Müzakere ve mücadele

ERKAN YILMAZ

AKP milletvekili ve başbakanın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan, “Silahlar bırakıldıktan sonra normalleşme aşamasına geçilir” dedi ve Karayılan’ın sürecin o boyutunu çok doğru anlamadığını ekledi.

Murat Karayılan Kandil’deki basın toplantısında, ancak sürecin ikinci ve üçüncü aşamalarında yaşanacak gelişmeler sonucunda, yani anayasal ve yasal reformlara, politik rejimin demokratik dönüşümüne ve Öcalan’ın özgürleşmesine bağlı olarak silahların bırakılabileceğini ifade etmişti.

Kürt özgürlük hareketi, bu sözlerle, müzakere sürecini ulusal demokratik hakları kazanma doğrultusunda götürme kararlılığını ortaya koyuyor. Bugünkü aşamanın somut konusu, sadece Kuzey’deki silahlı güçlerin Kürdistan’ın diğer parçalarına, Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışına çekilmesi. Yıllar boyunca sömürgeci faşizmi krizden krize sürükleyip nihayetinde AKP hükümetini müzakere masasına oturmaya mecbur eden faktör öncelikle gerilla ve silahlı ulusal savaşım olduğuna göre, Kürt özgürlük hareketinin müzakereleri ulusal demokratik reformların gerçekleşmesine yöneltmekte silahın mevcudiyetini başlıca bir güvence olarak görmesinde, ne yanlış anlama ne de şaşılacak bir şey var.

Buna karşılık AKP, başdanışman Akdoğan’ın ağzından, demokratik bir barışın gerektirdiği düzenlemeleri yapmakta ayak sürüyeceğini ilan etmiş oluyor bir kez daha. Hükümet bir yandan helalleşmekten ve demokratikleşmekten dem vuruyor, diğer yandansa reformlar için silahın tümden bırakılması şeklindeki o bayat argümanı halen adeta ön koşul sayıyor. Başbakan ve bakanlar “terörist” demagojisinden vazgeçmedikleri gibi, KCK’li tutsakların serbest bırakılması türü ilk adımları bile atmış değiller.

Türk burjuva devletinin politikasının barışı içeriksizleştirmeye odaklandığı, kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta görülüyor. Yeniden vurgulamakta yarar var: müzakere süreci mücadele sürecidir. Haliyle, sürecin temel sürükleyici gücü olarak Kürt özgürlük hareketi başta olmak üzere, adil, onurlu ve demokratik barış mücadelesinin diğer sosyalist, devrimci ve demokratik güçlerinin birleşik iradesi sömürgeci faşizmi ne kadar sıkıştırırsa, AKP’nin gerici politik hamlelerini o kadar etkisizleştirebilir. Haksız savaşta akan kanın durmasını dileyen Türk emekçisi, Kürt ulusal taleplerinin tanınması için hükümeti ne ölçüde zorlarsa, gerçek bir barışa ulaşmanın imkanları o ölçüde değerlendirilebilir.

Müzakerelerde bugün gelinen noktada, gerilla Kuzey Kürdistan’dan çekilmek üzere. Şimdi sıra, AKP Hükümetinin buna karşılık vermesini zorlamakta. Bu zorlayış temel demokratik hakların kazanılması, yeni anayasada ve yasalarda ezilenlerin lehine daha geniş çaplı değişikliklerin elde edilmesi için mücadeleyi büyütmekte cisimleşecek.

Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması, siyasi tutsakların serbest bırakılması, koruculuğun lağvedilmesi, yeni karakol inşaatlarının durdurulması, özel timlerin dağıtılması, Roboski katliamından dolayı devletin özür dilemesi, toplu mezarların açılması, kayıpların bulunması ve faşist katillerin yargılanması gibi somut güncel talepler etrafında devrimci ve demokratik kuvvetlerin mümkün olan en geniş saflaşmasını yaratmak günün acil politik görevidir.

“Barış sürecinin hassasiyeti” tipinde laflarla veya AKP Hükümetinin güya iyi niyetinden hareketle mücadeleyi tavsatacak tavırlara girmek, en başta, demokratik barışı kazanma imkanlarının heba olmasına kapıyı aralamak demektir.

Öyleyse, sağduyuyla beklemenin değil, sokakta mücadelenin zamanıdır. Somut güncel taleplerin ileri sürülmesiyle büyütülecek demokratik barış hareketleri işçilerin ve ezilenlerin politik özgürlüğü uğruna genel savaşıma bağlanarak ve her demokratik kazanım devrimci gelişmenin basamağı yapılarak, bu topraklarda devrimi örgütleme yolunda kararlılıkla yürünecektir.

* Atılım Gazetesi’nin 3 Mayıs 2013 tarihli, 62. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 3 Mayıs 2013, Cuma 10:31
Kategoriler: Büyüteç, Makaleler