Yavuz Selim açılımı

Yavuz Selim açılımı

AKP Hükümeti, “yeni” bir Alevi açılımı yapacağını duyurdu. Şimdiden adını biz koyalım: Yavuz Selim açılımı!

Alevilerin, 3. köprüye “Yavuz Selim” adının verilmesine dair tepkileri ve biriken öfkeleriyle halk isyanında yer almaları, tepkilerini sürdürmeleri egemenleri de yeni açıklamalar yapmaya, kendi akıllarınca yatıştırıcı adımlar atmaya zorluyor. Abdullah Gül’ün ardından “Pensilvanyalı” da konuştu. Cemevleriyle camilerin bir arada, bir bahçede olması temennisinde bulundu. (Hala cemevlerinin camilerin uzantısı, kıraathanesi gibi görüyor demek ki.) “Yavuz Selim adını da fazla sorun etmeyin” dedi. Kimse onlardan Alevilerin hassasiyetlerini anlamalarını beklemiyor, ancak onların Alevilere dönük her açıklaması, ya bir yok sayma ya da yeni bir aşağılama içeriyor; zihniyetlerini yansıtıyor. Halkımızın haklı öfkesini çekiyor.

Derken Tayyip Erdoğan, “müjdeyi” verdi. “Alevi açılımı” yapacaklarmış. Önceki açılımlarını biliyoruz; şimdiki aşağılamalarını görüyoruz. Anlaşılıyor ki, şimdi de Yavuz Selim siyaseti ve zihniyetiyle “açılım” yapacakmış.

2008’de kurdukları Hızır Paşa sofrası devrilince, 2009’da sözüm ona “Alevi Çalıştayları” başlatmışlardı. Bu “çalıştaylarda” devletin Alevisi olmayı, devlet Aleviliğini dayattılar. Aleviliği, Alevilere ve inanç önderlerine değil, Sünni ilahiyatçılara havala ettiler. Alevilerin demokratik taleplerini “uç fikirler” diyerek yok saydılar. Maraş katliamının sorumlularından Ökkeş Kenger’i “çalıştay”a çağırıp, Alevilerin kabuk bağlamamış acıları ve duyarlılıklarıyla dalga geçtiler, halkımızı aşağıladılar. Sivas davası başta gelmek üzere halkımızın adalet duygusunu ezdiler. Cemevleri konusunda yaptıklarıyla Hızır Paşa sofralarının mimarı Reha Çamuroğlu’nu bile çileden çıkardılar. Alevilikle ilgili konularda Alevileri, inanç önderlerini ve kurumlarını tanımadılar; Diyaneti ve devlet yaklaşımını esas aldılar, bunu Alevilere dayattılar. Alevi dedelerini, Diyanetin memuru olarak atayıp onlara maaş bağlayacaklarını söyleyerek aşağıladılar. Halklarımızın utanç müzesi olmasını istedikleri Madımak’ı devlet müzesine çevirdiler, yine halkımızın acılarıyla alay edip, iki katili de şehitlerle birlikte gösteriyorlar; değerlere hakaret etmeyi sürdürüyorlar.

2 Temmuz Sivas katliamının 15. yılında, böylesi bir burjuva siyasetle halkımızı aşağılamaları, yok saymaları ve devletin Alevisini yaratma girişimleri, Alevi halkımızın büyük öfkesini çekmişti. 2008’den itibaren yükselen bu öfke, yüz binleri sokağa taşımıştı. Aleviler, her yıl peş peşe düzenlenen mitinglerle demokratik taleplerinin arkasında kararlıca durmuş, “devletin Alevisi olmayacağız” diye açık ve net bir irade koymuştu. Böylece AKP’nin hesapları bozulmuş, açılımı da fiyaskoyla sonuçlanmıştı. Bu süreç, Alevi hareketinin yeni bir atılım dönemi olmuştu.

Üstünden fazla zaman geçmedi. Şimdi 2 Temmuz katliamının 20. yılındayız. Alevilerin adalet ve kimlik taleplerine kulak tıkayan siyasal iktidar, bir de 3. köprüye Yavuz Selim adını vererek Alevi halkımıza ağır hakarette bulunuyor. Biriken öfkesi patlayan Aleviler de, Gezi direnişiyle başlayan halk isyanının kitlesel bir parçası olmuştur.

Aynı AKP Hükümeti ve devlet, şimdi yine bir Alevi açılımı ile geliyor. Yine aynı zihniyetle ve tabii yine aynı niyetle. Ancak siyasal sahne dünküyle aynı değil. AKP’nin açılımının arkasında Yavuz Selim siyaseti ve duruşu var; Alevi halkımızın ve toplumsal güçlerin arkasında Gezi direnişinin ruhu, birleşik isyanının gücü, olanakları ve deneyimi var.

