Temas

Akiller heyeti, asker yolu gözleyen aileler, belediyeciler ve diğerleri; Kürdistan’a giden hemen herkes oradan Kürtlere ilişkin bambaşka kanaatlerle dönüyor. İnsanların maruz kaldığı onlarca yıllık illüzyon, Kürdistan’ın büyük acılar çekmelerine karşın son derece olgun, politik ve barışçıl insanlarının aynasında un ufak oluveriyor.

Temas imkan ve alanları çoğaldıkça, Batı’nın ezilenleri Kürdistan halkıyla mücadelede kardeşleşmenin ne kadar da mümkün olduğunu her seferinde yeniden görecekler. Sadece bu bile içinden geçtiğimiz, iflas edenin ne olduğunun bilindiği ama yerine neyin konuşulacağının henüz açık biçimde seçilemediği ara dönemin önemli kazanımlarındandır.

Bu sebeple birilerinin ırkçı kışkırtmalara abanması kaçınılmaz. Düne kadar “Kürtler Türklerin bir boyudur” diyenler, dümenlerini döndürenler bir süredir tipik Nihal Atsız ırkçılığına başvuruyorlar: “Evet Kürtler vardır, iğrençtir, PKK de onların örgütüdür, Kürtlerden alışveriş yapmamalı, hepsini kendi inlerine postalamalı.” Çok aptallar ve sırtını dağlara yaslayan bir halkın mücadelesi karşısında düpedüz kuduruyorlar.

Bu Nazi dili dahi ne kadar biçare olduklarını anlatmaya yetiyor. Peki, kendilerine buldukları destekçiler kim? Hınk deyicilerin hepsi 90’lı yılların suçluları. Neredeyse tümü o haksız savaştan elde ettikleri rantla büyük şehirlerde bugün refah içinde yaşıyor. Türk ve Kürt gençlerinin kanı dökülür, evlere ateş düşerken bunlar o kanı maaşa, örtülü ödeneğe, “bin operasyona”, bürokraside terfilere, ihalelere, medya holdinglerinde yönetim kurullarına seçilme yoluna çevirdiler. Koca bir memleketi işkence haline getirdiler ve ölü eti çiğnediler. Kendilerinden tiksinmek için bir kalemde bin bir sebep sayabiliriz.

İçlerinde Meclis başkanlığı yapan da var. “Türkiye Türklerindir” gazetesinin yayın yönetmenliğini yapan da. Çaresizce çırpınıyorlar. Çünkü özel savaş döneminin sadece 17 bin faili meçhul, boşaltılan üç bin köy olmadığının herkes farkında. Bütün bunların psikolojik, hukuksal, toplumsal yolunu döşeyen büyük bir şebeke vardı ve bunlar o ağın içindelerdi.

Kürt özgürlük mücadelesinin belirli bir dönem boyunca kendisini silahsız biçimlerde sürdürmesi hepsinin uykularını kaçırıyor. Birbirlerini arıyor, buluyor, Ankara yollarına düşüyor, yana yakıla derman arıyorlar. Çünkü eninde sonunda yargılanacaklarını, hesap vermek zorunda kalacaklarını ve günün birinde Batı’daki Türk halkının “Neden bizi kışkırttınız, isteriye tutulmuşcasına bize Kürtleri, gencecik solcu çocukları neden linç ettirdiniz” diye yüzlerine tüküreceklerini biliyorlar. Kimileri iktidar partisine yanaşıp yargılanmama garantisi almaya çalışıyor bugün, kimileri hafıza yangınına tutulmuş, hiç bir şey anımsamıyor. Biz ise halkın, uyur gibi görünen ama içten içe ve yeraltı refleksi biçiminde atan belleğine güveniyoruz.

