Kurucu isyan

Kurucu isyan

ARİF ÇELEBİ

Gezi, gündemdeki yerini koruyor. Bu doğal; çünkü ayaklanmayı tetikleyen çelişkiler, bu çelişkileri üreten toplumsal maddi zemin yerli yerinde duruyor. Bu bir yana, ayaklanma hem burjuva partinin, hem emekçi sol partinin, hem Kürt partisinin iç dengelerini sarsmış görünüyor. Gezi süreci her üç parti için de sürpriz bir gelişmeydi. Yüz binler, bir dönemi kapatmak ve yeni bir dönemi açmak için sahne almıştı.

Haziran ayaklanması öncesinde Türk halk kitleleri burjuva düzen partileri bakımından araçsal bir konumdaydı, şu ya da bu burjuva partinin etkisi, çekimi altındaydı. Burjuva partilerin başlıca derdi bu kitleyi kendi politikaları doğrultusunda çekip çevirmekti. Kitleler için politikaya katılma genellikle oy kullanmaktan ibaretti.

Ayaklanma, bu çarka sokulan bir çomaktı. Ezilenlerin bir bölümü bu araçsal pozisyona, bu güdülmeye hayır dedi, aktif politik özne, bağımsız politik güç olarak sahneye çıktı. Alışık olmayan bir durumdu bu. Burjuva hükümet ne yapacağını şaşırdı. Önce saldırdı, sonra geri çekildi, ardından yine saldırdı. Önce ayaklanmacıları toptan itibarsızlaştırmaya, sonra ayrıştırmaya çalıştı. Başaramadı. Dahası, iktidardaki burjuva partinin etkisi altındaki kitlede direnişçiler lehine çözülme belirtileri görülüyordu. Bu nedenle Başbakan, saldırgan bir cepheleştirme siyaseti izleyerek ayaklanmacılarla geri kalan kitle arasında kalın bir duvar örmeye girişti. Kendi kitlesinin dizginlerine hakim olmada işe yarar bir hamleydi bu. Ama bu aynı hamle, ayaklanmacı tarafa da cepheleşme bilinci, ilhamı veriyordu.

Emekçi sol parti bakımından da Haziran ayaklanması yeni bir durumu ifade ediyordu. Öncesi bir yana bırakılsa bile 12 Eylül’den bu yana “öncünün çabası ile kitleleri harekete geçirme” politik faaliyetin esasını oluşturuyordu. Öncü, propaganda ve ajitasyon yapar, siyasal sürece öncü eylemlerle müdahale eder, böylelikle kitle bilincini etkileyerek onları harekete geçirmeye çalışırdı. Propaganda ve ajitasyon araçları gibi örgüt biçimleri de bu “harekete geçirme” amacına uygun olarak biçimleniyordu. Dikkat edilirse öncü tarafından “uyandırılan” ve “harekete geçirilen” bir kitle gerçeği söz konusuydu. Hal böyle olunca daha çok kişiyi hangi emekçi sol parti kendi politikaları doğrultusunda uyandırır ve harekete geçirebilirse, o, diğerlerine kıyasla başarılı ve güçlü sayılıyordu. Bundan dolayıdır ki, 1 Mayıs gibi günler, özel mücadele günleri olmasının yanı sıra başarı ve gücün sergilendiği bir sahne olarak görülüyordu.

Haziran’da ise sahneyi alan emekçi sol partinin öncüleri değil, halk yığınlarının bizzat kendisiydi. Dünün başarı ve güç kıstası ayaklanma sürecinde anlamsızlaşmıştı. Yüz binlerce insan herhangi bir öncü partinin çağrısıyla değil, kendiliğinden harekete geçmişti. Kuşku yok ki onlarca yıldır büyük bedeller pahasına faşizme karşı verilen mücadele, harekete geçen bu kitlenin bilincine etki etmiş, bu bilincin biçimlenmesinde çok önemli rol oynamıştı. Buna karşın Haziran, öncü partiler tarafından örgütlenmiş ve onlar tarafından yönü çizilmiş bir ayaklanma olmaktan uzaktı. En iyi durumda, ayaklanmaya var gücüyle katılma ve ona olabildiğince etki etme söz konusuydu.

Kürt partisi ise ayaklanmayla ilişkisinde tam bir bocalama yaşadı. Batı’da bu çapta bir demokratik şahlanma beklememesi anlaşılırdı. Ancak ayaklanmayla birlikte açığa çıkan Türk halk kitleleri arasında yaşanmakta olan demokratik bilincin algılanmasında güçlük çekilmesinin başka nedenleri olmalıydı. Türk ulusalcıların yedeğine düşme kuşkusuyla açıklandı bu durum. Bunun bir yanlış algı, yanılsama olduğu besbelliydi. Az çok durumun farkına varıldığında ise artık geçti.

