Onlardan öğrenmek

Hayatımızda birçok devrimci, sosyalist, komünist tanıdık. Peki, tanıdığımız bu yiğit kadın ve erkeklerden, hele ki ölümsüzleşenlerimizden neler öğrendik? Düşünün bir, neredeyse hepimizin muhakkak ölümsüzleşenlerimizle anılarımız, paylaşımlarımız olmuştur. Özellikle de biz, yani genç kuşağımız neler öğrendi onlardan? Yılmaz, Yasemin, Serkan… Kafanızdan çağrışımlar, yaşanmışlıklar canlanıyordur muhakkak. Neydi onlarda gördüklerimiz, onları farklı kılan; ölümsüzler kervanına katılmış olmaları mı? Kesinlikle hayır.

Dönüp bakıyorum, hepsinde de insanlaşma çabası, insanlık için daha güzel; sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz bir dünya özlemi, devrime, sosyalizme inanç, bağlılık ve bunları hayata geçirmek için ne gerekiyorsa ve bedeli ne olursa olsun öyle yaşamaya çalışmak. Öyle de yaşadıklarını dost da gördü, düşman da.

Eksiklikleri, zaafları, hataları olmadı mı? Elbette ki oldu. Ama onlar, eksikliklerini, zaaflarını, hatalarını tekrarlamamak, yenmek için savaş yürütenlerdi. Bunlarla savaşmaktan korkan, kaçan insanlar değillerdi. Bunların üzerine giden, bu eksiklikleri değiştirmek için kararlıca uzlaşmaz bir şekilde davrananlardı.

Her işe devrimci bir şekilde yaklaşanlarımızdandı. Onlar için işin büyüğü küçüğü yoktu. Bir bildiriyi dağıtırken de, bir gazeteyi okuruna ulaştırırken de, bir eyleme giderken de aynı dikkatle, özveriyle, inançla yaparlardı. Yakınmacı, iş beğenmemezlik, mızmızlanmak gibi yanlarına rastlamak zordur. Yaptığı işi büyütme, bununla böbürlenme gibi yanları da yoktur. Onlar, kavgada en iyilerimizdendi.

Serkan ve Yılmaz’ı tanıyanlar, bu komünistlerin emekçiliklerini hemen fark etmişlerdir. Yayın (gazete) dağıtımında emekçilerle kurdukları ilişkiler devrimcidir. İnsanlara karşı samimi yaklaşan, şeffaf olmuşlardır. Bir ailede gazetelerini köşeye bırakıp, bir ilişkide çay eşliğinde sohbet, diğerinde yine aynı özeni çok rahatlıkla yakalarsınız. İlişki kurdukları insanların dostluklarının yanında, sınıf mücadelesine verecekleri katkıları da kazanırlardı. İşte, devrimci olan bu. Bir ahbap-çavuş ilişkisi kurmuyorlardı, karşıdakine misyon, görev ve sorumluluk biçen bir ilişkiydi bu. Bize nasıl yardımcı olabilirsin sorusunu, gittiği evlerdeki insanlara sormayı unutmazlardı.

Kolektife, yoldaşlarına sonsuz güven, fırtınalı havalarda bile dik durmayı başaran, olumsuzluklara takılmadan amaca, nihai sonuca kilitlenmeleri (devrime) ve daha çok şey sayabiliriz.

Ağız dolusu gülücüklerini, kahkahalarını çok kere görmüşlüğümüz vardır. Maneviyatları güçlüdür. Sosyalizm için feda ruhunu kuşanmışlardır.

Kapitalizmin yaşam şeklini, küçük burjuva alışkanlıklarını ellerinin tersiyle itmeyi bilmişlerdir. Yaşamın paylaştıkça güzelleştirdiklerinin ayırdındaydılar. Zamanları geldiğinde nehirler gibi akmasını bildiler. Nerede olmaları gerekiyorsa oradaydılar.

İyi baktığımızda onları hep göreceğiz. Bugün Yunanistan sokaklarındadırlar, Şili, Brezilya, İspanya’dalar: Afganistan, Irak, Filistin’deler; Mısır’da, Tunus’talar. Türkiye’de, Taksim’de, Kızılay’da, Konak’ta, Hatay’da, Eskişehir’deler; Kürdistan’ın dört parçasında, Rojava’dalar.

Peki, sorumuza gelecek olursak, neler öğrendik? Evet, onlardan neler öğrendik?

Onlardan öğrenmek demek, kendi yaşamımızı örgütlemek demekti; örgütlü, bilinçli bir yaşamı tercih etmek demektir.

Süleyman’dan öğrenmek; Tuzla’dan Esenyurt’a kadar fabrikalar, grev, direniş yerlerini arşınlamak, havzalarda, atölyelerde işçileri örgütlemek demektir. Demircioğlu’ndan öğrenmek; yaşamın her alanında, mücadelede, ön saflarda, “ilk ben olmalıyım” demektir. Kutsiye’den öğrenmek; kavgaya Işık olmak demektir. Yılmaz’dan öğrenmek demek; kavgaya dört elle sarılmak, onu örgütlemek, ilerlemek demektir tereddütsüzce. Yasemin’den öğrenmek; yaşamın boynumuza taktığı zincirlerden kurtulmak demektir. Serkan’dan öğrenmek; ezilenlerin yanında olmak, enternasyonal bir ruhla bedenini siper etmek demektir…

* Atılım Gazetesi’nin 4 Ekim 2013 tarihli 85. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 4 Ekim 2013, Cuma 18:10
Kategoriler: Yapıdan