Konjonktür pragmatizmi

Konjonktür pragmatizmi

SAMİ ÖZBİL

İktidar partisi, Mısır’daki kitle katliamlarını dahi, içine düştüğü dar boğazdan kurtulmak için değerlendirmekle meşgul. Kısa bir süre önce gündem, cemaatin AKP’yi hedef alan ihtar bildirisiydi.

Daha önce sahici bir kavga olduğuna, büyüyeceğine, sürpriz ittifak ve yönelimlere yol açabileceğine işaret etiğimiz iktidar-cemaat krizinin geri dönülemeyecek, tamamen onarılamayacak biçimde darbe aldığını şimdilerde artık herkes söylüyor.

Kapışma burada kalmaz. Bir süre sonra yoksuzluk, usulsüzlük, kayırmacılık gibi birçok başlık altında dosyaların açılacağını, alternatifi çıktığı anda Cemaatin AKP’den uzaklaşarak yeni bir iktidar koalisyonunda şansını deneyeceğini söyleyebiliriz. Cemaat, üstelik bu alternatifi pasifçe beklemeyecek, türlü biçimlerde onun önünü açmaya çalışacaktır.

İktidar partisi lideri, devlet imkanlarına sahip olmanın avantajıyla hareket ederek, “Durma düşersin!” kuralı doğrultusunda davranacağını ortaya koyup muhtıra salvosunu geçiştirdi. Karşılıklı restleşmenin kendi aleyhine olduğunu anlayan iktidar, bir konjonktür pragmatizmiyle, Mısır’daki darbecilere karşı, muhtemelen İhvan’cılara parmak ısırtacak bir hırsla bayrak açtı. Şu anda o iktidar gösterilerine katılanlar en samimi hislerle Mısır’daki askeri despotizme tepki gösterirlerken, AKP bu imkanı seçim yatırımına dönüştürdü bile.

Rabia işaretleri, pankartlar, Osmanlı ve ümmet vurgulu açılış konuşmaları yalnızca siyasal-toplumsal demans yaşayanların gözlerini yaşartabilir.

İktidarın esas derdi kendi geleceğini kurtarmak. Bütün yönelimleri boşa çıkınca şimdi kullanılıp atılma paniğiyle davranıyorlar. Bugüne dek kendilerini “Darbe dönemleri kapandı” diye rahatlatırlarken gelen “Sisi darbesi”, ABD’nin uygun koşullarda Türkiye’de de bir darbenin önünü, hiç değilse tıkamayabileceğini göstermiş oldu. Konu pragmatizm olunca AKP, ABD’nin eline su dökemez.

On yıl evvel ılımlı İslam projesinin vitrin yüzü olan iktidar partisi, ılımlı İslama şimdilerde daha mesafeli duran, kol kanat germeyen ABD için biricik seçenek değil. ABD’nin hangi oyunlarla hangi parti, akım ve kişilerin önünü açtığını bildikleri için, iktidar partisi kadroları, muhtemel bir “Sisi” darbesine uğrarlarsa bunu kabul etmeyeceklerini ilan ediyor ve kitle güçlerini korumak için ajitasyona girişiyorlar.

Cemaatin yayınladığı bildiri ve F. Gülen’in kendi yayınlarından birinde iktidara yönelttiği dış politika eleştirisi, ABD’nin bakış açısıyla örtüştüğü oranda AKP’nin tehdit algısını kışkırtıyor. CHP ve Ergenekon artıkları dahil, laik-şeriatçı gerilimini artırmak isteyenler bir yanıyla ABD’ye göz kırparlarken, AKP bunu da fırsata çevirerek devlet dinciliğinin ideolojik üretimini koyultacak oy tabanını diri tutacak söylemleri, pratikleri hayata geçirecektir. Yanlış olduğu kadar büyük toplumsal tehlikeler barındıran bu saflaşmaya doğru müdahale çok önemli. Bunu da ancak ve sadece üçüncü cephe, ezilenlerin özgürlük cephesi gerçekleştirebilir.

Rabia mitingleri bu nedenle safları sıklaştırma, çatırdamaları engelleme amacı doğrultusunda “one munite” günlerindeki gibi bir piar çalışmasına çevrildi. İktidarın aklında 2014-2015 seçimlerinden kazasız-belasız çıkmak olduğu için tüm bu süre boyunca nalıncı keseri gibi kendilerine yontacaklarını, halkın özgürlük taleplerini karşılamayacaklarını söylemek zor değil.

Toplumsal muhalefet odaklarının siyasal özgürlük talepleriyle sokağa çıkmasına karşı takınılacak tutumun zaptiye ve adliye imkanlarının en katı biçimlerle kullanılması olacağı apaçık. Ellerinde Kürt ve devrimci kanı bulanan Ergenekon artığı çevrelerin iktidara karşı darbe, kaos tehditleri saltanat ve kendilerini kurtarmanın sürmesi mümkün.

Bizim ilgi alanımızı, siyasal-toplumsal-kültürel özgürlük mücadelesine girişen, bu uğurda türlü tehdit ve uygulamalarına karşı koyan ezilenler dünyası oluşturuyor. Onur isyanı günlerinde bu dinamiğin kapsamıyla derinliğinin ne denli büyük olduğu ortaya çıkmıştı.

Bugünün Türkiye’sinde hak, özgürlük mücadelesini sokakta sürdürmek, egemenlerin siyasetine aşağıdan ve hakiki bir müdahale anlamını taşır. En etkin, dönüştürücü, arındırıcı yöntemdir. Karşı alternatif ideolojik, kültürel mücadele kanalları inşa etme doğal görevi, ancak ve sadece bütün ezilenlere özgürlük vaat eden, bunun sosyal inşasına türlü biçimlerde girişen bir sokak mücadelesiyle el ele yürür ve ondan el alarak maddileşir, kendini gerçekleştirir.

Bu durum, mevcut politika yapış ve teori üretiş biçimiyle kendisini adeta ebedi muhalefete hapseden sol-sosyalist hareketin kendi durumuna köklü bir müdahalede bulunmasını da gerekli kılıyor. Emekçi solun ve teorik bakımdan onun katalizörü niteliğindeki geniş anlamda sosyalist solun, direnirken dayanma gücü veren ancak saldırmak istediğinde bu defa kendisine karşı bir barikata dönüşen tarihsel kabuğundan çıkarak söz ve hak eşitliği temelinde farklı toplumsal kesimler-dinamiklerle somut talepler etrafında ortaklıklar araması hayati önemde. Kendini önemseyen ancak ben merkezci olmayan, refleksleri son derece diri ancak refleksif siyasetle kendi önünü tıkamayan bir sol-sosyalist reorganizasyon Rojava’dan kentsel yıkım-talana, çevre mücadelesinden Kürdistan halkının insani varoluşu anlamlandıran doğal haklarını elde etme kavgasına dek, çok geniş bir teorik-politik satıhta milyonlarca ezileni bir araya getirebilecek, aynı özgürlük çığılığı etrafına toplayacak toplumsal enerjiyi kolaylıkla açığa çıkarabilir.

* Atılım Gazetesi’nin 23 Ağustos 2013 tarihli 79. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 23 Ağustos 2013, Cuma 13:26
Kategoriler: Haberler, Makaleler, Politika, Rota