Maviye sevdalı yürekler

Maviye sevdalı yürekler

GÜLÜZAR ERMAN

Sevgili Daimi, Piro Şiar…

Yıllar sonra seninle sohbet etmek için masanın başına oturdum. Mazgalın açılması, postadan gelen mektubu alıp sayfalarını karıştırmamla ismine rastlamam, beni yıllar öncesine götürdü… Dergideki haberde, 3 MKP-HKO gerillasının 29 Temmuz 1994 yılında bir pusuda şehit düştüğünü ve yıllar sonra yerinin tespit edilmesiyle Malatya Adli Tıp Kurumu’ndaki işlemlerinin ardından ailelere teslim edileceği yazıyordu…

Gözlerim adına çakılıp kaldı; Daimi Kişin (Piro Şiar).

Daha önceleri de dergileri okuduğumda hep senin gibi dostlarımın anıları dolaşırdı sayfalarda.

Bıraktım dergiyi elimden, çıktım sokağa (havalandırmaya), bir sigara yaktım ve yürüdüm. Hafif bir rüzgar esiyordu, bu Ağustos sıcağına bahar esintisi katıyordu… Önce seninle sohbete başladım. Yürüdükçe sana/size kavuşuyor, sohbeti iyice demlendiriyordum. Önüme çıkan duvarlar olmasa yürüyeceğim. Duvarlar engel olmasa, hani dönüp diğer duvara kadar bir ileri bir geri şu volta olmasa… Saatlerce duvarı yürümek… Voltamda sen…

Dergide adın, Piro Şiar’dı. Şiar ismini o yıllar ne çok seviyorduk. Cıvıl cıvıldık, neşeli, heyecanlı, dolu dizgin bir hayatın baharındaydık.

Sen, özlemini duyduğun dağlarına kavuşmadan önceydi. Zeytinburnu’ndan Tuzla Organize Deri Sanayi’ne taşınan fabrikalar, sendikanın açılışı ve sendikal faaliyetlerimizin yoğunluğu… Ve yeni düşlere açılan yelkenli gemiler gibi maviye sevdamızda özgürlüğün tadını tattığımız o zamanlarımız… Sabah erkenden duraklarda işçilerle sohbetin doyumsuzluğunu, akşam iş çıkışı sendikada buluşmalarda sıcak çaylarımızı yudumlarken, doyamadığın sohbetlere devam edişin… Her akşam günün yoğunluğuyla sendikaya geldiğimizde çaylar eşliğinde dergi, gazete okuduğumuz, sorunlarımızı tartıştığımız o uzun masanın etrafında doluştuğumuz, bir kısmımız da sobanın etrafında fabrikadaki duruma, sendikal örgütlenmemizin zorluklarına dair yaptığımız sohbetler…

Örgütçü yanın, inatçılığın geliyor aklıma. Bir gün yaptığımız bir sohbette, verdiğin dergiyi okumamı ve nasıl bulduğuma dair tekrar sohbet etmek istediğini söylemiştin. Kendi kendime kızmıştım, “Beni örgütlemeye çalışıyor” diye. Ben de İşçinin Yolu gazetesi okuduğumu yaptığımız bir sohbette dile getirsem de sen inatçıydın, vazgeçmiyordun. Daha sonra tutumundan sen de geri adım atmıştın. Fakat dostluğumuz da yürüttüğümüz mücadeleyle güçlenmişti. Sendikal faaliyetin tüm hızıyla sürmesi, kurulan komitelerle yapılan örgütlenmeler, işten atılmalar, direnişlerde büyüyordu… Başarılar elde ettikçe umudumuzu büyütüyorduk. Farklı bir esintiyle maviye sevdalı olandık.

Şimdi, mavi göğün altında havalandırmada volta atarken, mavi düşlerin peşinden gidenler bir bir konuk oldunuz voltama. Seninle başladım voltalamaya, sohbetimize katılan Erdal oldu. Erdal da senden sonra Dersim dağlarında mavi düş yolculuğuna çıkmıştı. Kim bilir, belki orada karşılaşmış olabilirsiniz. (Erdal Eroğlu, TDKP şehidi).

28 Ocak 1994 yılında Dersim dağları… Erdal ve arkadaşları bir pusuyla sarılmıştı. Yakınındaydı belki, Adiloş Bebe şiirini okurken dağın esintisiyle sesine ses katmıştı. Ne de güzel okurdu, sazını eline aldığında “Kirvem hallarımı aynı böyle yaz… Adiloş Bebe…” Sesinin tınısı hala kulaklarımdadır.

Özgürlüğe olan düşlerimizdi bizleri dost sofralarında buluşturan, direniş çadırlarına saldıran jandarmanın kurduğu barikatları aşıp çadıra varmanın coşkusu. Sabahlara dek beklediğimiz direniş çadırında soğan ve ekmeğin paylaşıldığı sıcak, şen kahkahaların çadırdan dışarıya bir esintiyle yayılmasının mutlu anları…

Sen ve Erdal, mavi düşleriniz için Dersim’in asi dağlarıyla buluştunuz. Aynı yıldı. Erdal ve arkadaşlarının yüzünde kalan son gülüşlerini duyduğunda kim bilir kaç pusu atlattın.

