Devlet ideolojisi çözülürken

Devlet ideolojisi çözülürken

SAMİ ÖZBİL

Çatalhöyük kazıları, bundan dokuz bin yıl önce insanların sınıfsız, cinsiyet eşitlikçi komünal bir toplumsal yapıda özgürce yaşadıklarına işaret ediyor. Sömürü ve zulmün tarihi, zamanın sonsuz akışına kıyasla, daha dünkü hikaye sayılır.

Bugün dünyanın bütün ezilenleri birer köle. Kapitalizm “ilerledikçe” kölelik hukuku daha bir koyulaşıyor. Bunu kesintiye uğratacak yegane güç ekonomik, kültürel, siyasal kuşatmayla kendine yabancılaştırılan ezilen insanların devrimci eylemi. Çatalhöyük kazılarının yapıldığı Anadolu topraklarındaki annelerin evlatlarının katillerini aramaları, onur ve özgürlük isyanında yer alan milyonların özgürlük çığlığı, farkında olunsun veya olunmasın tarihin büyük, tahriş edici “sapması” sınıflı toplumun düzeneğine karşı bir isyan.

Peki bu çığlık duyuluyor mu? Hayır. İktidar, binlerce yıldır bütün egemenlerin yaptığını yapıyor. Zapetmek, sindirmek, dağıtmak. Bugüne dek sonuç vermeyen bir stratejinin bundan sonra iktidarı memnun edecek sonuçlar vermesi akıl karı değil. Hiçbir muhalif odağı tam manasıyla bastıramamak her iktidarın yazgısıdır.

Bakın ne yapıyorlar. Toplumsal muhalefete katılan, ses veren öğrencilere ekonomik şantaj ve stadyumlardaki taraftarlara, iktidar karşıtı slogan atmaları halinde adliye-hapishane tehdidi.

Sonunda iş buraya dayandı. En kuvvetli göründükleri anda dahi büyük bir endişeyle geriliyorlar. Medya, iktidarın denetiminde. Adliye, bürokrasi çarkının başında onlar var. Kendi tekellerini yarattılar. Eski suç ortakları olan, zamanla ABD denetiminden özerk davranan Ergenekon çetesini önemli oranda yenilgiye uğrattılar ancak yine de rahat değiller.

Hiçbir zaman ferah bir yürekleri, huzurlu iç dünyaları olamayacak. Devrilme, hapsedilme, alaşağı edilme paranoyaları hep diri kalacak. Çünkü elleri ve tarihleri temiz değil. Hangi yollardan geçerek, hangi “toplumsal günahları” işleyerek nasıl muktedir olduklarını hiç unutamadıkları için diken üstünde yaşamaya devam edecekler. En az Ergenekon çeteleri kadar antikomünist, talancı, halk düşmanıdırlar.

Ergenekon çeteleri katliamlarla yol almayı ilke edinmişti, bunlar ise hapsederek, çürüterek, beklentiye sokarak… Halkın tarihsel-güncel korkularını canlı tutarak hiç değilse “kötünün iyisi” olduklarına inandırmaya, böylelikle kendilerinden vazgeçilmemesini sağlamaya çalışıyorlar. MHP’nin milliyetçilik demagojisinden beter bir din, ahlak demagojisine başvurmaları, önlerinde birer engele dönüştüğüne inandıkları kim varsa hepsini devre dışı bırakmaları hep bununla bağlantılı. Sahtekarlıklarını açığa vuracak bütün potansiyel riskleri ortadan kaldırmaya girişmeleri, tutumlarını en gözü kara biçiminde sürdüreceklerini gösteriyor.

Böyle bir ortamda her tür saçmalık rasyonalize edilir. Kuran’ı Kerim dinletilen fasulye fidanının üç kat hızlı büyüdüğü, “helal kan”dan milli ilaç yapmaya karar verildiği haberleri bu tabloda hiç yabancı durmuyor. Daha nelerle karşılayacağız üstelik; “Bu daha başlangıç”.

Bütün kadınlardan üç çocuk isteyen iktidar partisi liderinin, bundan “vazgeçerek” kendi taraftarları kadınlardan üç çocuk doğurarak bunu “millete hibe” etmelerini istemesi gülünç olduğu kadar, “hibe” sözcüğü üzerinden insanlara ne denli kıymet verildiğini ortaya koyması bakımından önemli bir işaret. Seferberlik çağrısı yapan, arkasından durduğuna inandığı, öyle sandığı “yüzde elli”yi diri tutmaya çalışan iktidarı, ne kadar başarılı olduğunu seçimlerde test edecektir.

Böyle bir ortamda iktidardan reformcu, antifaşist düzenlemeler bekleyenler bir defa daha hayal kırıklığına uğrayacaklardır. İktidar, Ergenekon kararları ardından sahte bir “af” beklentisi yaratarak en biçare muhaliflerini politikadan düşürdü bile. Dili, propaganda teknikleri ve yabancı düşmanlığı ile tipik bir Nazi teşkilatını andıran İşçi Partisi çevresinin herhangi bir karşılığı bulunmayan ajitatif esip gürlemelerini bile kendi tehdit algısını diri tutmak için kullanan iktidarın daha çok baskı, nefes aldırmama taktiği dışında seçenekleri neredeyse tükenmiş halde. Konjonktürel nedenlerle dahi önümüzdeki bir kaç yılın son derece sert, yıkıcı, kıyıcı, sindirme, pes ettirme odaklı mücadelesine tanıklık edeceği ortada.

Tam da burada, devletten-iktidardan beklemeden, onun tutumunu, saldırı yoğunluğu ne olursa olsun bundan stratejik düzeyde etkilenmeden bütün ezilenlerin birleşik cephesini inşa etmek, bu ortaklığı semtlerden kampüslere, seçimlere, hayatın bütün alanlarına taşımak, üstelik bunu takvimsel sıkışmalara hapsolmadan başarmak hakiki manada bir üçüncü cephe, özgürlük cephesi ile neticelenebilir.

İktidar, bütün alanları, imkanları ele geçirdi ancak son derece tekdüze, çeşitlilikten yoksun. Kapsayamıyor, söylediği sözler para etmiyor. Bakın medyaya, bütün yandaşların performansı işten atılan tek bir yazarın sözleri kadar bile etkili olamıyor. Fazla gürültünün yarattığı sağırlaşma gibi, iktidar yandaşlarının gürültüsü de bir zaman sonra “duyulmuyor”.

Sömürü ilişkileri ve despotluk, bu toprakların uzun tarihine bir parantez sadece. Kürtler ve Türkler tarihsel olarak “kölecilik” ilişkilerini yaşamadılar. Çabuk celalleşen, patlayan, “Eyvallah” demeyen, pes etmeyen toplumsal dinamiği böyle bir geçmiş bilgisi besliyor.

Bütün inançları kendi günlük yaşamı, ihtiyaçları temelinde melezleştirerek benimseyen Anadolu ve Mezapotamya topraklarında, o “tekçi” mantıkla dayatılan devletçi İslam da yabancı. Onur ve özgürlük isyanı derinlerdeki toplumsal birikimin ne denli sarsıcı olabileceğini gösterirken, bir yandan da devlet ideolojisinin çözülüşünü hızlandırdı. Eylemlerin özgürlük cephesini hızla inşa etmek tam da bu uğrakta daha bir önem kazanıyor.

* Atılım Gazetesi’nin 16 Ağustos 2013 tarihli 78. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 17 Ağustos 2013, Cumartesi 15:14
Kategoriler: Haberler, Makaleler, Politika, Rota