‘Barış, mezarsız ölülerimize sunulacak armağandır’

‘Barış, mezarsız ölülerimize sunulacak armağandır’

Cumartesi Anneleri, “Bizim için barış, sadece silahların susması demek değil. Bizim için barış, mezarsız ölülerimize sunulacak bir armağan demektir” dedi. Gerçek barış için önce ülkenin aynası olan Galatasaray Meydanı’ndan başlanması gerektiğini belirtti.

İSTANBUL- Cumartesi Anneleri, 440. kez Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi yaptı. Ellerinde gözaltında, faili meçhul cinayetlerde kaybedilen yakınlarının resimleri ve karanfillerle oturan kayıp yakınları, 1 Eylül Dünya Barış Günü öncesi taleplerini hatırlattı.

Yıldız: Başbakan mesajını verdi

Eylemde ilk sözü gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız aldı. Başbakan Erdoğan’ın Gezi direnişi nedeniyle sürekli gençleri hedef aldığını söyleyen Yıldız, geçtiğimiz günlerde de “Tencere tava çalan gençler istemiyoruz. Güvenlik güçlerimiz gerekeni yapacaktır” dediğini hatırlattı. Başbakan’ın bu sözlerle okullar açılmadan gençlere mesaj verdiğini kaydeden Yıldız, “Okullar da Gezi Parkı’ndan farklı olmayacak” dedi.

Erdoğan’ın dünyaya barış mesajı verdiğini, ancak kendi ülkesinde barıştan yana olmadığını belirten Yıldız, Başbakan’ın kendi ülkesindeki insanlara savaş açtığını söyledi.

Ocak: Savaş politikalarından vazgeçin, bölgeyi terk edin

Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak, 18 yıldır kayıpların faillerinin bulunmasının yanı sıra barış talebini de dile getirdiklerini kaydetti. Ocak, “Ama bu talebimizi devletler duymadı. Yine emperyalist ülkeler Ortadoğu’ya saldırı hazırlığı yapıyor. Tüm devletlerin savaş politikalarından vazgeçmelerini ve bölgeyi terk etmelerini istiyoruz” diye konuştu.

‘Ey Başbakan!’

Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren, “Barış yine yarın allandırılıp pullandırılarak masaya konulacak” dedi.

Eren, bir taraftan savaş çığırtkanlığı yapıp, ülkeyi zorla savaşa sokmaya çalışanların “barış” demesinin tartışılır olduğunu belirtti ve ekledi: “Sizin deyiminizle sevsinler barışınızı. Komşunun kimyasal silah kullanmasından rahatsız olan ve bu nedenle diğer dünya ülkelerine yani babalarına şikayet ederken, diğer taraftan Yargıtay tarafından silah olarak kabul edilen biber gazını kendi halkının üzerine yağmur gibi yağdırıp insanların ölümüne sebep olan polisini ödüllendireceksin. Mısır meydanlarında öldürülen genç kıza ağlarken, kendi meydanlarında, üstelik devletin resmi polisi tarafından öldürülen Ethem Sarısülük için ‘ne işi vardı orada’ diyecek, dünyanın izlediği Ali İsmail’in ölümüne sebep olanların kimliklerinin açıklanması için bir şey yapmayacak, ‘arkadaşları yapmıştır’ deyip hedef şaşırtmak isteyenlerin barış söylemleri tartışılır.”

Başbakan’ın Esma’nın babasının yazdığı mektubu okurken ağladığını hatırlatan Eren, şöyle devam etti: “Ey Başbakan ağlamak istiyorsan keşke bize daha önce kulak verseydin. Biz de seni ağlatacak- insani duyguların varsa- çok yaşanmışlık var. Kapı hikayesi o kadar çok ki; kendini Abdullah’ın, Ethem’in, Ali İsmail’in anne ve babasının yerine koy, kesinlikle ağlarsın. Berfo Ana, 32 yıl boyunca oğluna hasret yaşadı. Bir gün geleceğini düşünüp hiç kapısını kapatmadı. En son bir kemiğine razı oldu. Bunu sen de biliyorsun. Çünkü ona söz vermiştin. Elmas ana, 33 yıldır oğluna hasret yaşıyor. Kapı her çaldığında ondan bir haber geldiğini düşünüyor. Sen onu da iyi biliyorsun. Çünkü, ona da söz verdin. Hanım Tosun ve çocukları yıllardır o kapıyı bekliyor, belki bir haber gelir. Hanım Tosun’a da söz vermiştin. Hanife ana 18 yıldır oğlu Murat’ına hasret, akıbetini öğrenmek için çalmadığı kapı kalmadı. İşte bizde kapı hikayesi çok.

Senin ülkende bu olaylardan o kadar çok var ki, kazmayı vurduğun yerde kimliksiz insan iskeleti, toplu mezarlar çıkacak kadar çok. Onları işine geldiği zaman görüp, umutları ile oynayıp, sonra da görmezden gelip, yok sayıyorsun. Senin barış söyleminin ne kadar samimi olduğu tartışılır. Eğer barıştan söz edilecekse bu ülkenin aynası olan Galatasaray Meydanı’ndan, Cumartesi Anneleri’nden başlanmalıdır. Aksi taktirde barış, timsah gözyaşları dökenlerin ülke gündemini meşgul eden paketlerinden öteye geçemez.”

‘Bizim için barış…’

Haftanın metnini Sevim Fontes okudu. Birleşmiş Milletler’in, 30 Ağustos’u Uluslararası Kayıplar Günü olarak ilan ettiğini hatırlatan Fontes, hükümetin uluslararası hukuktan doğan sorumluluğunu yerine getirmesini ve gerçeği öğrenme hakkının güvence altına alınmasını istedi.

Kayıplara ulaşmanın, onları kaybedenlerin hakkaniyete uygun yargılanmalarının ve cezalandırılmalarının ancak barış ortamında olacağına inandıklarını vurgulayan Fontes, “Bizim için barış sadece silahların susması demek değil. Bizim için barış, hakikatlerin açığa çıkması, adaletin sağlanması, bu topraklardaki tüm insanlık suçları ile yüzleşmek demek. Bizim için barış insanlık suçu üreten zihniyetin mahkum olması demek. Barış, mezarsız ölülerimize sunulacak bir armağan demek” diye konuştu.

Çatışmasızlık ortamının kalıcı bir barışa dönüşmesinin çoğulcu, özgürlükçü ve eşitlikçi bir siyasal anlayışla mümkün olacağını vurgulayan Fontes, bu nedenle hükümeti, ülkede barışın gereğini yapmaya, Suriye ve Ortadoğu’da savaşı kışkırtan siyasetini terk etmeye çağırdı. (ETHA)

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 1 Eylül 2013, Pazar 1:29
Kategoriler: Güncel, Haberler