Emekçi semtler çetelere geçit vermeyecek

Emekçi semtler çetelere geçit vermeyecek

ESP ilçe binasına yapılan baskında yine festival çalışmaları için hazırlık yapan devrimcilerin kurşunlanması, “Yozlaşmaya Yıkımlara ve Çeteleşmeye Karşı Kültürüne Sahip Çık” şiarlı festivalin, saldırının özel hedefinde olduğunun açık bir göstergesiydi. Dolayısıyla festivalin gerçekleştirilip gerçekleştirilmesi, irade çarpışmasının andaki konusuydu.

HABER MERKEZİ- Bu yıl 7.si düzenlenen Gülsuyu Sanat ve Hayat Kültür Festivali, oldukça özgün bir süreçte ve çok özel koşullarda örgütlendi. Devlet destekli çetelerin kurşun yağmuru altında, kelimenin gerçek anlamıyla ‘ateş altında’ yürütülen festival çalışmaları, hepsi de silahlı saldırıyla olmak üzere ardında 10 yaralı bıraktı.

Henüz festival çalışmaları hız almamışken patlak veren çete saldırıları, festival yaklaştıkça ve festival çalışmaları belli bir rotaya oturdukça tırmanmaya başladı. Bütün yanlarıyla çete-polis işbirliğinin açıkça kendini gösterdiği bir saldırı konsepti devreye sokuldu. Öyle ki, bazı anlar ‘adalet’ bakımından tiyatro sahnesini aratmayan cinstendi. ESP ilçe binasının ikinci kez kurşunlanmasının ardından gelen ‘olay yeri’ ekibi inceleme yaparken, saldırıyı gerçekleştirenler, ilçe binasının önünden otomobillerle cirit atıyorlardı. Ya da polis, “ESP üyeleri şikayetçi olmadıkları için bir şey yapamıyoruz” içerikli haberleri burjuva basına servis ederken, Kartal Adliyesi’ne avukatlar eşliğinde toplu halde suç duyurusunda bulunmak için giden yaralı ve mağdur mahalle halkı/esnafı, savcı tarafından “ifadenizi şimdi almayacağım, ben daha sonra sizi çağıracağım” denilerek geri çevriliyordu. Çete-polis-yargı-burjuva medya işbirliğinin daha somut kanıtı olabilir mi?

Aynı temalı bir başka tiyatro da, pervasız çete saldırılarıyla bir günde 9 kişi yaralandığında, yani mesele çuvala sığmayan mızrak misali kamuoyunun gündemine düşünce ‘çeteye polis operasyonu’ başlıklı haberlerle duyurulan şaşalı polis operasyonuydu. Sabahın erken saatlerinde helikopterler ve 400 özel harekat polisi ile gerçekleştirilen polis operasyonu en değme aksiyon filmlerine taş çıkarttı. Fakat o aksiyon filmlerinde ‘kötü adamlar’ enseleniyordu! Burada ise sadece ‘kötü adamların’ ayak işlerini gördürdükleri üç beş ‘bebe’ gözaltına alındı! Çünkü amaç başkaydı. Amaç; kamuoyunda zedelenen polis imajını tadilattan geçirmekti. Amaç Gülsuyu Mahallesi dışında hasıl oldu mu bilinmez ama Gülsuyu halkı için bunlar bayat ve ucuz numaralardı.

