Gençliğe mülteci devrimci gençlik

Gençliğe mülteci devrimci gençlik

-Dede

-Efendim çocuğum

-Biz komünistmişiz, değiliz değil mi dede? (Dedesi küçük Metin’e sarılır ve çaresizce onu teselli etmeye çalışır.)

Eylül Fırtınası filminden bu sahne oldukça tanıdıktır. Metin, dedesinin çaresizliğinden anlamıştır: Kendini korumalı, kollamalıdır. Bunun için saklanmalıdır. Belki Alevi olduğunu, belki Kürt olduğunu, belki de anne-babasının hapis yattığını/işkence gördüğünü; ne varsa hepsini saklamalıdır. Eğer yanında güvenebileceği bir arkadaşı olursa ilk iş olarak, ailesinde ne kadar sıra dışı insanlar olduğunu anlatır. Fakat yapacağı şeyin esası ”normal” insanlar gibi görünmektir.

-Adın ne senin?

-Name min Xezal

-Çocuğum Türkçe söyleyeceksin, şimdi bir daha soruyorum: Adın ne senin?

-Name min Xezal. Name min Xezal. Name min Xezal. (Diye bağırmaya başlar çocuk- Büyük Adam Küçük Aşk filminden)

Hayat daha o yaşta kavgaya çağırır Xezal’ı. Xezal inatçı bir çocuktur. O güne kadar kimse ona zorla bir şey yaptırmamıştır. Daha önüne gelen ilk fırsatta kavga etmeyi seçer. ”Ben buradayım!” der, kendini izleyen kuşkulu gözlerin içine bakarak. Bu bir irade beyanıdır: Kendisine yönelen kalabalık ölü yığınlara ”Ben sizler gibi olmayacağım!” der. Çocukken biraz da içgüdüsel olarak girdiği kavganın bilincine varırsa Xezal, kendini iyi de hissedebilir. Kavgasının bir anlamı vardır artık.

-Ee ne diyorsun? Bu kadar insan sokağa çıktık. Hükümeti devirebilir miyiz?

-Ay, devrilsin artık ya bıktım bunlardan.

-Valla gardaş, Ankaragücü yönetimini bir haftada devirmiştik. Hükümeti devirmek de iki ayımızı almaz. O değil de biz bu hükümeti devirdik diyelim, sonra ne yapacağız?

-Buluruz yapacak bir şeyler.

Genç devrimci kendine yönelen bu soru karşısında afallamıştır. Daha önceleri o anlatmaya çalışmıştır hep: Hükümetin devrilmesinin mümkün olduğunu, hükümeti devirdikten sonra ne yapacaklarını defalarca anlatmıştır. Genelde anlattıklarını boş gözlerle izler karşısındaki. Biraz da acır ona. Genç devrimci alışmıştır buna, tanıdık bir durumdur. Oysa bu sefer karşısındaki genç ağzından çıkacak iki kelimeye bakmaktadır. Üstelik hükümeti devireceklerine yürekten inançlı. Ne demeli? Nasıl demeli? En iyisi zaman kazanmalı: Buluruz yapacak bir şeyler.

Üç farklı örnekteki üç farklı yaşam, günümüz gençliğinin gerçeğidir. Öyledir çünkü bugün sokağa çıkan gençleri önemli oranda tarifler. Bu haliyle bir gençlik hareketi tarifleyeceksek her yönüyle dünden farklı bir tarife ihtiyacımız var. Düne kadar devrimci mücadeleden bihaber olan fakat bugün hükümet devirme iddiasında olan gençler var saflarımızda. Dün demişken, dünü biraz daha açmak gerek:

Dün devrimci mücadelenin yakın tarihini incelerken; dünyada ’70’lerin, Türkiye’de ise ’80 darbesinin ardından karşı devrimci cephenin olağanüstü güçlenmesini derinlemesine incelerdik. “Kapitalizm, devrimci hareketin insanlık adına ürettiği tüm değerlere saldırıyor ve biz, bugünün devrimcileri, bu saldırılara karşı kendi değerlerimizi savunmalıyız” derdik.

Gençliğin ’71 devrimci kopuşu, Türkiye devrimci hareketinin ana tartışma konusu ve turnusol kağıdı oldu. Kimine göre ’71 devrimci kopuşu kazanılmış en önemli mevziydi ve savunmamızın ana hattı olmalıydı. Kimine göre ise darbenin ardından kitle hareketi ve bilinci ’71’in çok daha gerisindeydi. Bugünden görünen şu ki, devrimciler Deniz’i, Mahir’i, İbo’yu olabildiğince çok insana anlatmayı başardılar. Aynı zamanda onların yaşam pratiklerini de bir düzeyde hayata geçirebildiler. Bunun yanında devrimci kopuş fikri gençlik üzerinde kitlesel bir bilince dönüşemedi. ’71 çizgisinde önemli düzeyde aşınmalar ve geri düşüşler yaşandı. Tabi ikisi arasında diyalektik bir ilişki oldu hep. Tartışmanın bir ucunda kendiliğindencilik, diğer ucunda ise küçük burjuva maceracılığı vardı. Derken bugüne geldik. Kavranması gereken nokta burası.

Ayaklanma, devrimci mücadele için -uzun uzun gazetemizde de değinildiği üzere- yepyeni olanaklar yarattı. Bunu, dün sokağa çıkan milyonların ve tüm ezilenlerin bilinçli öfkesine çevirmek elimizde. Yeni mücadele ve yeni koşullar dünkü tartışmayı koşullayan nesnel durumu da ortadan kaldırdı.