Yavuz Selim açılımında sürpriz bir şey yok. Alevilerin tepki ve hassasiyetlerini ve yürüttükleri hak mücadelelerini bilerek görmezden gelen, dün halkımızın buruşturup çöpe attığı aynı söylemler var: Cemevleri Diyanete bağlanacak, onlara diyanetten ödenek ayrılacak. İbadethane olarak değil, “Cem ve Kültürevi” olarak devletin kontrolünde yönetilecek. Ayrıca Alevi dedelerine maaş bağlanacak. Ama önce bazı seminerlerde devletin ve Diyanetin eğitimine tabi tutulacaklar, başarılı olanlar sertifika alacak ve devletin memuru olarak görevlere atanacaklar.

Bu zihniyeti ve arkasındaki kötü niyeti Alevi halkımız yakından bilir. Bunu ayrıca açmaya ve tercüme etmeye gerek yok. Alacağı tavır da dünden bugüne değişmeyecektir.

Görünen o ki siyasal iktidar, Yavuz Selim tarzı siyasette ısrarlı. Gezi direnişiyle aldığı siyasal yenilginin derinleşmesini, peşi sıra atmak zorunda kalacağı geri adımların çoğalmasını ve süreklileşmesini istemiyor. Sokakta bir öfke seli halinde akan halkla karşı karşıya geleceği mücadele konularının ve gündemlerinin önünü almaya çalışıyor. Bu konuların başında da Alevi sorunu geliyor. Alevi hareketinin daha da gelişmesini, önü alınamaz bir siyasal hareket halinde iktidarı sınırlamasını istemiyor. Bu noktada, Gezi direnişindeki gibi halk isyanlarına dönüşme potansiyeli taşıyan 3. köprüye Yavuz Selim adının verilmesine dair öfkenin güncel siyasi irade çatışmasının konusu olacağını seziyor. Bu konuda onu geri adım atmaya zorlayacak siyasi bir çıkışın önünü almaya çalışıyor. Çünkü bu geri adım, hem yeni bir siyasal yenilgi olacaktır, hem de sokakta yükselen birleşik halk direnişinin kararlı, örgütlü bir ayaklamayla sürmesi, devrimci bir kriz yaratması ve siyasal iktidarı sarsmaya devam etmesi anlamına gelecektir.

Onlar da biliyor ki, Alevi sorunu ve Alevi halkımızın haklı öfkesini çeken güncel mücadele konuları, Gezi direnişiyle başlayan halk isyanını aynı kitlesellikle, yaygınlıkla ve kararlılıkla taşıyabilecek temel gündemlerden birisidir. Gezi isyanının harekete geçirdiği toplumsal dinamiklerin birleşik mücadelesinin yeni zemini olabilir. Tıpkı Gezi isyanındaki gibi, iktidarın köprüye Yavuz Selim adını vermekten vazgeçtiğini ve Alevi halkımızdan özür dilediği resmen açıklanıncaya kadar sürdürülecek siyasi bir kampanya, hem siyasal iktidara o çok korktuğu yenilgilerden birini daha yaşatacaktır, hem köprüsü ve açılımıyla Yavuz Selim siyasetini bozacaktır, hem de Alevi sorununun çözümünü daha yüksek perdeden dayatacaktır.

Bu konu, faşist diktatörlüğün yumuşak karnıdır da. Kitlesel isyanın taşıyıcısı olacak, siyasal iktidarın iradesini aşındıracak, ezilenlerin devrimci uyanışını süreklileştirecektir. Alevi sorunu da, tıpkı Kürt sorunu gibi uzun soluklu bir siyasal hareket ve çözümünü dayatan köklü bir mücadele konusu olarak ağırlığını daha fazla hissettirecektir. Birleşik halk direnişinde oynayacağı devrimci rolü büyütecektir. Bütün potansiyelini harekete geçirecektir.

Şimdi, 2 Temmuz’un 20. yılında, biriken öfkeyle anmaların yapıldığı haftadayız. Gezi iradesiyle ve ruhuyla, ortaya çıkan birleşik halk direnişinin gücü, olanakları ve deneyimiyle 20 yıllık Sivas öfkesini, güncel Yavuz Selim hakaretlerine karşı öfkeyle birleştiren bir halk hareketi mevcut direnişi ve demokratik Alevi hareketini yeni bir eşiğe taşıyacak en elverişli gündemlerdendir. Yavuz Selim köprüsüne ve Yavuz Selim açılımına karşı öfkeyi örgütlemek de kilidin anahtarı! Öfke rüzgarının kelepçesini çözdük: Şimdi atılımları gerçekleştirme zamanı. Dem bu dem!

* Atılım Gazetesi’nin 28 Haziran 2013 tarihli 72. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 28 Haziran 2013, Cuma 13:13
Kategoriler: Başyazı, Haberler, Politika