‘Hikâye’ uçar, gerçek kalır!

‘Hikâye’ uçar, gerçek kalır!

DENİZ BAKIR

AKP’nin rejimin yapısal krizini içselleştirip statükonun tapusunu üzerine geçirmesinin üzerinden hayli zaman geçti. O gün bugündür sermayeden yiyorlar. Bir dönem, Recep Tayyip Erdoğan’ın popülaritesiyle idare ettiler. Onun ömrü de Haziran’a kadarmış. Haziran fırtınası, Recep Tayyip Erdoğan’ın üzerindeki yaldızları söküp aldı. “Büyük halk kahramanı”ndan, “demokrasi savaşçısı”ndan geriye kala kala bir statüko karikatürü, mizah figürü kaldı.

Son zamanlarda içte ve dışta yükseltilen siyasi saldırganlıkla, Erdoğan merkezli yürüyen imaj tazeleme faaliyetleri de bu resimle birlikte okunmalıdır. Siyasi saldırganlık yükseltilerek farklı sesler boğuntuya getirilip bastırılırken, imaj tazeleme operasyonları da kitlelerin nezdinde, eski şaşalı günlerin sürdüğü, “koparılan gürültü”nün gelip geçici olduğu sanısı oluşturulmak isteniyor. Bir başka biçimde ifade etmek gerekirse, sahtekar tüccarlar gibi boşalmış kasalarını havayla doldurup, kuyruğu dik tutarak piyasadan kredi toplamaya çalışıyorlar.

Suni teneffüsle ömür uzatma çabalarının ne kadar, nereye kadar kâr edeceği konusunu şimdilik bir kenara bıraksak bile, imaj tazelemeye dönük tüm girişimler mizah malzemesi olmaktan öteye gidemiyor. Tabiri caizse, çırpındıkça batıyorlar.

Mesela…

Başbakan Erdoğan, her fırsatta ne kadar çevreci olduğuna dair inciler dizerek Haziran ayaklanmasının alnına vurduğu damgayı silmek için kıvranıyor adeta. Diyor ki, -Avrupa ülkelerine atıfta bulunarak- “Ağaç sökme makinelerini nasıl ürettiklerini de biliriz”(!) Daha birkaç saat geçmeden internet sitelerinde, bir gün sonra da tüm medyada (Tüm medya derken, lafın gelişi söylüyoruz. Kastın, tapusu henüz Recep Tayyip Erdoğan ve şürekasının üzerine geçmemiş olanlar olduğu unutulmamalıdır). Türkiye’nin ağaç sökme ve kesme makinelerini (aparatlarını) en çok alan ve kullanan ülkelerden biri olduğu haberleri dolaşmaya başlıyor. Haziran ruhu kendine özgü cüreti ve mizah anlayışıyla Erdoğan’ın tüm havasını bir anda çekip alıyor: “Tabi, ağaç sökme makinelerini Avrupa yapar, Erdoğan’a satar, Erdoğan kullanır. Onlar o kadar aptal mı?”(!) “Ya da Erdoğan çıkıp, ‘Biraz da yeşile hayranım, hastayım. Bu işi çok severim ve bize adeta ‘çevre düşmanı’ gibi bir yaklaşım içinde olmak, bize karşı çok büyük bir haksızlık olur” diyor. Daha sözü bitmeden, AKP’nin 12 yıllık icraatlarının dökümü, Türkiye’nin Çevre Performansı Endeksi’nde 132 ülke içersinde 109. sırada olduğu bilgisiyle birlikte yayılmaya başlıyor. HES, çevre yolları ve köprü yapımı gibi gerekçelerle tahrip edilen su kaynakları ve yeşil alanlar, 2B ile birlikte talana açılan kıyılar ve ormanlık bölgeler; baraj ve nükleer santral yapımı sebebiyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan tarih (Erdoğan’ın tabiriyle 3-5 çanak çömlek) ve doğa dokusu gibi bir dizi “yeşilci” icraat, Başbakan’ın “çevre sevdası”nın nişanesi olarak yakasına iliştiriliyor. Böylece, Erdoğan’daki yeşil hayranlığının aslında kontrgerilla artığı “Yeşil” namlı Mahmut Yıldırım’a, hastalığının ise petrol ve dolar “yeşil”ine dayandığı anlaşılmış oluyor.

