheyle tamamlanamayan ulusal özgürlük eksenli silahlı halk mücadelesi kendi doğal limitine dayandı. Şu veya bu biçimde çözülmedikçe “Kürt meselesi” diğer tüm çelişkileri öteleyen, onları mecalsiz bırakan bir etkiye sahip.

Yanlış anlaşılmamalı, Kürt özgürlük hareketinin dünden bugüne bütün talepleri meşru ve mücadelesi haklıdır. Şovenist rüzgara karşın kararlı davranarak o mücadelenin devrimci yoldaşları olmak da kıvanç vericidir. Ancak nesnel bir gerçeği görmezden gelemeyiz: Savaş büyüdükçe, siyasi coğrafyanın bir tarafı kültürel ve sosyal inşasına giriştiği devrime yürürken, diğer taraftaki yoksular, ezilenler, garip gureba kendilerine, yapılan onca zulme rağmen devlet ideolojisinin, devlet İslam’ının etkisi altına girdiler ve mesele Kürtler olunca devlet gibi düşündüler.

İmralı merkezli yeni hamle bu durumu da gözeten, Batı’da güçlü bir rüzgarın çıkmasının yolunun Kürdistan’daki mücadelenin silahsız biçimlerle devam ettirilmesi, makas değişikliği yapılması gerekiği teşhisine yaslanıyor. Riskli fakat özgüvenli bir çıkıştır. Özgürlük mücadelesinin diğer üç parçadaki hinterladı oldukça geniş. Rojava devrim süreci ise başlı başına bir işaret fişeği.

Yeni sürecin esasını oluşturan mantık, örgütsel ve askeri kuvvetin tasfiyesi değil, “iktisatlı” bir tutumla Kuzey şahsında demokratik-barışçıl mücadele biçimlerine geçerken şovenizmi kırmak, faşizmi çözmek amacıyla Türkiye emekçi solu ile türlü birliktelikler yaratmak. Eş zamanlı olarak, Kürdistan’ın diğer bölümlerinde mücadeleyi tüm araç ve biçimlerle devam ettirmek, aynı mantığın devamıdır. Demokratik mücadeleye geçerek, onu bir manivela ve daha yükseğe sıçramak için bir tramplen olarak değerlendirme hedefi açıktır. Ancak elbette rejim bir oldu bitti yaratma hevesinden kesinlikle vazgeçmeyecektir. Hepsini yaşayarak göreceğiz.

İmralı’dan gelen açıklamalarda birçok konuda 2000’lerin başında yapılan açıklamalardan daha hassas, şartlı ve tüm ihtimalleri gözeten bir dilin kullanıldığını, mesela mücadelenin silahlı biçimlerinin kategorik bakımdan reddedilmediğini söylemek mümkün. Bu yanıyla özgürlük hareketinin UNİTA’laşacağını umanlar kesinlikle yanılıyor. Dönem stratejisi bağlamında özgürlük hareketi önderliği “demokratik modernite” çerçevesinde sol bakiyesini korumaktadır. Bu, son derece önemlidir.

Özgürlük hareketinin varoluşu ve talepleri nasıl meşru ise Türkiye devrimci hareketi bileşenlerinin faşizme karşı mücadeleleri de son derece meşrudur. Olası bir “çözüm” sonrasında mücadelenin kimi biçimleri daha öne çıkmakla birlikte özgürlük mücadelesinin yoğun olarak süreceğini unutmamak önemlidir. Bu bilinç, kişileri ve çevreleri an’ın basıncı altında kalmaktan, devrimcilerin fiillerine yanlış tepkiler vermekten korur. Politika satrancında birkaç hamle sonrasını ve türlü olasılıkları hesaplamak, bu tarihsel dönemeçte her zamankinden daha önemli ve daha gerekli.

* Atılım Gazetesi’nin 5 Nisan 2013 tarihli 58. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 5 Nisan 2013, Cuma 16:09
Kategoriler: Makaleler, Rota