Festivalin bu özgün koşullarda örgütlenmiş olması, hiç kuşkusuz büyük bir başarı sayılmalıdır. İlk olarak festivalin örgütlenme komitesinde yer alan Cebrail Günebakan’ın silahlı saldırıya uğraması, iki hafta sonra ise sabah erken saatlerde festivalin tanıtım afişlerini asan iki devrimcinin, bundan dört saat sonra ise ESP ilçe binasına yapılan baskında yine festival çalışmaları için hazırlık yapan devrimcilerin kurşunlanması, “Yozlaşmaya Yıkımlara ve Çeteleşmeye Karşı Kültürüne Sahip Çık” şiarlı festivalin, saldırının özel hedefinde olduğunun açık bir göstergesiydi. Dolayısıyla, festivalin gerçekleştirilip gerçekleştirilmesi, irade çarpışmasının andaki konusuydu. Sosyalistler bu irade çarpışmasını kazanmıştır. Bütün yıldırma sindirme çabalarına rağmen üç gün boyunca festival alanını dolduran halkın katılımı, uyku dinlenme nedir bilmeden festivalin başarıyla tamamlanması için ter döken genç devrimcilerin takdire şayan emekleri, kurşun tehditlerine rağmen devrimcilerin dostları festival sanatçılarının sahneden okuduğu coşkulu türküler, sanatçısından mahalle muhtarına, Gülsuyulu Gezi tutsaklarının ailelerine varıncaya dek sahneden verilen mesajlar bunun söz götürmez kanıtıydı.

Bu saldırıların özel bir konseptin ürünü olduğu açık. Odağında ESP’nin durduğu fakat ESP ile yetinilmediği, emekçi semtlerdeki bütün devrimci yurtsever örgütlenmelere dönük stratejik bir saldırı ile karşı karşıya olunduğu bilinmelidir. Gülsuyu ise özel seçilmiş bir alandır. Birincisi, iştah kabartan kentsel dönüşüm rantından kaynaklıdır. İkincisi, hem devrimci geleneğin ve devrimci çalışma zemininin, hem de yoksulluğun halk çocuklarını çete bataklığına itmesinin zemininin güçlü olduğu girift bir dokuya sahip olmasıdır. Burada altı çizilmesi gereken nokta; ikinci unsurun, irade savaşının psikolojik ya da algısal boyutunu oluşturan fakat çarpışmanın kaderini belirleyen yanı oluşturduğudur. Bu çete saldırılarının aynı düzeylerde başkaca emekçi semtleri kuşatması, Gülsuyu’ndaki irade savaşına bağlıdır.

Devrimci dinamiklerle anılan Gülsuyu’nda iki şeyden biri olacak:

Ya devlet beslemesi çeteler direngen Gülsuyu halkının mücadelesiyle mahalleden söküp atılacak. Ya da bu olmadığı koşullarda devlet, bu stratejisinin alanını genişleterek bütün emekçi semtleri aynı yöntemle, devrimcilerden halktan arındırmak için elini muazzam derecede güçlendirmiş olacak.

Devlet bakımından çete eliyle yapılan bu saldırıların ‘maliyeti’ düşüktür. Fakat ‘geliri’ yüksektir. Maliyeti düşüktür; çünkü, taşeron olarak bu çeteler sahaya sürülmektedir. Faturası ‘resmen’ devlete kesilmeyecektir. Geliri yüksektir; çünkü, bu durumda (yani strateji başarıya ulaşırsa) birincisi; emekçi halk buralardan sürülecek ve kentsel dönüşüm sermayesine gün doğacaktır. İkincisi; devrimci örgütlenmenin enerjisi çete saldırılarıyla tüketilecektir. Bir taşla iki kuş!

Fakat devrimciler ve emekçi halkımız bu oyunu, devletin bu yeni saldırı konseptini bozacak. Emekçi semtler halkın devrimci öncüleriyle buluştuğu özgür alanlar olacak, çeteler bir daha dönmemek üzere sökülüp atılacaktır. Bundan kuşkusu olanlar, Gülsuyu halkının gerek mahallenin kuruluşunda gerekse sonraki dönemlerde arazi mafyasına karşı gösterdikleri militan tutumuna ve elbette ki halkımızın devrimci öncülerinin mücadele tarihlerine baksınlar.

* Atılım Gazetesi’nin 23 Ağustos 2013 tarihli 79. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 23 Ağustos 2013, Cuma 14:01
Kategoriler: Haberler, Politika