Korku kaçar oldu adımlarımızdan

Korku kaçar oldu adımlarımızdan

OKAN DANACI

31 Mayıs’ta, Taksim’de saldırının gerçekleştiğini öğrendiğimizde, hızlıca SGD’li arkadaşlara ulaştık, ardından diğer kurumlarla haberleştik. Yapılan saldırı ile ilgili İzmit İnsan Hakları Parkı’nda basın açıklaması yapılacağını öğrendik. Saat geldiğinde hazırladığımız dövizlerle, yapılacak açıklama için parka geçtik. Basın açıklaması sırasında haberler gelmeye devam ediyordu. Üniversiteli bir arkadaş “Cumhuriyet Parkı’na toplanma çağrısını siz mi yapıyorsunuz?” diye sorduğunda anladık ki İzmit’te durum hakikaten farklı bir mecraya akmaya başlamış bile. Meğer sosyal medya üzerinden, saat 19.00’da buluşmak üzere Cumhuriyet Parkı’na toplanma çağrısı yapılmaya çoktan başlanmış.

O günlerde İzmit’te yürüyüş yapmak yasaktı! PKK/PAJK tutsaklarının açlık grevi sürecinde, jet hızı ile hazırlanan bir genelge ile “Yürüyüş Yolu’nda yürüyüş yapmak” yasaklanmıştı. O tarihten 31 Mayıs’a kadar, Yürüyüş Yolu’nda gerçekleştirilebilen tek yürüyüş, Kocaeli Kadın Platformu ve Özgür Genç Kadın’ın 8 Mart eylemiydi. Yapılmak istenen diğer tüm yürüyüşlere (Emperyalizme ve NATO’ya karşı yürüyüş, Reyhanlı için yürüyüş, Halkevleri 81. yıl dönümü için yürüyüş, Roboski için yürüyüş, Yürüyüş Yolu açılsın yürüyüşü) polis saldırıyordu.

İnsan hakları Parkı’nda yapılan açıklamanın ardından merak içinde Cumhuriyet Parkı’na doğru, kaldırımlar üzerinden sloganlar atarak yürüyüşe geçtik. Cumhuriyet Parkı’na yaklaştıkça slogan sesi daha gür çıkmaya başladı. Kocaeli’de ikamet eden arkadaşların heyecanı görülmeye değerdi, çünkü yıllardır yaşadıkları bu kentte ilk defa böyle bir eyleme tanık oluyorlardı. Ne ile karşılaşacağımızı merak ederken bir baktık ki alana, onlarca insan toplanmış ve toplanmaya da devam ediyor. Kitlesel bir biçimde Cumhuriyet Parkı’na girmiş olmamız, alandaki coşkuyu ve cesareti ikiye katladı. Herkesin gülen yüzünde bir de şaşkınlık hakimdi. İlk anda birçok kişinin dikkatini, yaratıcılığın alıp başını gittiği dövizler çekiyordu.

Cumhuriyet Parkı’nda sloganlar atılmaya devam ederken, 10. Yıl Marşı’nı çalıyor birileri. Ve hemen ardından Gündoğdu Marşı ve Çavbella söylenirken, kurumlardan arkadaşlar megafonla kitleyi yönlendirmeye çalışıyor ama kitle pek gönüllü değil bu “işe..” İşin içine siyaset/siyasiler girmesin istiyorlar! Sosyal medyadan çağrı yapanlar bayraksız-flamasız bir yürüyüş olsun diye diretiyorlar. Ancak birbirinden farklı onlarca sloganı kitle hep birlikte atmayı sürdürüyor.

Saat 21.00’a kadar Cumhuriyet Parkı’nda sloganlar atıldı, konuşmalar yapıldı. Bir süre sonra insanlar dağılmaya başladı ve park yavaş yavaş boşaldı. Fakat diğer illerde boy veren direniş Kocaeli/İzmit’i de harekete geçirdi. Domino taşları misali. Yine sosyal medya üzerinden aynı yere 00.00’a toplanma çağrısı yapıldı. Eş, dost, arkadaş, çevre çeper kim varsa topladık gittik parka. Alana doğru giderken bazı kurumlardan arkadaşların bize doğru geldiklerini gördük ve neden ters tarafa doğru gittiklerini sorduk, “Türk bayrakları, M. Kemal sloganları” nedeniyle alandan ayrıldıklarını söylediler. Hem de daha ilk gece!

Bu tarz alandan ayrılmalar ile ilgili birçok şey yazıldı-çizildi, bu hareketin “daha ilk günden” yapılmış olmasının yanlışlığı üzerine de uzun uzadıya durmaya gerek yok.

