Zaten sokakta olduğumuz için tutuklandık!

Zaten sokakta olduğumuz için tutuklandık!

ALİ HAYDAR AKDENİZ

18 Haziran sabahı öteki günlerden farklı başlamıştı benim için. Bir saat sonra sadece benim için farklı başlamadığını anladım oysa. Anlaşılan, bayağı kalabalık olacağız. Netice, 71 gözaltı.

Rutin işlemlerden sonra, emniyetteki suçlamalarda sıra. “Ben neymişim” diyorum, biri buna yanlışlıkla okumadan imza atarsa ömür billah mahpustan çıkamaz. İkinci gün işkence saatleri başladı. Oysa ki memlekette işkenceye sıfır tolerans var. Bunu da bilmiyor değilim hani. Hücreden çıkarıp ara koridora aldılar. Arkadan kelepçe (ters kelepçe) takmak istediler. Hastaneye tükürük örneği almak için çıkartmışlarmış. Tükürük örneği vermek istemediğimi, bunu yapmaya haklarının olmadığını söyledim, beni hücreme götürmelerini istedim. “Oldu küçük bey! Başka bir arzun” dedim kendi kendime. “Götüreceğiz, götüremezsiniz” faslından sonra, hooop, üzerime en azından 5-10 kişi çullandı, kelepçe takıldı. Neticede, araca da sürükleyerek götürüldük. Kısa süre sonra arabada da dokuz kişiyiz.

Ne işiniz var? “Gezi”yoruz. Eh, hastaneye de geldik. Araçtan inmek istemediğimizi, tükürük örneği vermeyeceğimizi tekrarladık. Zorla indirmeye başladılar. Bir kişi, iki kişi derken; beyler yoruldular. Bizi tek başlarına indiremeyeceklerini anlayınca, takviye, destek kuvvet çağırdılar. Nihayet geldiler. Bu sefer hazırlıklılar, arabaya bir ton gaz sıkıldı. Tabi sonrasını siz düşünün. Bindiğimiz araba kadar dayak da yedik tabi. Bir arkadaşımızın ayağı alçıdaydı, az daha beni de alçılık yapacaklardı. Ayağım arabanın demirleri arasına sıkıştı. Öyle bir hışımla çekiyorlar ki, alçılı arkadaş dokunup ayağımı oradan kurtarmasa, ayak bir dal gibi kırılacak, hissediyorum. Zorla tükürük örneğini alma işlemi, yasa dışı bir eylemle emniyet tarafından alındı. Hem de emniyetin gazı, copu, polisi (çok sayıda) eşliğinde. Bir TOMA’ları eksikti.

Döve döve, üzerimize otura otura geri götürüyorlar. Üstümüz başımız dağılmış, gözlerimiz görmüyor. Bir odaya alındık, öleceğiz havasızlıktan. Yanıyoruz resmen. İki saat de bekleme işkencesine maruz kaldık.

Suç duyurusunda bulunduk, ama sanırım yargı bizi suçlu konumuna düşürecek. Eh, malum, 2,5 milyon insan ayaklanmış, otorite yerlerde. Dayanışma, kolektif yaşam almış yürüyor.

Her neyse konumuza dönelim. Üçüncü gün adliye yolundayız. Gün 3, sayı 33, bakalım. Sonuç ortada, 18/33, yaklaşık yüzde 60. Bizden sonraki gün de 9 tutuklu. Toplam 27 Gezi tutuklusu. Eh, az bir sayı değil.

Savcılık iddianamesine geleyim. Yok yok. Komedi resmen. Eee, ben siyasetçiyim diyorum, ESP Ataşehir İlçe Örgütü Başkanıyım. Yasemin Çiftçi’nin anmasına katılmışsın. Eee, evet katıldım. Yılmaz Selçuk’un cenazesine katılmışsın, cenazeyi havaalanında karşılamışsın. Hasan Ocak anmasına katılmışsın. Açlık grevi eylemlerine katılmışsın. Ankara’daki Alevi mitingine katılmışsın, Gezi eylemlerine katılmışsın…

“Evet” diyorum, burada suç unsuru nerede? Binlerce, milyonlarca insan bu eylemlere katılıyor. Bu ülkede demokratik hakkımızı kullanamayacak mıyız? Benim gittiğim bütün basın açıklamalarına, miting ve etkinliklere İstanbul Emniyeti geliyor zaten. Ortada suç teşkil eden ne var?

Anlaşılan o ki, ülkede demokrasi namına, hak ve özgürlükler namına bir şey yokmuş. Haklarıma dönük bir saldırı varsa tabi ki mücadele hakkıma sarılırım.

Sokak ortasında insanları infaz edemezsiniz; siz içmiyorsunuz diye içkiyi yasaklayamazsınız; rezidans dikeceksiniz diye 3-5 ağacı kesemezsiniz; siz istiyorsunuz diye kadınlara kürtaj yasağı getiremez, üç çocuk doğurun diyemezsiniz; sendikaya üye oldukları için insanları işinden atamazsınız; meydanları, parkları insanlara yasaklayamazsınız; doğayı, çevreyi yok edemezsiniz; maden ocağı, HES barajlarını öyle her tarafa doğayı tahrip ederek koyamazsınız; insanların dilini, kültürünü, inancını yasaklayamaz, görmezden gelemezsiniz; LGBT bireylerin, öğrenci, memur, emekçi, işçi, kadın ve gençlerin sorunlarını görmezden gelemez, bir ferman gibi kestirip atamazsınız.

Eh, maşallah, size diyecek bir şey yok bu konuda. Hepsini de hiç utanmadan yalan söyleyerek milletin gözüne baka baka yaptınız. Bize ise bunu kabul etmemek, direnmek düştü; işte sonuç bu. Bir yanda siz, bir yanda biz. Siz zulüm yapıyorsunuz, biz eşitlik, özgürlük, adalet istiyoruz. Siz dışarıdasızın, ben içerideyim. Ama merak etmeyin, benim gibi düşünen milyonlarca insan da var dışarıda!

Mesele tamamen siyasi, anlayacağınız.

* Atılım Gazetesi’nin 6 Eylül 2013 tarihli 81. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 7 Eylül 2013, Cumartesi 13:28
Kategoriler: Sizlerden