Psikolojik harekat

SAMİ ÖZBİL

Kürt özgürlük hareketi yoğunlaştırılmış psikolojik savaşla kuşatılmaya, manevi direnç noktaları kırılmaya çalışılıyor. Üstelik sinsice; öldürme, katletme saldırısından daha ağır bir tablo. Bu gayriresmi harbin sahadaki yürütücüsü bizzat iktidar partisi. Kürt özgürlük hareketi ve Kürdistan halkı diğer partilerin söylediklerine karşı şerbetli oldukları için bu görevi iktidar ve onun medyası üstlenmiş durumda.

İktidar partisinin şu anda, mücadelenin silahsız biçimleri ve sonrasındaki gelişmeler hakkında dişe dokunur bir oyun planı yok. Emperyalist yayılma hayalleri, Musul-Kerkük’ü ilhak etme rüyası, nüfuz alanını genişletme çabası; onu bu güdüler yönetiyor. Kürt özgürlük hareketini silahsızlandırmanın hepsine yeteceğini sanıyor. Ayrıca pragmatikliğine ve manipülasyon kabiliyetine güvendiği için işler sarpa sararsa durumu bir biçimde kurtaracağına inanıyor.

Oysa el çabukluğu marifeti hayati meselelerde işe yaramaz. Kürdistan’da Kürt özgürlük hareketi şu andaki geçiş dönemine yıllardır hazır, bunun felsefesini oluşturdu ve fire vermez. Diplomatik yoğunlaşma sonuç vermezse, halk ve dağlar üstelik metropollerle birlikte orada; yapacağı belli. Üstelik aba altından sopa göstermeye de kalkmıyor ve temiz bir dil kullanıyor.

Sınıflı toplumlarda iktidar, o kadim erkek kurnazlığının kurulduğu tahttır. Bu nedenle, iktidar en basit uzlaşma/anlaşmalara bile bir elinde hançerle gelir. Çok tanıdık bir örnek olduğu için hapishanelerdeki tüm anlaşma, uzlaşmalarda iktidarın tüm derdinin basıncı savuşturmak olduğunu, ona göre pozisyon aldığını ve kısa sürede bilindik tavrını sürdürmeye döndüğünü söylemek yeter. Büyük bir halk organizasyonu olmadıkça bugün de iktidar, hızla bildiğini okumaya yönelecektir.

İktidar partisi, şu sıralarda iki ayaklı bir hamleye odaklanmış durumda. İlki, ırkı-şoven cephedeki negatif enerjinin MHP’de oy sayısı artışına yol açmasını engellemeye dönük. Tıpkı 2002’deki gibi. O zaman Cem Uzan’ın Genç Parti’sinin önü açıldı ve MHP seçim barajına gömüldü. Bugünkü stepne ise İşçi Partisi. İktidar partisi onun adını anarak, ismini öne çıkararak kendisine karşı laikçi tepkinin, ulusalcı faşist hoşnutsuzluğun orada toplanmasını bir oyun planı olarak öngörüyor.

Diğer hamle ise Kürt özgürlük hareketi hakkında çeşitli vasıtalarla psikolojik savaş yürüterek onu yalnızlaştırmak. Sahada, Sünni Kürtler arasında Kürt özgürlük hareketini “Alevilerin yönettiğini”, hareketin komünist solcuların egemenliğinde olduğunu yayarken, sol-demokrat hassasiyeti bulunan ve biraz da Mekke İslamı vurgusuyla neyin kastedildiğini, devlet ve imparatorluk İslamı ifadesiyle neyin eleştirildiğini uzun boylu düşünmeyen Kürdistan dışındaki kitleler arasında “İmralı İslam kardeşliği dedi, vay başımıza gelen, Türk-Kürt Sünniler birleşip bizi kesecekler” ajitasyonuna yüklenmek, bu planın parçası. Şüphe tohumları ekmeyi dahi kâr sayıyor iktidar partisi.

Bu taktik, her anlamıyla Bizans saray entrikalarına dayanıyor. Osmanlı’da sürdürüldü, cumhuriyet döneminde kullanıldı. Egemenlerin tarihsel sürekliliği içinde her defasında el değiştiren ama düşmana karşı esaslı biçimde kullanılan yıpratıcı bir saldırı yöntemidir. Önce güçten düşürmek hedeflenir, sonra da parçalamak.

Dikkat edilirse, bütün Kürt isyanları iç ihanetlerle, özellikle isyan liderlerinin yakın çevrisinin ihanetleriyle darbelendi. Öncesi bir yana, ’99 ve 2003’te buna özel olarak yoğunlaşıldı. Hareketin iç birliğini sürdürmesi ve asla parçalanamayacağını çok net biçimde ortaya koyması büyük bir direnişti. Hala kendilerini buğday ambarında sanan aç tavuklar, karşılarında Ortadoğu’da kırk yıldır siyaset yapan ve her halükârda ayakta kalmayı başarmış bir politik özne değil de, aldanmaya hazır taşra politikacısı olduğuna inanmak isteyenler var. Hepsini suya götürüp susuz getirecek büyük bir halk mücadelesi birikimi ile yüz yüze olduklarını günbegün anladıkça panikliyorlar. Ezilenlerin birikimine dayanan, bunun üzerine kırk yıllık Ortadoğu eksenli mücadele birikimini ekleyen, CIA raporlarında “ele avuca sığmayan, kontrol edilemeyen biri” diye nitelenen bir muhatapla karşı karşıyadırlar.

Bu sebeple de iktidar partisi, rejimin tüm imkânlarını kullanarak şaibeler yaratmaya, akla hayale gelmeyecek saçma ‘analizler’i körüklemeye çalışıyor. Devrimci Marksist yöntemi, yakın dönem tarih bilgisiyle birlikte kuşanmak bir tür antidottur, an’ın basıncı altında kalmayı önler. Belli dönemlerin karakteristiğini çıkarmak, her virajda devrimci Marksistlerin neler söylediğini, hangi mantıkla hareket ettiğini anımsamak önemli ve gerekli.

Bir ihtiyarlık alameti olan ihtiyatlılığı, sağlamcılığı, bekleyelim görelimciliği kesin biçimde bir yana itmek; dönemin sunduğu imkanlara iştahla yüklenmek, mücadelenin baki olduğu bilinciyle aydınlık bir ufkun Türkiye emekçilerini beklediğini görmek, psikolojik harekatlara verilecek en anlamlı yanıt olacaktır.

* Atılım Gazetesi’nin 3 Mayıs 2013 tarihli, 62. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 3 Mayıs 2013, Cuma 10:53
Kategoriler: Kardeşçe, Makaleler