Ezilenlerin birliği: HDK-HDP

Ezilenlerin birliği: HDK-HDP

ERDAL DEMİRHAN

Halkların Demokratik Kongresi, siyasal İslamcı AKP ve statükocu, ulusalcı CHP arasında tercih yapmaya zorlanan ezilenlere alternatif olarak üçüncü cepheyi yaratma iddiasıyla ortaya çıktı. Kürt halkıyla Türkiyeli emekçilerin mücadele birlikteliğini yaratmayı amaçladı. Bugüne kadar bu anlamda ortaya çıkan en ileri birlik olma özelliği taşıyor.

Parti, örgüt ve bireylerin Kürt sorununun demokratik çözüme kavuşturulmasıyla ilgili yaklaşımları, HDK’nın içinde yer alıp almamalarında belirleyici oldu.

Komünistler HDK’ya Türkiye ve Kürdistan halklarının ortak mücadelesinin yükseltilmesi, Kürt ulusal demokratik hareketiyle emekçi sol güçlerin mücadele birlikteliğinin yaratılması, Batı’daki emekçilere “barış” mücadelesinin taşınması, şovenizmin zemininin zayıflatılarak devrimci-demokratik mücadelenin geliştirilmesi bakış açısıyla yaklaştı.

Kuruluşundan itibaren HDK’yı seçim ittifakı gibi gören anlayışlarla halklarımızın devrimci-demokratik cephesini yaratma amacı taşıyanlar arasında hegemonya mücadelesi sürdü. Esasında HDK’nın bugüne kadarki en önemli sorunu “cephe” olmayı başaramamasıdır. “Cephe” olabilmek için bileşenlerin tüm gövdeleriyle HDK’ya güç vermeleri gerekir. Bundan da önce politikaları HDK’da birleştirmeyi başarmak gerekir. Politikalar birleştiğinde zaten kuvvetler/güçler bu politika etrafında birleşecektir. -Buradan, birleşen örgütlerin bağımsız politika yapmayacağı sonucu çıkmaz. Parti ve örgütler kendi siyaset dilleriyle özgün çalışmalarını sürdürürler.-

Bugüne kadar yurtsever hareketin kendisinden beklenen düzeyde HDK’da yoğunlaşmayı sağlayamaması, halklaşmış bir hareketin deneyim ve birikimlerinin HDK’ya sunulmasında zaafiyet oluşturdu. Devrimci, demokratik yapıların ise kitlelerden kopuk politika yapma tarzı ve alışkanlıklarını HDK’ya taşımayı sürdürmeleri, halklaşma yolunda ilerleyişi sınırladı.

Halbuki yeni bir anlayışla siyaset yapabilmenin ve halklaşmanın yolu formüle edilmişti. Kongre, meclislere dayalı halk örgütlenmesini esas alıyordu. Meclislerin yürümelerinde yüzde 60 kurumsal temsiliyet, yüzde 40 birey temsiliyeti sağlanarak halklaşmanın doğrudan demokrasinin ve halkın yönetiminde yer almasının olanağı yaratılıyordu. Kadın temsiliyetinin en az yüzde 50 ile güvencelenmesi, gençlik temsiliyetinin yüzde 10 ile belirlenmiş olması HDK’nın ileri yanlarıydı.

HDK fikriyatı, Gezi isyanıyla birlikte hayat buldu. İsyanla birlikte özgürleştirilen alanda düzenlenen toplantılar, forumlar halk meclisi niteliği taşıyordu. Sürecin nasıl yürütüleceğine ilişkin kararlar, bireylerin ve kurum temsilcilerinin katıldığı ortak toplantılarda alınıyordu.

HDK fikriyatı Haziran ayaklanmasıyla hayat bulmuştu ama HDK’nın varlık gösterebildiği söylenemezdi. HDK’nın o anki gerçekliğinin ve olgunlaşma düzeyini göstermesi açısından yeterli veri oluştu. Haziran ayaklanması, HDK’ya “halklaşma” fırsatını sunmasına rağmen değerlendirilemedi.

Halkın politikaya olan ilgisinin artacağı seçim günlerine yaklaşıyoruz. Halkla bütünleşmenin olanakları mevcut. “Gezi ruhu”yla örtüşen tutum ve politikalar kazandıracaktır.

HDK; güncel politikaya kongre ile müdahale etmeyi, seçimlerde ise parti aracılığıyla yer almayı benimseyerek kongreye bağlı bir parti kurma kararı almıştı. HDP bu amaçla kuruldu. Kapsama alanı seçim dönemleriyle sınırlandırıldı. Seçim dönemleri dışında bir anlamda “uyutulması” benimsendi. Bu bakış açısından hareketle üye alımları yasal zorunluluklarla sınırlı tutuldu. Kitleler, HDK’nın meclislerinde örgütlenmeye çağrıldı.

26-27 Ekim günlerinde, HDK Genel Kurulu ve HDP Olağanüstü Kongresi toplandı. Yerel seçimlerin öngünlerinde iç örgütlenmesini yeniden düzenledi. Milletvekilleri Sebahat Tuncel, Ertuğrul Kürkçü, Sırrı Süreyya Önder ve Levent Tüzel’in HDP’ye katılmaları kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.

