Hükümet! Adım at!

Hükümet! Adım at!

AYHAN YENER

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), ‘Hükümet Adım At’ kampanyası başlattı. Bu kararın ve yönelimin, AKP iktidarının ‘çözüm’ sürecine ayak direyen yaklaşım ve politikalarının iyiden iyiye açığa çıkmış olması ve özellikle de Abdullah Öcalan’nın durumu ve yarattığı  risklerini tespit eden açıklamalarıyla birlikte devreye sokulduğu biliniyor.

Esas olarak bu kampanyanın ve içerik olarak taleplerin, halk hareketi biçiminde dile getirilmesi konusunda geç kalındığı bir gerçektir. Nitekim, görüşmelerin başlatıldığı ilk zamanlarda ifade edilen, silahlı mücadelenin yerini demokratik meşru mücadele kanalının açılması ve bu yoldan demokratik taleplerin dillendirilmesi ve kazanılması yolundan gidileceğine dair perspektifler, 21 Mart’tan bu yana güçlü biçimde hayata geçirilmedi veya bugüne kadar hükümetin sözlerine verilen süre nedeniyle esasen beklenildi. Bugün hayata geçirilen bu eylem hattı, bahsedilen sürecin devlet tarafından atılması beklenilen adımların gerçekleşmesi için bir basınç oluşturabilir. Hareketin böyle bir deneyimi ve halkın da bu konuda yeterince duyarlılığı var.

AKP iktidarı, görüşme ve ‘çözüm’ sürecini, sonu belli olmayan, tek ayaklı yürüyecek ve Kürt özgürlük hareketini sadece silahlardan arınmış bir yapı olarak kalmasını sağlayacak biçimde devam etmesini murad ediyor. Mücadelenin halk inisiyatifi ayağı hesaba katılmıyor ve halkın müdahil olması durumunda işin renginin değişeceği gözden kaçırılmaya çalışılıyor. Tam da BDP kampanyasının açıklandığı gün Amed’in Lice ilçesinde halkın Kalekol yapımına karşı protesto hakkını kullanarak sokaklara çıkması, buna karşılık askerlerin halka ateş açması sonucu bir yurtseverin hayatını kaybetmesi, halkın sürece hangi noktada müdahil olacağının da ifadesidir. Aynı biçimde devletin, halkın müdahil olmasına hangi araçlarla cevap vereceğinin de ifadesidir bu eylem.

BDP’nin, ‘Başta hasta tutsaklar olmak üzere tüm tutsakların serbest bırakılması; karakol, baraj ve HES yapımlarının durdurulması; ekoloji tahribatı ve katliamının son bulması; askeri yığınağın son bulması; asker, polis, akrep, TOMA, panzelerin halkın içinden kışlalara ve karakollara çekilmesi; anadilde eğitimin başlatılması, anadilin kullanılması önündeki tüm engellerin kaldırılması; TMK ve antidemokratik yasaların kaldırılması; koruculuğun kaldırılması; seçim barajının düşürülmesi; kadına yönelik şiddete karşı gerekli tedbirlerin alınması ve faillerin cezalandırılması’nı içeren talepleriyle başlattığı kampanyanın halktaki karşılığı sokakları zaptetmek olacak. BDP’nin bu kampanyası, ilan edilen demokratik kurtuluş, meşru kitle mücadelesi ve demokratik halk hareketi ile demokrasiyi kazanma perspektifinin yaşam bulması bakımından geç kalınmış olsa da önemli bir hamle olarak bir silkinme yaratacaktır.

Üç aylık olduğu ilan edilen ve bir aylık periyodun açıklandığı eylem takviminde yürüyüşler, oturma eylemleri, basın açıklamaları, Rojava devrimini kutlama etkinlikleri ile karakol, HES vb. yapımına karşı eylemler gerçekleştirilecek. Anlaşıldığı üzere bu eylemler barışçıl kitle eylemleri olarak yapılacak. Burada bir sorun yok. Fakat devletin ve hükümetin bu barışçıl eylemlerden ne anlayacağını tahmin etmek zor değil. Nitekim Başbakan Erdoğan’ın Kürt sorununun çözümünde sarf ettiği sözler hala yerli yerinde duruyor. Başbakan açıkça ‘Anadilde eğitim olmaz, seçmeli olarak görebilirler’, ‘Seçim barajı kalkmaz, çalışıp geçsinler,’ ‘Karakollar yapılacak, güvenlik sorunu var’ gibi söylemlerle bu taleplere kulak tıkadığını itiraf ediyor. Bu alaycı ve aşağılayıcı tavırlar Erdoğan’ın halkın bam teline basmakta ısrar ettiğinin de göstergesi.

Lice’de halka uyguladığı katliamcı terör saldırıyla gerçek niyetlerini ve yüzünü bir kez daha gösteren AKP iktidarı, ‘çözüm’ sürecinin başlangıcından itibaren “silahlar sussun siyaset konuşsun” sahte söylemleriyle, halkın rızasını yedeklemeye çalışmıştı. Ancak görünen o ki; devletin, demokratik siyasetten anladığı, halkın içinde olmadığı, sadece heyetlerle görüşmelerin yapıldığı ve halksız bir çözüm aradığıdır. Tersi olsaydı ‘Hükümet Adım At’ kampanyasında Amed’de yapılmak istenen yürüyüşe daha başlamadan saldırmaz, günler öncesinden yasaklamazdı. Ulusal Demokratik Hareketin, Amed’deki yürüyüşe yapılan saldırı ardından yeniden değerlendirme yapması kaçınılmazdır. Çünkü demokratik halk mücadelesinin tek meşru kanalı sokaklardır, bu sokaklar halka kapatılırsa, içinde halkın olmadığı bir çözüm süreci yaratılmaya çalışılırsa ortam daha baştan sakatlanmış demektir.

Kürt ulusal mücadelesinin silahlı ayağı stratejik bir kararla devre dışı bırakıldı, dün iki ayaklı yürüyen mücadele gerçekliği bugün teke inmiş durumda. Fakat, hareketin de bunu daha güçlü kullanması noktasında irade beyanı vardır. Bu irade beyanının ilk somut eylemi AKP saldırısıyla karşılaşmıştır. Faşist karakterli devlet zihniyetinde dünden bugüne herhangi bir değişiklik olmadığı gibi, halkın demokratik mücadele kanalları da kapatılmış durumda. BDP kampanyasının başlangıcında gelen bu saldırı demokratik mücadele kanalının bizzat iktidar tarafından kapatıldığının, kendi çizdiği sınırlar çerçevesinde müsaade edeceğinin ilanıdır. Halkta oluşan güven sorunu derinleşmiştir. Hükümetin atacağı olası adımların, halktaki güven sorununu aşacak nitelikte olması gerekir. Aksi takdirde gidişatın yönü, yeni ve daha güçlü bir halk mücadelesine doğrudur.

* Atılım Gazetesi’nin 5 Temmuz 2013 tarihli 73. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 9 Temmuz 2013, Salı 16:37
Kategoriler: Haberler, Kardeşçe, Makaleler, Politika