AKP’nin “derin” batışı

Başbakan ve bilumum ağır topları ABD’ye gittiler ve döndüler sonunda… Ne oldu peki? Ne murad ediyorlardı, ne buldular orada? Manzarada ne var?…

Kısadan söyleyelim: Davutoğlu’nun “stratejik derinliği”nde battıkça battığı görüldü AKP’nin…

Ama ne batış!…

Türk kapitalizminin ve sömürgeciliğinin A. Menderes’ten T. Özal’a, oradan da T. Erdoğan’a devrolunan “Küçük Amerika” olma hayali, Ortadoğu/Suriye “derinliği”nde dibe vurdu iyice!

Büyük Amerika/yani Obama, “padişah” olma heveslisine/yani Erdoğan’a; biz “Amerika” olmaya devam edelim, siz de “küçük” kalmaya, demiş oldu dünyanın gözü önünde!…

Siz “Osmanlıcı”lık kumunda oynamaya devam edin, “derinlere” açılmayın ve haddinizi de bilin!… Gerisini biz aramızda hallederiz; Alman “Kayzer”leri var… İngiliz “kraliyeti” var… İsrail “siyon”ları var… Rus “Çar”ı var… Çin “imparator”u var… Size de ne oluyor kendi başınıza?!

Eğer Büyük Amerika’ya arada bir padişah “hizmeti” lazım olursa da, elimizin altında, “mütevazı” olanı, Pensilvanya’da oturanı, yani “hazır”lanmışı var…

Konuş deyince konuşuyor, sus deyince susuyor!

“Kabadayı”lık taslamıyor, “hoşgörü”sünü hiç yitirmiyor !…

Çünkü, Amerika’yı “gerçekten” seviyor…

“Yerlisi” oldu artık buranın, “içimiz dışımız” bir!…

Bütün dünya da bunu biliyor!…

***

Bundan sonra ne olacak?

AKP, esasen giderek derinleşen ve “iç politika-dış politika” somut bağıntısıyla daha belirginleşerek karakterize olan bir siyasi krizin nesnesi durumundadır. Bütün propaganda ve manipülasyon araçlarını devreye sokarak gizlemeye çalıştığı temel gerçek budur… Rejimle özdeşleştiği, bu anlamda iktidarlaştığı oranda, rejimin yapısal krizinin dolaysız nesnesi haline gelmektedir… Haliyle rejim krizini alevlendiren/tetikleyen güncel ataklar karşısında aldığı riskler de büyümekte, ödediği ve ödeyeceği bedeller de…

AKP’nin, bütün gövdesiyle içine girdiği siyasi kriz/batış sürecinin hızını kesmenin, durdurmanın ve mümkün olan en az hasarla yoluna devam edebilmenin derdine düşeceği kesin…

AKP’yi Kürt özgürlük hareketiyle müzakere masasına getiren yakın dönemin gelişmeleri hatırlansın… Kürt sorununda bir çözüm planı olduğu için değil, “çözümsüzlük” politikası iflas ettiği ve taşıyamayacağı, yönetemeyeceği kadar ağır bir kriz riskine dönüştüğü için müzakerelere zorunlu kalmıştır, AKP… Şimdi, değiştiremediği duruma, kendisi için en avantajlı (ve tabii siyasi bakımdan en gerici ve en ikiyüzlü politikalar eşliğinde) koşulları yaratma çabası üzerinden “uyum” sağlama derdine düşmüş bulunuyor… Barış lafazanlığının özü özeti budur…

***

Suriye meselesinde bataktan “çıkış”ın “yol haritası” ABD’deki görüşmelerde önlerine kondu zaten…

İşgalci heveslerden ve köktendinci kontrol dışı İslamcı güçlere alan açma ve onlarla iş bitirme sevdasından vazgeçilecek…

ABD ve Rusya’nın öncülüğünde Cenevre’de yapılması planlanan Suriye yönetimi ve muhalefet güçleri arasındaki “uzlaşma” çözümüne katkıda bulunulacak…

Ki eğer, hali hazırda var olan ciddi pürüzler ortadan kaldırılabilirse, Suriye Kürdistan’ının/Rojava’nın devrimci ve demokratik temsilcilerinin de katılma olasılığının bulunduğu bu “uzlaşma” arayışların Türkiye’nin/AKP’nin Kürt özgürleşmesine karşı sürdürdüğü inkarcı ve imhacı politikasında kapsamlı değişimlere gitmek zorunda kalacak… Çünkü süreç, Kürtlerin ulusal statü elde etme mücadelelerinde yeni bir mevzi kazanmaları ve bunun halihazırda kabul edilmiş bulunan devletler arası hukuk kuralları gereğince tanınması anlamına da gelebilecek… Oysa biliniyor ki, Kürtlerin ulusal statü elde etmelerinin önlenmesi, Türk sömürgeciliğinin omurga siyasetidir… Devletin/AKP’nin sürdürdüğü Suriye politikasının özünde de bu tarihsel korku vardır…

***

Sözünü ettiğimiz kriz durumunun, rejimin ‘içi’ni karıştırıp, politik bir iktidar partisi olarak AKP’nin ‘içi’ni karıştırmaması düşünülemez… Nitekim bu durum, ‘Cemaat’ın yarattığı krizler olarak, somut olgular biçiminde bir dönemdir yaşanmakta, üstü örtülemez hale gelmiş bulunmaktadır… İş, en sonunda F. Gülen’in, ismini anmadan (ama herkesinde anlayacağı biçimde!) Erdoğan’a ağzına geleni söylemesine kadar varmıştı… Ne “nankör”lüğü, ne “küstah”lığı, ne “Nemrut”luğu, ne “haddini bilmez”liği, vb. kaldı Başbakan’ın… Hani emperyalizm Türkiye için sadece “dış” değil aynı zamanda bir “iç olgu”dur denir ya, bu diyalektik AKP’nin “içi” ne kadar “sızıyor” görüldüğü gibi… F. Gülen, “iç”erden konuşuyor çünkü “dış”arıdan değil… ABD’nin “içi”nden ama Obama’nın “diplomasi”sine gerek duymadan konuşuyor…

Başbakan’ın ABD ziyaretinde elçisi Bülent Arınç’ı kendi namına Pensilvanya’ya Hoca efendi’nin huzuruna göndermesi boşuna değil… Ancak, AKP’yi ‘huzura’ erdirecek bir uzlaşma çıkar mı buradan, onu bilemeyiz…

İlk belirtiler aksi yönde… “Hoca efendi”nin cemaate ayrı bir parti kurdurmak istediğinden tutalım da, AKP dışındaki bir partiye destek vermeyi planladığına, Erdoğan’ın başkanlık sevdasından vazgeçmesini istediğine kadar bir dizi ‘iç’ bilgi, piyasada dolaşmaya başladı çünkü…

Gerisini Başbakan düşünsün…

* Atılım Gazetesi’nin 24 Mayıs 2013 tarihli 65. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 24 Mayıs 2013, Cuma 13:42
Kategoriler: Başyazı, Makaleler