Çiğnenmiş yollar

Çiğnenmiş yollar

DENİZ BAKIR

Eski Adalet Bakanlarından, bir dönem Meclis Başkanlığı da yapmış Mehmet Ali Şahin, geçtiğimiz günlerde halk hareketimizi durdurmak için ‘akılları durduracak’ orijinal bir öneride bulundu!

Gezi eylemcilerinin 312. madde kapsamında, yani “Hükümeti devirmek” ‘suç’uyla yargılanması gerektiğini söyledi. Bu madde kapsamında işlenen suçlar için istenen ceza ise müebbet. Yani, ömür boyu hapis. Öneri, direnen öğrencilerin bursunun kesilmesi, stadyumlarda olağanüstü hal düzenine geçiş, polisin üniversitelere yerleştirilmesi gibi tartışmalarla birlikte düşünüldüğünde, resim daha açık hale geliyor. Bu resim, AKP’nin çaresizliğinin resmidir. Yürütme yeteneğini büyük oranda yitiren AKP, önüne çıkan her engeli polis devleti uygulamalarıyla aşmaya, devlet terörünü ve baskıyı Batı’da da rutin yönetme usulü haline getirmeye yöneliyor. Mehmet Ali Şahin’in önerisi bu bağlama yerleşiyor.

AKP bu hattan ilerleyerek kendince halk hareketimize gözdağı ve kararlılık mesajı vermekte, hareketi ulusalcı darbeci kesimlerle özdeşleştirerek itibarsızlaştırmak, ‘yoksulluk yuları’nı çekerek çözmek istiyor.

Onuru ve özgürlüğü için ayağa kalkmış tüm polis zorbalığına, gözaltılara, tutuklamalara, dayaklara ve yaralanmalara, sakatlanmalara, hatta ölümlere rağmen ve tam da bunlara karşı öfkeden beslenerek büyüyen bir hareketi şiddet, baskı ve hapishane tehdidiyle bastırmayı düşünmek, çaresizlik ve şuursuzluk değil de nedir?

Halk hareketimizi darbecilerle ilişkilendirmeye çalışmak, dış odaklar ya da marjinaller demagojisiyle itibarsızlaştırıp çözmeye çabalamak, AKP’nin ilk günlerden beri kullandığı bir psikolojik harp yöntemi. Mehmet Ali Şahin’in önerisi de bu psikolojik harp söylemine eklemleniyor. Ayaklanmacıların darbeci kontr-gerilla artıklarıyla aynı suçtan yargılanması istenerek itibarsızlaştırma stratejisinin alanı genişletiliyor. Sorun şu ki, AKP’nin mağduru oynadığı, askerin ise yegane muktedir olduğu günler artık geride kaldı. Darbe umacısı kimseyi korkutmadığı gibi AKP’nin mağduriyet edebiyatı da etkisini yitirdi. Aksine, artık baskı ve zorbalık daha çok Erdoğan (AKP) suretinden yansıyor halka. Hal böyle olunca bu psikolojik harp argümanının da hiçbir ağırlığı kalmıyor. Baskı ve zorbalıkla özdeşleşen Erdoğan’ın (ve şürekasının) onuru ve özgürlüğü için ayağa kalkan halkı darbecilikle itham etmesinin çözme itibarsızlaştırmaktan çok güçlenme ve pekişme yönünde etkisi oluyor. Halk, Erdoğan’ın çaresizliğinde kendi gücünü hissediyor. Özgüvenini büyütüyor.

Dahası var. Korku duvarını aşmış, özgürlük ve onur duygusuyla dolmuş halkı ‘yoksulluk yularıyla’ gemleyebileceklerini düşünmeleri çaresizlik değil de nedir? Uzun zamandır zaten kırıntı düzeyinde olan sosyal hakları parça parça tasfiye edip sadaka kültürünü yaygınlaştırarak, yoksulluğu bir yular gibi kullanarak halkı kontrol edebileceklerini düşünüyorlar. Ancak, aşağılamanın boyun eğmeyi değil isyanı beslediğini gördük. Kürdistan’da sistematik olarak uygulanan bu politika, binlerce yoksul Kürt’ü isyan ettirmiş ve “makarna için değil, onurumuz ve özgürlüğümüz için yaşayacağız” diyerek yönlerini dağlara çevirmelerine yol açmıştı. Hayatın cilvesine bakın ki şimdi Türkiye halkları da aynı yoldan geçiyor. Direnen öğrencilerin bursunun kesileceği tehdidi, öğrenciler tarafından direngen Kürt güçlerinin seslerini yankılarcasına “Özgürlüğümüzü ve onurumuzu makarnayla değiştirmeyeceğiz” sözleriyle yanıtlanıyor.

AKP, çiğnenmiş yollardan geçiyor. Eline mikrofonu alan tüm AKP’lilerin Erdoğan’ın sesini yankılaması, Necati Şaşmaz kıvamında bir şeyler geveledikten sonra sözlerini tehditle bağlaması da bu çaresizliğin dışavurumudur.

* Atılım Gazetesi’nin 16 Ağustos 2013 tarihli 78. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 17 Ağustos 2013, Cumartesi 16:36
Kategoriler: Sizlerden