Dergideki adına takılıp kalıyorum; Piro Şiar. Senin/sizin ardınızdan giden bir arkadaşım konuk oluyor voltamıza. Adını sonradan öğrendiğim, Piro hevalim… Deri fabrikasında çalışırken sendikal faaliyetten dolayı işten atılan hevalim… Bir öğle vakti direnişi ziyaret etmek için toplanmıştık fabrikanın önünde. Basına açıklama yapılıyordu, dayanışma ve destek için sloganlar atılıyordu. O, “Yaşasın halkların kardeşliği” ve “Kürdistan faşizme mezar olacak” sloganları atmıştı. O sloganları işçiler ilk defa atmıştı. Tepkiler de gelmişti. O zaman işçiler arasında şovenizmi kırmanın tartışmalarının da ilk adımlarını atmıştık. Piro, “Burada daha fazla kalamam, ülkeme gidiyorum” dediği akşam, Lenin’in “Kitle İçinde Parti Çalışması” kitabını, doğum günü hediyesi olarak vermişti. Ve onu da bir daha göremedim.

Erdal’ı sonsuzluğa uğurladığımız günü hatırlıyorum. Erdal’ın cenaze töreninde, jandarmanın estirdiği terörle kuş uçurtulmuyordu adeta. Estirilen terör ve korkuya rağmen başucunda okunan şiirlere, haykırılan sloganlara tahammül edilmemişti. Delil, haykırdığı sloganlarla birlikte saldırıya uğramıştı. Senden, sizden sonra mavi düş yolcuları çoğaldı. Delil (İldan) ’96 yılında Bayrampaşa Hapishanesi’nde ölüme yatırmıştı bedenini. Ve, Delil, Wernice Korsakoff hastası olarak sürdürürken dışarıda hayatını, kendi başına yaşamını idame edemeyecek boyuttayken müebbet “cezası” onaylandı. Şimdi, sürgün bir yaşamın koynunda.

Voltada adımlarını hızlandırırken, sokaklarda yürüdüğüm yollarda buluyorum kendimi. Ahh, şu duvarlar çıkmasa her defasında karşıma. Sürekli ve hep yürüyeceğim sizlerle fabrikaların yollarında. Akşam serinliğinde sendikada çaylarımızı yudumlayıp her birimiz masanın etrafında koyu sohbetlerde olacağız.

Maviye tutkulu arkadaşım Daimi, Piro-Şiar. Senden sonra fabrikalarda direnişler büyüdü. Eylemden eyleme yürüyen işçiler, Tuzla’da sanayi bölgesini çadır kente dönüştürmüştü. ’96 ölüm orucunda işçiler iş bırakıp eyleme geçmişti… Hüseyin Demircioğlu yoldaşımı sen de tanıyor olmalıydın. Onun cenazesine gitmiştik, fakat polis cenazeyi kaçırmıştı. Oturup ağlamıştım, bir cenaze törenini bize çok görüyorlar diye.

O günden bugüne çok şey değişti Piro Şiar. Ölümler, saldırılar arttı. İşçi ve emekçiler hak gasplarına karşı direnişlerini büyüttü. Bir zamanlar sanayide atılan sloganlar tepkisel karşılanırken, şovenizme karşı Ankara’da TEKEL işçileri direnişleriyle birlikte mücadele ederek kırdılar. Aylarca çadırlarda kurulan birliktelikten korkanlar, işçilerin birliğini bozmak için çaba sarf ettiler. Amed’den, Samsun’dan, İstanbul’dan, ülkenin dört bir bölgesinden Ankara’ya giden işçiler, şovenizmin etkisini kırmış, birbirlerinin sorunlarına ortak olmuşlardı. Bu buluşma bir deneyim olmuş, gidilecek yolu göstermişti.

Özgürlüğün ve Gezi eylemleriyle kurulan komün yaşamı, yeni kuşaklara yolunu gösterdi. Hayallerin gerçekleşmesi yeni mavi yolculuklara yelken açmanın zamanı şimdi. O coşkuyu, heyecanı bizler de burada yaşarken, ölümsüzlüğe uğurladıklarımızla ilmek ilmek ördük bu yaşamı. Ve, yine sizlerle beraber kuracağız yeni yaşamı.

O kadar çok şey var ki paylaşılacak. Voltada seninle sohbete dalarken, sokaklarda olduğumuz o anlarımız bir bir sıralanıyor. Voltaya seninle başlamıştım. Yürüdükçe, adımlarım hızlandıkça çoğaldık. Şimdi o anların doyumsuz sohbetlerin koyuluğuyla dergideki habere bakıyorum. Yıllar önce sonsuzluğa uğurlandığının bilgisini veren habere… Nerede olduğunu bilmeden her daim o dost gülüşünle hatırladığım asi çocuğun sen kez uğurlanışının haberini almak, beni tekrar o doyumsuz sohbetlere götürdü…

Maviye sevdalı yüreğinle, seni her zaman hatırlayan, unutmayacak olan yüreğimle kucaklıyorum.

* Atılım Gazetesi’nin 13 Eylül 2013 tarihli 82. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 14 Eylül 2013, Cumartesi 11:00
Kategoriler: Sizlerden