Tükenmişlik sendromu

Tükenmişlik sendromu

SAMİ ÖZBİL

Promtersiz konuşamıyor ama “belagat ustası”.

Ani olaylar karşısında fabrika ayarlarına dönüp Demirel’den daha devletçi kesiliyor ama “demokrasi şampiyonu”.

Kürtleri oyalıyor ve punduna getirdiğinde darbe vurmaktan geri durmuyor ama “büyük çözümcü”. Siyasetçileri hapsediyor ama “özgürlükçü”.

Her toplumsal olayda komplo buluyor ama “vizyon sahibi”.

HES’çilerin hamisi ama “çevrecinin daniskası”.

Herkese her şeyi söylüyor ama “çok hassas”.

Memleketi gaza boğuyor ama “Halife-i Raşidun sevdalısı”.

Nasıl oluyor?

Adı Türkiye olan bir memleketteyseniz hepsi mümkün. Memleketin devletlü siyaseti ne cevherler çıkardı şimdiye dek.

Bir de sosyoloji meselesi var. “Bir sendikacı hanım” onur ayaklanması sürecinin sosyolojik yanını hatırlatınca, davetlilerin ellerini bile sıkmadan masadan kalkmış ve salonu terk etmeden, üstelik ciddi bir ifadeyle bir özelliğini daha deklare etmiş: “Sosyolojiden de iyi anlarım.”

Alkış!

Kuşku yok ki bir ulu kişiyle karşı karşıya bulunduğumuzu fark etmemiz ve “milletçe” buna duacı olmamız isteniyor. Dualarımız kendisiyle!

Her meselede Yahudi parmağından ABD planına bir dolu komplo arayan, gereğinde dış düşman icat eden bir devlet yapılanması içinde akla zarar iddiaların bile alıcısının çıkması da pek doğal.

Her gün yeni bir halka eklenerek sürüyor açıklamalar: “Zelle örgütü”, “Faiz ve içki lobileri” ile bütün komplo teorilerinin üstüne tüy diken son buluş: “Duran insan”ların CIA bağlantısı…

Endişeli bir savunma psikolojisine bürünen iktidarın bünyesini teslim alan o her şeyi komployla izah etme tutumu, seçimler süresince muhtemelen koyu bir sis perdesi eşliğinde sürdürülecek. Bir yandan kendi saflarını sağlam/sıkı tutmaya, çatlak sesleri bastırmaya çalışacaklar, böylelikle bir yandan da tehdit algısını daimi kılarak mütedeyyin/dindar orta Anadolu oy deposunu dolu tutmaya çalışacaklar.

Bilenlerin bildiklerini söylemeye gerek duymadığı kabul edilir. Bu mercekten bakınca fazlasıyla trajik bir tablonun karşısındayız. Ancak bu siyaset etme biçiminin belirli bir mantığa dayandığını atlamamak gerek. Anlaşılmaz gibi duran, hayretler içinde bırakan “bilirim”ler kendisini bugüne dek bilmediği varsayılan, cahil addedilen Anadolu halkıyla özdeşleşme, onlardan el alarak bürokrasiye direnme biçiminde servis ediliyor. Bunu birikimli bir siyasetçi olan, siyasette bulunduğu tüm süre boyunca rejimin her uygulamasından sorumlu bulunan Demirel yıllar yılı başarmıştı ama o manipülasyonun da bir raf ömrü var nihayet. Bugün, hem de birikimsiz biçimde “Çoban Sülü”lüğe kalmak sadece gülümsetir. Marks’ın “birincide trajedi ikincisinde komedi” esprisini hatırlamanın yeridir.

Aynı tutum, yüzde 50 söylemi bakımından da geçerlidir. İktidar, sanki o miktarda oy hakikaten kendisine tapulanmış gibi davranırken, geriye kalan yüzde 50’yi itmeyi umursamıyor. Böyle bir ayrım onun işine geliyor çünkü. Bütün muhalefetin paylaştığı bir yüzde 50 her iktidarın rüyasıdır. Bu stratejinin hayata geçmesinin asıl koşulu muhalefetin, kalan yüzde 50’ye dönük siyaset yapmasıdır.