Devam edelim…

Mesela, son zamanlarda en çok konuşulan imaj operasyonlarından biri de (Melih Gökçek’e ait) Beyaz TV tarafından yapılan “Ustanın Hikayesi” isimli “belgesel” film oldu. Anlaşılan o ki Yiğit Bulut’un baş danışmanlığında yolu şaşıran Başbakan Erdoğan, M. Gökçek’in eline düşmüş. Hal böyle olunca, Gökçek’in kendisine yaptığı imaj neyse, Başbakan’a yaptığı da o oluyor. Kendine imaj yaparken yalanın ve demagojinin suyunu çıkaran M. Gökçek, Recep Tayyip Erdoğan için yaptırdığı “Ustanın Hikayesi”nde nitel sıçrama yapıyor. Suyun suyunu çıkarıyor!

“Ustanın Hikayesi”nde o pervasız, megaloman, kibirli, zalim Erdoğan profilinin üzerine 5-10 kat cila atılarak mülayim, kapsayıcı, vicdanlı, kararlı, sevgi dolu bir Erdoğan profili çıkarılmak isteniyor. “Sanatçı ve aydınlar”la, “halk”la, “yol arkadaşları”yla, kendisiyle (vs.) yapılan röportaj ve anlatımlarla bu profil çıkarılmasa da “resmen” kuruluyor. Çelme takmak için fırsat kollayan “yol arkadaşları”nın, yaranmayı rant kapısı haline getiren “aydın ve sanatçılar”ın güzellemeleri öyle abartılı ve yapay duruyor ki, imaj kazandırmaktan çok mide bulandırıyor. Erdoğan’ın gerçek hikayesi, “Ustanın Hikayesi”nin ardında bir an kaybolur gibi oluyor. Yine de hikaye “hikaye”, gerçekse gerçek olmaktan kurtulamıyor. Diğer gün gazetelerde, bir “yol arkadaşı”nın hedefin Erdoğan olduğu gün gibi açık olan taşlamasını, Erdoğan’ın bir aydın ya da sanatçıyla takışmasını, Erdoğan’ın “gerçek” hayatından bir kesit görüyorsunuz…

“Hikaye”deki Recep Tayyip Erdoğan, Emine Erdoğan’a aşık oluşunu 17’lik bir genç havası ve bir tasavvuf filozofu derinliğiyle anlatıyor: “O gazinoda partimizin bir toplantısı var. O toplantıda ön sıralarda dikkatimi çekti. Yeni şeyle elektriklenme diye ifade edilen durum orada meydana geldi. Benim aşkı tanımlamam farklıdır. Aşk, kişinin sevdiğinde yok olmasıdır. Biz bir aşık olduk, pir aşık olduk.”

“Gerçek”teki Erdoğan, 17 yıl öncesinden (10 Ekim 1996’da Hürriyet gazetesinden Gülden Aydın’a verdiği röportajda) cevabı yapıştırıyor: “Aşkı reddetmiyorum. Ama maalesef hiç olmadım. Eşim sosyal bir hanımdı. Toplantılarda tanıştık. Bir hanımefendinin aracılığıyla oldu…”

Hikaye uçup gidiyor. Gerçek, tüm ağırlığı ve ironisiyle ortada duruyor!

Sözün özü şu ki, ne AKP’yi kurtaracak bir Recep Tayyip Erdoğan profili, ne de Erdoğan’ı kurtaracak bir “imaj meykırı” kalmış. Saldırdıkça acizlikleri, cilaladıkça çirkinlikleri ortaya çıkıyor. Biz yine de, Erdoğan’a (ve AKP’ye) ölmüş gözüyle bakmayalım. Bir mucize her zaman mümkün. Sonuçta, çıkmayan candan ümit kesilmezmiş.

* Atılım Gazetesi’nin 20 Eylül 2013 tarihli 83. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 20 Eylül 2013, Cuma 14:14
Kategoriler: Büyüteç, Haberler, Makaleler, Politika