HDK-HDP’nin ileriye doğru attığı her adım bileşenlerini değişime zorluyor. Yerel seçimlere Kürt illerinde BDP, Batı’da HDP ile girilecek olmasıyla birlikte “HDK’den ne kazanabilirim” düşüncesinden “HDK’ya ne katabilirim” pratiğine doğru yol alınmış oluyor. Mücadelenin ihtiyaçları grupsal çıkarları/kaygıları bir kenara itmeye dayatıyor. Önümüzdeki genel seçimlere her yerde HDP ile girilecek olması daha şimdiden heyecan yaratıyor.

HDK-HDP bu topraklardaki işçilerin, emekçilerin, yoksulların, ezilen-sömürülen halkların ve inançların, kadınların, gençlerin, LGBTİ’lerin, çevrecilerin, ezilen ve sömürülen tüm kesimlerin mücadelesini yükseltmeye soyunuyor. Dolayısıyla, bu görüntüyü bozacak ve yeni bir “Kürt partisi” algısı yaratacak yaklaşımlardan kaçınmak gerekir. Haziran ayaklanması sürecinde olduğu gibi HDK-HDP’nin, yurtsever hareketin politik ekseni dışındaki alana doğru müdahale etme zemininin açığa çıktığı koşullarda yurtsever hareket sınırlama, geriye çekme yöneliminden uzak durmalıdır.

HDK-HDP ne yazık ki, “cepheleşme” yaratamamış ve bir isyan partisi niteliğine kavuşamamıştır. Bugün böyle olmasa da halklarımızın, ezilenlerin demokratik bilincini güçlendirecek, halk isyanının zeminini hazırlayacak potansiyele sahiptir. Elbette HDK-HDP, baskıya, sömürüye, zulme karşı halk isyanını örgütlemelidir. En geniş anlamda ezilenlerin isyan birliğini yaratmayı amaç edinmelidir.

Bunların yanı sıra yukarıda değinilen “Kürt Partisi” algısı yaratmaktan kaçınılması, Kürt sorununu mücadele gündemi yapmaktan kaçınılması anlamına kesinlikle gelmez. Kürt sorununun demokratik çözüme kavuşturulmadığı, şovenizmin zemininin zayıflatılmadığı koşularda işçi, emekçi hareketinin geliştirilmesinin zorlukları yıllardır sürdürülen mücadelede görüldü. Haziran ayaklanması “müzakere” sürecinin yarattığı ortamda doğdu. Bunu HDK içindeki bileşenlerin kavraması gerektiği kadar “Kürt sorunu eksenli politika yapılıyor” eleştirisiyle HDK dışında kalan ilerici, demokrat, devrimci kesimler de kavramalıdır.

Dolayısıyla, HDK-HDP’nin öncelikli görevi -tek görevi denilmiyor- Türkiyeli işçi ve emekçileri Kürt sorununda demokratik tutum alma konusunda bilinçlendirmek ve örgütlemek olacaktır. HDK-HDP “barış” mücadelesine Türk halkını katmayı başarabildiğinde en önemli misyonunu yerine getirmiş olacaktır.

Bunu yaparken Kürdistani bir dil değil, Türkiyeli işçi ve emekçilere hitap eden bir dil kullanılması gerekecektir. Kürt halkının Türkiyeli işçi ve emekçilerin taleplerini sahiplendiği, Türkiyeli işçi ve emekçilerin de Kürt halkının taleplerini sahiplendiği örneklerin görülebildiği koşullarda, HDK-HDP’nin başarısından söz etmek mümkün olacaktır.

Yerel seçim çalışmalarının startı verildi. Bileşenlerin tüm gövdeleriyle katılacakları bir zemin olacak. HDP’nin seçim başarısı, milyonların oy vererek destek sunduğu bir partinin yaratılması Gezi sonrasında ezilenler cephesine yazılmış çok önemli bir kazanım olacaktır. Bu başarı yani somut durum HDP’ye seçimlerden seçimlere aktifleştirilecek, onun dışındaki zamanlarda “uyutulacak” misyon biçilmesini de tartışmaya açacaktır. Yeni durum, Kongre çatısı altında, meclislere dayanarak örgütlenen ve güncel politikaya parti üzerinden de yanıt veren modeli önümüze koyacaktır.

Haziran ayaklanması tüm kesimlerin siyasal ezberlerini bozdu. Farklı kesimlerle aynı alanda olmanın örneklerini yarattı. Politikaların tüm halk kesimlerini, tüm ezilenleri kapsayıp kapsayamadığını sınadı. Şimdi HDP ile girilen seçim süreci, HDP’ye yeni katılımlar ve ittifaklar politikası ekseninde ezberleri bozacaktır. “Gezi” zeminindeki kitleye yönelik politika yapılması hedefleniyorsa ve HDK-HDP; en yalın anlatımla Kürt halkı ile Türkiyeli işçi ve emekçilerin, ezilenlerin mücadele birlikteliği ise bu zemini güçlendiren katılımlara ve ittifaklara açık olunacaktır. HDP şimdiden bir çekim merkezi olmuştur. Ufukta bir zafer görünüyor. HDK-HDP halklaşacak, ezilenler kazanacak.

* Atılım Gazetesi’nin 8 Kasım 2013 tarihli 89. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 8 Kasım 2013, Cuma 15:14
Kategoriler: Haber-Yorum, Haberler