Sendikal yönetimlerde erkek gücü

BİLGİ TAĞAÇ

Geçtiğimiz günlerde yapılan DİSK olağanüstü genel kurulunda, Arzu Çerkezoğlu yaptığı konuşmada “kadın olduğum için değil mücadeleci bir sendikanın çizgisinden dolayı kazandım” diyordu “Ben kadınım, ama önce yoldaşınızım. Adaylığım kadın temsiliyeti üzerinden değerlendirilmemeli.” Arzu Çerkezoğlu’nun bu konuşmayı yapmasına neden olan nedir? diye sorular sorduk. Sorularımız bizi, geçen yıl yapılan DİSK olağan kongresindeki adaylığı sürecine götürdü. 2012 yılında yapılan DİSK genel kurulunda, genel sekreterliğe Dev Sağlık-İş Sendikası’ndan adaylığını açıkladığında adeta çarmıha gerilmiş, hedef tahtasına oturtulmuştu. Çerkezoğlu temsil ettiği siyaset nedeni ile değil, esasen bir kadın olarak işçi konfederasyonuna adaylığı tartışma konusu yapılmıştı. Zira isminde devrimci olan bir konfederasyonun mücadele tarihinde bugüne kadar bir kadın kendine yer bulamamıştı. Bu tartışmalar bize toplumsal yaşamdaki erkek egemenliğinin hükmünün sendikalara yansıyan gücü, etkisini bir kez daha hatırlattı. “Erkek kadın el ele” nakaratını dilinden düşürmeyenler, kadın özgürlük mücadelesinin yaşamsal gündemleri söz konusu olduğunda bilinmeyen bir tarihe erteleyebiliyorlar. Bu nedenle, yönetim organlarında; kota, eşit temsiliyet hakkı, pozitif ayrımcılık gibi kadın yanlı politikaların onlardan fersah fersah uzak olduğu açık. Hükümetin toplumsal cinsiyetçi politikalarını görmezlikten gelen, üstüne örtü örten “ilerici” siyasi akımların sendikalardaki temsiliyetlerinde kadının cins ve sınıf kimliği ile politika yapmasına onay vermesi beklenebilir mi?

Türkiye işçi sınıfının kapitalizme karşı mücadelesinde, çok gerilere gitmeden son on yıllık sürece göz attığımızda direnişlerin, grevlerin, eylemlerin en önünde kararlılıkları, militanlıkları, direngenlikleri ile birlikte kadınların yer aldığı görülecektir. Grev, direniş, gibi her türlü hak alma eylemlerine kadınların militan direnişi damgasını vurmuştur. Novamed, TEKEL, DESA, THY bu bağlamda sayacağımız sadece birkaç örnek. Taşeronlaştırmanın sonuçlarına, istihdam dışına sürülme politikalarına karşı hak alma mücadelesinde kadınların değiştirici güçlerini gördük. Kimsenin itiraz edemeyeceği kadar somut gerçeklerdir bunlar. Tüm bunlara rağmen kadınlar neden sendikal mücadelede süreci yöneten noktada değiller. Neden işçi, emekçi kadınlar hayatları ile ilgili en çetrefilli süreçlerde emekçilikleri ile yer almasına rağmen karar verici mekanizmalarda yoklar.

Sendikaların çalışma programlarında, kadın politikaları gündemleri sadece 8 Martlar, 25 Kasım’larla sınırlamışken işçi kadınların çalışma koşullarının düzeltilmesi, eşit ücret talebi, mobingge karşı etkin politika üretilmesi vb. gündemler çok sınırlı kalmaktadır.

Sendikal yönetim çalışma tarzlarında kadını gözeten yerde düzenlenmemesi de kadınların yönetimlere aday olması etkileyen bir diğer faktördür. İş ve aile içinde kadına biçilen toplumsal roller nedeniyle çifte vardiya yapan kadınların sendikalardaki uzun çalışma ve toplantı saatleri nedeniyle üçüncü bir vardiyayı üstlenmesi mümkün olmamaktadır. Geç saatlere kadar uzayan toplantı saatleri, sendikalardaki cinsiyetçi dil ve uygulamalar, kadının yaşamsal sorunlarını görmeyen politikalar, erkek egemen örgütlenme ve toplu pazarlık süreci, sendikalarda kadın temsilinin düşüklüğüne ilişkin temel nedenler olarak özetleyebiliriz. Var olan sendikalarda kadınların özel çabaları ile oluşturulan kadın komisyonları, kadın özgürlük hareketinin her alanda eşit temsiliyet hakkı, kota, vb üzerinden geliştirdiği mücadelenin bir yansıması olmuştur. Bu özel örgütlenmeler; işçilere dönük toplumsal cins bilincinin geliştirilmesine dönük kimi düzenlemeler, eğitimler, aydınlatma çalışmalarını gündemleştirip uygulamaya konmuşsa da, sendikaların cinsiyet eşitliği politikalarını ana program ve politikalarına dâhil etmemeleri çalışmaları bir süre sonra darlaştırmıştır. Cinsiyet eşitliğine ilişkin meselelerin sendikaların genel gündemlerinde yer bulamayıp, yalnızca kadın bürolarının uzmanları veya kadın komisyonu üyelerince ele alınan meseleler haline gelmesi bunun konfederasyonların, şubelerin politikası haline getirilmesini engellemiştir. Erkek iktidar alanlarından biri olan sendikalarda kadından yana, eşitlikçi, politikaların oluşturulması, kadının renginin sendikalarda etkin hale gelebilmesi kadın özgürlük mücadelesinin bu alanda daha etkin mücadeleyi gündemine alması gerektiği gibi sendikalardaki kadın üyelerin toplumsal cins bilincinin geliştirilmesi mücadelesinde ısrarlı, sürekli hale getirmesi bu mücadelenin tüzüksel kazanımlara, yaptırımlara kavuşturulması ile yol açılacaktır.

* Atılım Gazetesi’nin 19 Nisan 2013 tarihli, 60. sayısında yayımlanmıştır.

 

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 19 Nisan 2013, Cuma 12:09
Kategoriler: Makaleler, Özgür Kadın