Dün Madrid kapısıydı bugün Rojava kapısı!

Dün Madrid kapısıydı bugün Rojava kapısı!

77 yıl önce “Bir koridor gibi çın çın öten daracık sokaktan ayaklarını vura vura uluslararası birlikler geçiyordu.” İspanya için savaşmaya, İspanya için ölmeye gidiyorlardı. Çünkü, İspanya sadece İspanya değildi. Bugün de Rojava sadece Rojava değil. Şimdi o uluslararası tugaylar, başta Türk devrimciler olmak üzere, Rojava için savaşmaya, Rojava için ölmeye gitseler!

Dün Madrid kapısıydı bugün Rojava kapısı!
Dün Madrid kapısıydı bugün Rojava kapısı!

İSTANBUL (Arzu Demir)- 77 yıl önce “Bir koridor gibi çın çın öten daracık sokaktan ayaklarını vura vura uluslararası birlikler geçiyordu.” İspanya için savaşmaya, İspanya için ölmeye gidiyorlardı. Çünkü, İspanya sadece İspanya değildi. Bugün de Rojava sadece Rojava değil. Şimdi o uluslararası tugaylar, başta Türk devrimciler olmak üzere, Rojava için savaşmaya, Rojava için ölmeye gitseler! Sonra, bir şair çıksa, Nazım’ın Madrid kapısında “ayakları iki çıplak çocuk gibi üşüyen” ama asla vazgeçmeyen direnişçileri anlattığı gibi, Rojava kapısındaki savaşçıları anlatsa! Sadece savaşçı tugaylar değil, terzi tugayları, gelecek kış günlerinde sıcak tutacak elbiseler dikse savaşçılara! Sağlık tugayları, mühendis tugayları, gazeteci tugayları, aşçı tugayları ve diğerleri, devrim için, Rojava için, işin bir ucundan tutsa!

53 Ülkeden 32 Bin gönüllü

Che, dayanışma için “Ezilenlerin inceliğidir” der. Ezilen halkların mücadele tarihi bu inceliklerle dolu. Hemen yanı başımızda, Rojava’da bir devrim boy verirken, bu inceliklerden en önemlisi olanı hatırlamakta fayda var; İspanya iç savaşındaki Uluslararası Tugayları.

1936-1939 yıllarında İspanya için savaşan Uluslararası Tugaylar’da 53 ülkeden 32 bin gönüllü yer aldı. Tugayların ilk adımı İtalyan ve Fransız Komünist Partileri tarafından atıldı. Gönüllüler için Paris’te bir kabul merkezi kurulurken, gönüllere destek için kampanyalar örgütlendi.

14 Ekim 1936 günü çoğunluğu Fransız olan ancak Polonyalı ve Almanların da yer aldığı 500 gönüllüden oluşan bir grup İspanya’ya ulaştı. Onları diğer gönüllü birlikler takip etti.

Müzik grubu Kutup Yıldız’ı yıllar önce yaptığı “No pasaran” adlı şarkısında bu tugayları anlatır. Şarkının girişindeki şiirde şöyle der:

“Bir koridor gibi çın çın öten daracık sokaktan ayaklarını vura vura uluslararası birlikler geçiyordu.

Kimler yoktu ki aralarında?

Uzun saçlı aydınlar, inatçı komünistler, Nietzsche bıyıklarıyla yaşlı, Sovyet filmlerindeki jönleri andıran yüzleriyle genç Polonyalılar, kafası tıraşlı Almanlar, Cezayirliler, bunların arasına yanlışlıkla karışmış İspanyollar denebilecek İtalyanlar, hiç kimselere benzemeyen İngilizler, Moris Tores’e ya da Moris Şovalye’ye benzeyen Fransızlar…”

Sonra şiirde Madrid konuşur: “Bizimle savaşmaya, bizimle ölmeye gelmişler!”

Anlaşmak için ortak dile ihtiyaç duymayan, “Hücum” komutunu hangi dilde verilirse verilsin anlayan Uluslararası Tugaylar, “Yüzlerini bile görmedikleri İspanya işçi ve köylüleri için aynı kahramanlık ve sadelikte öldüler.”

Çünkü, İspanya sadece İspanya değildi. İspanya, halkların umudu, geleceğiydi.

Şimdi rojava

O günden bu yana 77 yıl geçti. Şimdi, Ortadoğu halklarının bir umudu var: Rojava.

Rojava’da; Efrin, Kobane, Serêkaniyê, Qamışlo’da halkın, Esad rejimini kovarak yönetimi ele geçirmesinin üzerinden 15 ay geçti.

Bu 15 ay içinde genç savaşçılar, AKP ve ABD destekli çetelere, Esad rejimine ve Kürt işbirlikçilere karşı devrimi savunmak için savaştı, Rojava için öldü!

Onlar savaşmaya, ölmeye devam edecekler!

Ama, Rojava, sadece Rojava değil; Türklerin, Arapların, Türkmenlerin, Alevilerin, Sünnilerin, Süryanilerin, Çerkeslerin, Filistinlilerin, Ortadoğu’da yaşayan tüm halkların geleceği.

Bu geleceği savunmak için MLKP’li bir savaşçı; Serkan Tosun (Mazlum), Serêkaniyê’de devrimin mevzilerinde ölümsüzleşti. Kutup yıldızı oldu. Kanını akıttı, iki halkın arasındaki kan kardeşliğini tazeledi.

Dün uluslararası tugaylar, bugün Mazlum’un yürüdüğü yol.

77 yıl önceki gibi bir tugay niye olmasın! Türk, Ermeni, Laz, Rum, Çerkes, Alevi… Rojava için savaşmaya gitseler!

Sadece savaşçılar da yetmez!

Gelecek kış günlerinde savaşçıları sıcak tutacak giysiler dikecek, örecek bir terziler tugayı!

Savaşçılara ve halka şifa dağıtacak sağlıkçılar tugayı!

Ekmek yapacak fırıncılar tugayı!

Mevzileri sağlamlaştıracak, okullar, hastaneler yapacak, savaşın yıktığı binaları onaracak mühendisler, mimarlar tugayı!

Rojavalı kadınlardan öğrenecek ve öğretecek kadınlar tugayı!

Rojava devrimini dünyaya duyurmak için çalışacak basın tugayı!

Neden olmasın!

Madrid kapısından Rojava kapısı’na

Komünist şair Nazım Hikmet, Madrid kapısında direnenleri anlatır:
“Kar yağıyor
ve sen böyle ‘No pasaran’ deyip
Madrid kapısına dikilmeden önce
herhalde vardın.
Kimdin, nereden geldin, ne yapardın?
Ne bileyim,
Mesela;
Astorya kömür ocaklarından gelmiş olabilirsin.
Belki alnında kanlı bir sargı vardır ki
kuzeyde aldığın yarayı saklamaktadır.
Ve belki varoşlarda son kurşunu atan sendin.”

Bugün bir şair çıksa, Nazım’ın Madrid kapısında “ayakları iki çıplak çocuk gibi üşüyen” ama asla vazgeçmeyen direnişçileri anlattığı gibi, Rojava kapısındaki savaşçıları anlatsa!

Çünkü, dün Madrid kapısı, bugün Rojava kapısı!(ETHA)

 

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 25 Eylül 2013, Çarşamba 21:06
Kategoriler: Güncel, Haberler