Evet alana gittiğimizde, Mustafa Kemal’in piyadeleri vardı ama henüz ortalık “Cumhuriyet mitingine” dönmemişti. Keza alanda, kitlenin yarısı kadar devrimci-demokrat arkadaşlar vardı. Ne yapacaktık? Bu arkadaşlar, özellikle de siyaset ile yeni ilişkilenenleri, devrimcilerle-sosyalistlerle, sosyalist düşüncelerle yeni tanışan arkadaşları, ulusalcılıklarını antiemperyalizm maskesi ile gizlemeye çalışanlara mı bırakacaktık? Buna hiç mi hiç niyetimiz yoktu! Aksine alanda duracağız, inisiyatif almaya çalışacağız, alana gelmemiş olan tüm arkadaşlarımızı, ilişkilerimizi, okurlarımızı çağırmaya ve kesinlikle getirmeye çalışacağız dedik. Alanı terk etmektense yerinde mücadelelerle, hareketi bölmeden/ayrıştırmadan rengini/niteliğini değiştirmek daha anlamlıdır, hatta olması gerekendir diye düşündük. Halk ayaklanacak, ezilenler sokaklarda öfkesini kusacak, devrimciler alanı terk edecek, kitlelerden uzaklaşacak öyle mi? Ee peki devrimciler neden var?

Saat 02.30’a yaklaşıyor ama yüzlerce, binlerce insanın yan yana gelip sloganlar attığı, marşlar söylediği yasaklı alanın çevresinde neredeyse hiç resmi kıyafetli polis yok. Sivil polisler ve onların taşeronu sivil faşistler alana yakın bir yerlerdedir mutlaka ama görünürde resmi anlamda kolluk kuvvetleri görünmüyor. Bütün iller “Sık bakalım, biber gazı sık bakalım” sloganları atıyorken biz atamıyoruz. Çünkü Kocaeli/İzmit’teki çevik kuvvet ekiplerinin neredeyse tamamı takviye için İstanbul’a gönderilmiş! Bize gaz sıkan yok.

Evet, gerçekten de çevik kuvvet ekiplerinin neredeyse tamamı İstanbul’a, deplasman maçına gitmişti. Yaklaşık 50-60 kişilik çevik kuvvet ekibi bırakılmış İzmit’te onlar da AKP’nin önünde bizi bekliyor.

Cumhuriyet Parkı’nda sloganlar atılıyor ama uzun süren bekleyiş insanların canını sıkmaya başlıyor. Siyasetler/kurumlar kendi arasında AKP’ye yürüyelim/yürümeyelim tartışması yapıyor. “Yürüyüş Yolu ‘yasak’ biliyorsunuz” diyor kurumlardan bir arkadaş. Oysa çoktan tedavülden kaldırmamış mıydık “yasak” kelimesini? Ayrıca, Yürüyüş Yolu yasaklıydı da Cumhuriyet Parkı serbest miydi?

Derken, Cumhuriyet Parkı sel oldu aktı yasaklı Yürüyüş Yolu’na, oradan da çatısında İzmit’in birçok yerinden bakıldığında görünen büyük, ışıklı ampul olan AKP İl Başkanlığı’na… Tişörtünü fular yapmış onlarca yarı çıplak insan, elinde tencere tava ses çıkarmaktan usanmayanlar, çaldıkları düdük ve ıslıklarla İzmit’i inletenler, gazdan korunmak için baretlerle önlem alanlar, gaz maskesi takanlar/dağıtanlar, keza gaz maskesi takmayan “Cesur Yürekler”… Korku kaçar oldu adımlarımızdan…

Deplasman maçının kadrosuna alınmayan (İstanbul’a gönderilmeyen) yaklaşık 50-60 çevik kuvvet 1 adet TOMA dikildi karşımıza, AKP’ye 100 metre kala. Bugüne kadar doğru düzgün uyarmadan eylemlere, açıklamalara saldıran polis “ne olduysa” bugün “Eylemci arkadaşlar” diye hitap ediyor bize…? Eylemci arkadaş. Polisin, iki kelimeyi aynı anda aynı cümle içinde yan yana kullanmış olması çaresizliğinin ifadesinden başka bir şey değildi. Yüzlerce, binlerce kişi sel oldu aktı AKP’ye, ancak daha fazla ilerlemesi yoğun gaz bombaları ve plastik mermilerle engellendi. Elbete buradan da polis saldırısına karşı direnenler oldu, hatta polis olduğu yerden bir adım bile atamadı öne. Ama kitlenin çoğu yoğun gaz bombardımanından sonra geri çekildi Cumhuriyet Parkı’na… Burada şarkılar, türküler, marşlar, sloganlar devam etti. Sabaha karşı herkes, akşam tekrar buluşmak üzere dinlenmeye çekildi.

Eve doğru giderken yüksekten bakma fırsatım oldu ilk günün, ilk gecenin, ilk çarpışmanın gecesinde İzmit’e. Koca kent merkezinin üzerini biber gazının ve yakılan barikatların dumanı sarmıştı.

Haziran ayaklanması, ezilenlerin egemenlerle girdiği ne ilk çarpışmadır, ne de son olacaktır. Haziran ayaklanması, yeni başkaldırılara, eşitliğe, kardeşliğe ve özgürlüğe gebedir. O, son büyük çarpışma geldiğinde, gökyüzünü yine dumanlar saracak elbet.. Ama o gün kaybolmaya başlayınca dumanlar, yepyeni bir dünya belirecek toz bulutları arasından… Umutlar yeşerecek, sokaklar özgürleşecek ve halklar kardeşleşecek.

* Atılım Gazetesi’nin 27 Eylül 2013 tarihli 84. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 28 Eylül 2013, Cumartesi 13:48
Kategoriler: Sizlerden