Devrimci gençlik dünün savunmaya dayalı mücadele stratejisini bir kenara bırakarak bugünün devrimci atılımını kavramalı. Bugün, iki aya hükümeti devirebileceğini düşünen ama örgütsüz ve ne yapacağını bilmeyen on binlerce -belki yüz binlerce- genç var. Bambaşka bir bilinç ve motivasyon. Gençliğin devrimci öfkesi tam da bu olmalı. Bu öfke örgütlü, bilinçli bir gençlik isyanına evriltilmeli. Diğer tarafta ise ayaklanmaya hala temkinli yaklaşan, devirme kudret ve iradesini kendinde hissetmeyen politik gençlik örgütleri var. Politik gençlik örgütleri bir bilinç sıçraması yaşamalı hatta mümkünse bugünkü bilinçlerini alt-üst etmeli. Gençlik ile güncel bir ilişki kurabilmek için:

Dünün devrimci değerlerini koruma/sahiplenme üzerinden sürdürülen mücadele hattı kendini, bugünün kendi devrimci değerlerini yaratma/büyütme çizgisine evriltmelidir. Sahiplenilmesi ve öne çıkarılması gereken, Abdo’nun ölmeden önce sosyal medyaya düştüğü nottadır. Günümüz gençliğinin önündeki devrimciler Abdo’dur, Ethem’dir, Ali İsmail’dir. Fakat bundan da önce kendi devrimcileşme süreçleri ve kendi eylemsellikleridir.

Gençler en başta kendi eylemlerini doğrudan onaylar ve propagandasını yaparlar. Ayaklanmanın ardından yazılan pek çok yazıda esnek-ara örgütler kurma, birleştiricilik gibi vurguların anlamı burada aranmalıdır. Bugünkü var olan gençlik örgütlerinin eskisine benzer türdeki ittifaklarının, eylem tarzlarının politikleşmiş yüz binlerce genci düşününce bir hükmü yoktur. Hükümet karşıtı her gencin herhangi bir şekilde örgütlenmesinin önünü açmak, en temel görev olmalıdır. Politik ve ideolojik kaygılar ikincil derecede önemlidir. Daha da açığı; ulusalcı ya da liberal kesimlerle mücadele ikincil derecede önemlidir. Hareketin gelişiminin önünü açmak, gençliği anti-kapitalist ve enternasyonalist bir hatta taşır. Haziran ayaklanması da bunu göstermiştir. Ulusalcı, liberal kimi akımların tüm çabalarına rağmen, ayaklanma en başta anti-kapitalist ve enternasyonalist devrim cephesini büyütmüştür. Bu noktada kendimize, ideolojimize güvenmeliyiz.

’71 ve sonrası mücadele değerlerini korumaya dayalı takvimsel günleri öne çıkarma, anmalar-kutlamalar yapma politikası güncelliğini (özellikle gençlik içerisinde) tamamen yitirmiştir. Bugün ”Biz buraya neden toplandık?” sorusunun cevabı: ”…anmak için! … kuruluşunu protesto etmek için!” değildir. Bugünün ihtiyacına dönük çağrılar örgütlenmelidir. Örneğin; paralı eğitim, toplumsal gericilik, devletin gençliğe yönelik sistematik baskısı gibi konular hem günceldir hem de tarihseldir. Tarihsel olduğu için de siyasal gündemlerdir. Yerel de olsa, küçük de olsa bu ve benzeri konular üzerinden mücadeleyi sürekli kılmak gençliği siyasallaştırır. Devrimci gençliğin kendiliğindenciliği aşma tartışması bugün; birbirinden bağımsız görünen, ortak bir talebi olmayan ve bu sayede hareketin kitlesel örgütlülüğünün önünü açan yüzlerce, binlerce eylem örgütlemektedir.

Gün tam da hayatın içine karışma, korktuğumuz, kaçtığımız tüm insanlara yüzümüzü dönme günüdür. ”Hayatın içine girmek” sözü bugüne kadar tartıştığımız anlamının dışında tartışılmalı. Gericiler, ulusalcılar, ülkücüler, tarikatçılara varıncaya kadar gençliğin olduğu her alana girebilmeli, hepsiyle iletişim halinde olunmalı.

Sokağa çıkan, çıkma potansiyeli olan, biz olsak da olmasak da sokağa çıkacak olan herkes ile bir düzeyde etkileşim halinde olunabilmeli. Samimi bir dil yakalanan her genç birey en geniş halde devrim cephesini ilerletir. Aksi halde hareket kendi önderliğini yaratır. Bugünkü haliyle devrimci gençliğin iç hegemonyası olmaksızın gençlik alternatif bir yaşam/örgütlülük tarzını önlerine koyamaz. Öyle ya, insan bilmediğini önüne koyamaz. Gençlik bütün eylem taktiğini, ittifaklarını, politika dilini ve tarzını buna göre en baştan düzenlemeli.

Yapılacak her eylem politik özgürlük ve demokratik devrim kavgasında bize bir mevzi daha kazandıracak ve sosyalizmin önünü biraz daha açacaktır. Yeniden ve bu sefer daha örgütlü bir ayaklanma yaratacağız.

* Atılım Gazetesi’nin 15 Kasım 2013 tarihli 90. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 15 Kasım 2013, Cuma 15:22
Kategoriler: Gençlik, Haberler, Politika