Kürt partisinin tutumu yalnızca ulusalcıların yedeğine düşme korkusu ile açıklanamaz. Kürt partisi içinde “devlete kabul ettirme”nin yanı sıra “devletle uzlaşma” eğiliminin boy verdiği biliniyor. Ayaklanmanın ilk günlerinde bu “uzlaşmacı” eğilimin belirleyici olduğu aşikârdır. Oysa ayaklanma Kürt ve Türk halk kitleleri arasında fiili demokratik ittifakın olanaklarını yaratmış, Kürt sorununa emekçi çözümün kapısını aralamıştı. Ne yazık ki bu fırsat değerlendirilemedi.

YENİ SÜREÇ

Görüldü ki, Haziran ayaklanması olmuş-bitmiş bir durum, bir geçmiş değil, bir süreçtir. Halk kitlelerinin bir bölümü aktif politik öznedir artık. Ayaklanma, kitle bilincinin yeni bir aşamaya sıçradığına işaret ediyor. Denebilir ki, Batı’daki halk kitlelerinin kendiliğinden bilinci ve hareketinde nitelik bir dönüşüm gerçekleşmektedir. Böyle olduğu içindir ki bir cami-cemevi inşaatı ya da ODTÜ’de ağaç kesimi artçı isyan dalgalarına vesile olabilmektedir. Ezilenlere yönelik bir başka haksızlık, bir başka devlet saldırısı, bir başka dayatmacılık örneği her an yeni başkaldırıları tetikleyebilir.

Bu “yeni bilinç” yalnızca “isyan”la değil, “kurucu”lukla da boy gösteriyor. Hem Taksim komünü hem de pek çok yerde görülen komünal forumlar bu “kurucu” bilincin vücut bulmuş haliydi. Bu komünal konseyler de devrimci öncülerin işareti ve ön ayak olmasının ötesinde ayaklanmacı kitlelerin kolektif bilincinin eseriydi.

ZAAF

Yine de bilinç ve hareket pek çok bakımdan zaaflıdır. “İsyan”, burjuva iktidarın kendisini değil, henüz sadece iktidarın kimi uygulamalarına dönüktür. Keza, kapitalizmi doğrudan hedefleyen değil ama onun çerçevesini zorlamaya çalışan bir “kurucu”luk söz konusudur. Elbete her ikisi bu halleriyle olsa da gereklidir ve devrimimizin gelişme rotasını az çok aydınlatmaya hizmet etmektedir. Ne ki yeterli değildir. “İsyan”da politik özgürlük, “kurucu”lukta yeni bir dünya özlemi, dahası komünizmin tohumları var. Fakat hareket kendiliğindencilik sınırlarını zorlasa da onu aşmış değil, devrimci bir stratejiye bağlandığı da söylenemez. Bu nedenle çeşitli türden burjuva liberal sol, ulusalcı sol vb. akımların etkisine açıktır. İktidar bilincinden kopukluk kendi kendini tüketmenin, dağıtmanın nedeni olabilir. Buna karşın kendiliğindenciliğin sınırlarını dağıtmaya elverişli bir potansiyel enerjinin de hareketin içinde birikmekte olduğu söylenebilir.

O halde devrimci kuvvetler bakımından çözülmesi gereken günün temel sorunu, kendiliğindenci ve dağınık olan “kurucu isyan” hareketine bir iktidar bilinci kazandırmaktır.

HDP’NİN ROLÜ

Bugünlerde HDP’nin nasıl bir parti olacağı, rolü tartışılıyor.

Kendini Haziran ayaklanması ile oluşturan yeni bilinç ve hareket düzeyine göre düzenlemeyen hiçbir ilerici-devrimci politik hareketin başarı şansı yoktur. Haziran’dan önceki planlamalar, taktik hamleler, stratejik hesaplar bu yeni durumu göz önüne alarak yeniden oluşturulmalıdır. Gezi’nin bir ruhundan bahsedilecekse bu, “kurucu isyan” olarak tanımlanabilir. HDP, öncelikle bu ruhun vücut bulmuş örgütü olmalıdır, hem isyancı hem kurucu olmalıdır. Gezi’nin gerisine düşen bir HDP, kendisine biçilen rolü oynayamaz, sıradan bir seçim ittifakı olarak ömrünü tamamlar.

Ama HDP’ye daha başlangıçta bundan öte bir anlam yüklemek de yanlış olur. HDP, sınıf mücadelesinin kurmay partisi değildir, politik özgürlüğü kazanmak amacıyla bir araya gelmiş örgüt ve bireylerin güç birliği aracıdır. Nihayet onu belli sınırlarda tutmak isteyenler gibi onu daha ileri amaçları, aracı yapmak isteyenler de olacaktır, bu da, içinde yer alan bağımsız politik kuvvetlerin hareketi etkileme güç ve yeteneği ile şekillenecek bir durumdur.

* Atılım Gazetesinin 25 Ekim 2013 tarihli 87. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 25 Ekim 2013, Cuma 15:35
Kategoriler: Haber-Yorum, Haberler, Makaleler, Teori