Egemenler cephesinde, çeşitli zamanlarda iktidar bloku içinde yer almış, bundan nemalanmış kim varsa tümü ezilenlere karşı türlü suçlar işlemiştir. Kalplerine sıktıkları kurşun adlarındaki lekeyi, ellerindeki kanı temizleyemez. Çocukları, torunları günün birinde ezilenlere zulmeden insanların soyundan geldikleri için utanacak ve tarihsel manada reddi miras yapacaklardır. Naziler ile sonraki kuşaklar arasındaki ilişkilere bakılması bile yeter bunu anlamaya.

***

“Gerçekler devrimcidir” ve her zaman ezilenlerin yanındadır. Karatma uygulayanlar egemenlerdir. Uzlaşma, anlaşma dönemleri gerçeklerin açığa çıkarılması için bulunmaz nimettir. O nedenle zulmü yapanın kar kalmadığı toplumsal yüzleşme ve suçluların yargılanması talebi yaşamsaldır. Bu, aynı zamanda koparıp alma duygusunu besleyen temel demokratik bilinçtir: Halka gerçekleri açıklayın kayıplar nerede, ezilenlerin adaleti eninde sonunda tecelli edecek, hepsi yargılanıp cezalandırılmalı! Örnekse, Cumartesi insanlarının yılların yontamadığı o müthiş iradeleri emekçi solun bütün bileşenlerine örnektir; o tür bir birleşik irade dahi rejimi silkelemeye yeter.

Bu konjonktürde ne kadar yargılanabilirler, bu ayrı bir tartışmadır, mesela 28 Şubat konusunda “hassas” davrananların bu acılara bigane kalması iki yüzlü olamakla birlikte çok şaşırtıcı değildir. Ancak daha şimdiden bir sene önceye kıyasla çok daha fazla Türk emekçisinin sosyal şoven koşullanmalardan kurtulduğunu, üzerlerindeki devlet ideolojisinin zayıfladığını netlikle söylemek mümkün; sadece bunun bile anlamlı bir kazanım olduğunu da. Kaldı ki toplumsal siyasette, sonucu tayin eden şey egemenlerin istedikleri değildir. Ezilenlerin iradesi, mücadele tutkusu ve somut taleplere yüklenme kararlılığı da sonucu büyük oranda etkiler.

***

Bugüne kadar birbirlerinden koparılmış, iç bağları dağıtılmış ezilenleri önce temel değerler üzerinden teyellemek ardından mücadele ortaklığı temelinde bütün renkleriyle beraber yan yana getirmek için daha fazla temas noktası bulmak, bu imkanlara yüklenmek gerek. Başka seslere, acılara, hikayelere kapalı kulaklar insanın içini acılaştırır, onu bozarak kendine yabancılaştırır, kendisiyle bile doğru bir ilişki kurmasını engeller.

Bir taraftan da edebiyatın, sanatın, sinemanın bütün imkanlarıyla son otuz yılın üstü örtülü gerçeklerinin gün yüzüne çıkarılması, bunların özellikle Batı’daki Türk emekçilerine taşınması ve özgürlük mücadelesinin kendilerine değil rejime karşı yürütüldüğünü, devletin tam da bu nedenle kendilerini bir stepne gibi kullandığının anlatılması, en az çıplak zorla yürütülen mücadele kadar hayatidir.

Temas noktalarını aramak, bulmak, bu olanaklara yüklenmek geçiş döneminin en anlamlı çalışmalarından birisidir. Başka ülkelerin deneyimlerinden öğrenmek bu çabayı zenginleştirecektir. Halklar ve ezilenler birbirlerine yaralarını gösterecekler, on binlerce kaybın yasını beraber tutacaklar, konuşacaklar, birbirlerini anlayarak kendilerini sağaltacaklar ve bir taraftan onlara bunu yaşatanlardan hesap soracaklar.

Yol açık: İstikamet halkların birleşik devrimi. Bu saatten sonra hiç bir şey vuslata ermeyi engelleyemez!

* Atılım Gazetesi’nin 31 Mayıs 2013 tarihli 66. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 31 Mayıs 2013, Cuma 16:15
Kategoriler: Başyazı, Makaleler