Yüzde 50 söylemi bölücülüktür. Mevcut politikaları uygulayan iktidarın kemikleşmiş oy miktarı MHP’den fazla değildir. Milyonlarca kişi iktidara değişim dönüşüm vaadiyle oy verdi, kredi tanıdı. Dolayısıyla, cüzi bir miktar dışında bütün oy bileşeni ezilenler adına politika yapanların kapısını çalacağı hakikati durmaksızın anlatacağı, dersleri durmaksızın dinleyeceği, birlikte politika yapacağı kitle zeminini oluşturuyor.

“Gezi eylem süreci”ne bakalım. Simgelerle yol almaya çalışan eski iktidar düşükleri bir yana milyonlarca insan sokağa çıktı, devrimcileri tanıdı, devlet ideolojisi mengenesinden bir ölçüde kurtuldu.

Nedeni basit, bunca insanla ilk defa eylemli alanlarda bir araya gelindi. Kendimizi anlattığımız zaman kimsenin bayrağıyla, diniyle, marşıyla, kültürel seçimleriyle sorunumuz bulunmadığını, mücadelemizin bunların devlet ideolojisini koyultma, kendi dışında olan her şeyi dışlama, yok etme amacı için politizasyonuna karşı olduğunu hemen herkes fark etti.

Bizim bir avuç tekelci, onların çanak yalayıcıları, ele geçirdikleri devlet aygıtını kaybetmemek için ezilenler arasında her tür düşmanlığı körükleyenlerle derdimiz var. Direniş öznelerinin söz ve hak eşitliğini benimseyen “Gezi eylem süreci”nin hızla milyonları kapsayan antifaşist direnişe dönüşmesi biraz da böylesi ön kabullerle bağlantılıdır.

Arkasına yüzyılların yönetme stratejilerini alan iktidar, buna rağmen, her bakımdan kopkoyu bir despotizme batmış ve kilometre ömrünü doldurmuşken ortaya atılan yüzde 50 zokasını yutmak ve iktidar partisinin bizi süreklemeye çalıştığı kulvarda gölge boksu yapmak ona ömür kazandırmakla nihayetlenir. İktidar partisi liderinin cumhurbaşkanlığına aday olma ihtimali de düşünülünce yüzde 50 söyleminin cumhurbaşkanlığını garantileme formülü olarak da dillendirileceğini ve buna uygun taktik yönelimler izleneceği netlikle söylenebilir.

İktidar partisi lideri atılan onca gaza, öldürmeye, tehdide, gözaltı furyasına bana mısın demeyen halk direnişi karşısında bir tür “tükenmişlik sendromu” yaşıyor. Bu dertten mustarip “Hürrem” kaçıp kurtuldu ama tabi ki kendilerini çok önemli görenler, dünyanın kendi fikirlerine ihtiyacı olduğuna inananlar iktidar koltuğunu kolay bırakmaz. Bu saatten sonra iktidarın manevra alanı daralmıştır, üstelik saflarında iç parçalanma korkusu uç vermiştir ve girişeceği hiçbir makyaj çalışması iktidarın despotik karakterini unutturamaz.

Ezilenler, bir alternatifi olduğuna inandıkları an iktidar partisini kendisinden öncekiler gibi çöp sepetine gönderirler. Bu sebeple ipe un seren, “onur devrimi” günlerini çabucak eskitip nostalji ögesi haline getiren her tür kavrayış ve yetinmecilik iktidarın ömrünü uzatmaktan başka bir yere varmaz. Ülke sathında siyasal, kültürel özgürlük ihtiyacı duyan her insan, sol sosyalist mücadelenin öznesidir. Emekçi sol ise somut ve sağlaması yapılabilecek biçimde net bir planlamayla on milyonları menziline almak ve hayatın her alanında onlarla buluşmakla mükelleftir.

* Atılım Gazetesi’nin 28 Haziran 2013 tarihli 72. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 28 Haziran 2013, Cuma 16:19
Kategoriler: Haberler, Makaleler, Politika, Rota