Alevi barikatı

Alevi barikatı

MESUT ÇEKİ

“Kadılar müftüler fetva yazarsa

İşte kement işte boynum asarsa

İşte hançer işte kelem keserse

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” (Pir Sultan Abdal)

Üçüncü köprüye Yavuz Sultan Selim adı verilmesine tepkiler henüz dinmemişken, cami-cemevi projesi gündeme getirildi. Fetullah Gülen’in sponsorluğunda Ankara-Mamak’taki temel atma törenine İzzettin Doğan, Faruk Çelik, Sinan Aygün katıldı.

Hz. Ali’nin dediği gibi “Şahsın kişiliği, birlikte yürüdüğünün kişiliğiyle ölçülür”. ABD işbirlikçi yeminli antikomünistler, Alevi aldatmacalarının bakanı, Ergenekon’un vekili ve truva atıyla Alevi toplumu içinde yer edinmeye çalışan bir şahıs! Her birinin halka karşı işlediği suçları alt alta yazsak “Madımak’tan Mamak’a yol olur…

Yıllarca Alevi köylerine cami yaptılar, zorunlu din dersleriyle Sünni İslam’ı empoze etmeye çalıştılar. Cemevlerini tanımadılar. Cemlere türlü iftiralar atıp cemevi inşaatlarına bin bir zorluk çıkardılar. Alevilerin ibadetlerinden de örgütlü hareket etmelerinden de korktular. Tepkiler sokağa taşınca da itidal ve hoşgörü çağrıları yaptılar. “3. Köprü”nün adı artık değişmez. Ama başka devlet projelerine Hacı Bektaş-ı Veli, Pir Sultan Abdal gibi isimler verebiliriz” dediler. “Bu ülkeye komünizm gerekiyorsa onu da biz getiririz” diyen büyükleri gibi şimdi de alay eder gibi “Cemevi gerekiyorsa onu da biz yaparız” diyorlar. Alevi felsefesinin kardeşlik, dostluk ve barış gibi eşitlikçi özünü güncel gerici çıkarları için kullanmaya hevesleniyorlar.

Boşuna uğraşmayın! Sahte empatilere, padişahlardan devraldığımız lütufkar yaklaşımlara Alevilerin karnı toktur. Caddelerden, okullardan sonra 3. Köprü’ye de soykırımcı padişahlarınızın adını vererek; Malatya’dan İzmir’e, Aydın’dan İstanbul’a Alevi evlerine çarpı işareti koyanları kollayarak; Madımak katillerine kol kanat gererek; cemevlerine cümbüşevi, ucube diyerek; Suriyeli sığınmacılara sahip çıkan Alevi kurumlarının üzerine çeteleri salarak ne yapmaya çalıştığınızı biliyoruz!

Demokratik Alevi hareketinin güçlenmesi, taleplerin yüz binlerle meydanlarda haykırılması, Alevilerin devrimci-demokrat muhalefetin dinamik bir bileşeni olması uykularınızı kaçırıyor. Bu yüzden her fırsatta katliamları hatırlatıyor, değerlere saldırıyor, Alevilerin sinir uçlarına dokunuyorsunuz. Korkutmak, yıldırmak, manevi dünyalarını örselemek; özgürlük taleplerinden vazgeçirmek, Kürt halkıyla ve ezilenlerle ortak mücadeleden uzaklaştırmak istiyorsunuz.

Ama bir şeyi unutuyorsunuz? Dünyanın dört bir yanına göçertilmiş olsalar da Aleviler Anadolu’nun ve Mezopatamya’nın derinliklerine kök salmışlardır. Derilerini yüzseniz de, darağaçlarında sallandırsanız da, süngülerle gövdelerini deşseniz de, gül tenlerini ateşlerde yaksanız da yine de vazgeçmezler ala gözlü Pirlerinden! Evet; kayıplarını, acılarını, göç etmek zorunda kaldıkları topraklarını, öfkelerini yüreklerine gömmüşlerdir. Ancak, ne Yezitler, ne Keyhüsrevler, ne Yavuzlar, ne Hızır Paşalar ne de mirasçıları, onların ışıklı ve aydınlık kültürlerini dilden dile, kuşaktan kuşağa aktarmalarını engelleyememişlerdir.

Hiç kuşku yok ki, AKP iktidarının, cemaatin ve işbirlikçilerinin asimilasyoncu politikaları da, pervasız açıklamaları da, zulme karşı “Gelin canlar bir olalım” diyen Alevilerin tarihsel ve güncel barikatına çarpacaktır. Hallac-ı Mansur’un, Nesimi’nin, Babailer’in, Şeyh Bedrettin’lerin, Kalender Çelebi’nin, Pir Sultan Abdal’ın bayrağının dalgalandığı barikata… Mehmet Ayvalıtaş’ın, Abdullah Cömert’in, Ethem Sarısülük’ün, Ali İsmail Korkmaz’ın ve Ahmet Atakan’ın nöbet tuttuğu barikata…

“Yürü bre Hızır paşa

Senin de çarkın kırılır

Güvendiğin padişahın

O da bir gün devrilir”

* Atılım Gazetesi’nin 27 Eylül 2013 tarihli 84. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 28 Eylül 2013, Cumartesi 13:16
Kategoriler: Haberler, Politika, Sizlerden