Özgül ağırlık ve Erdoğan

Özgül ağırlık ve Erdoğan

Türkiye’de hükümetlerin hazin sonu, tarihsel olarak halk gerçekliğine dayanmaktadır. Ne Marshall planına yedeklenen Demokrat Parti, ne de 12 Eylül faşist darbe rejimi ile iktidarı alan Anavatan Partisi, bu hazin sondan kurtulamadı. Birinin çelişkisi iktidar paylaşımı diğerinin çelişkisi halklar oldu. AKP, 12 yıla ulaşan yolculuğunda iki koldan kendini tehdit edenlere karşı iktidarını sağlamlaştırmaya uğraştı. Birincisi kendisinden önceki devraldığı statükocu generaller partisinin vesayeti, ikincisi halkların temel talepleri. Birinciyi saf dışı bırakan AKP, ikincisi için başlangıçta havuç vererek aldatma, şimdilerde ise kaba kuvvete dayalı zorbalıkla saf dışı bırakma uğraşında.

Kendi iç çelişkilerini bu iki kuvvet karşısında örtmeye çalışarak dışarıya ‘birlikteyiz ve sorunlarımızı kendimiz çözeriz’ mesajı veren AKP koalisyonu, dönemin en kritik aşamalarında vuku bulan çatlakları sıvama telaşına düşüyor. İktidarın tadı ağızlarına değen AKP bileşenleri Gülen Cemaati ile diğer cemaatler ve Erdoğan cenahı, olası bir ayrılıkta iktidarın buz gibi ayaklarının altından kayacağını hesaba katarak, geçici pansumanla yaraları sarmaya çalıştılar. Son olarak Bülent Arınç’ta kendini gösteren bu çelişkiler, hemen sonrasında yapılan açıklamalar ve düzeltmelerle yatıştırılmaya, birlik-beraberlik, abi-kardeş güzellemeleriyle üstü kapatılmak istendi. Ancak, son grup toplantısında Arınç’ın memleketi Manisa’dan getirtilen gençle verilen mesaj, çatlağın hiç de kolay kolay kapanmayacağını gösteriyor. Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı tartışmalarıyla başlayan kriz, gelecek yıl için Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olma hevesleriyle daha da katmerleşeceğe benziyor. Şimdiye kadar “okyanus ötesi”nden gelen mesajlarda cumhurbaşkanı olma, başkanlık sistemini ertele çağrıları yapılan Erdoğan, bu dikteye fazlaca karşı çıkma cesareti gösterememişti.

AKP içerisindeki çelişkilerin varlığı bilinmeyen bir durum değil. Hemen herkeste AKP’nin, bir cemaatler ve siyasi figürler bileşimi olduğu fikri, AKP’nin oluşum süreci ve sonrasındaki gelişmelerden hareketle sabittir. Bu bileşim, iktidarı hedeflerken ve iktidarda iken, ortaya attığı demokratik ve ekonomik sorunların çözümü vaatlerini gerçekleştirme söylemini ezilen sömürülen kitleleri yedekleme amaçlı kullandı. Gerçekte böyle bir irade ve yönelimi olmayan AKP iktidarı, temel sorunların başında gelen Kürt ulusal sorununun her kritik kavşağında kendi iç çelişkilerinin dışa vurumuyla karşılaştı. Habur’da bunu gördük, Oslo görüşmeleriyle ilgili olarak ortaya çıkan MİT krizinde bunu gördük. Kürt sorunu, gelmiş geçmiş bütün iktidarlara çözme çözülme denklemi yaşattı. Ya Kürt sorununu çözecekler ya da kendilerinin iktidarı ve varlıkları çözülecek. İkinci olarak halkların ekonomik ve demokratik sorunlarının çözümünde de tablo farklı olmadı.

Buradan, AKP ve rejim içi güçlerin Kürt sorunu söz konusu olduğunda farklı telden çaldığı sonucu çıkmasın. Hemen her koşul altında Kürt özgürlük mücadelesini ezmek için güç birliği ve ittifak halindeler.

AKP’nin bir başka yönelimi de, sıkıştığı her durumda kadın kimliği ve bedeni üzerinden saldırıya geçmesidir. 4+4+4’te, kürtaj tartışmalarında, Gezi’de kadına yönelik saldırıda, son olarak kızlı-erkekli tartışmada bu somut olarak görüldü.

Yoksulların, ezilen milyonların Cumhuriyet tarihinden beri faşist yönetimlerle bastırılan en temel hakları AKP iktidarınca da aynı yöntemle sürdürüldü. Sonunda Gezi isyanı patlak verdi. Gezi isyanında da AKP içerisindeki çatlak gün yüzüne çıktı. Şimdilerde gündeme gelen öğrenci evleri meselesi sonrasında Bülent Arınç’ın sözlerinin Erdoğan tarafından pervasızca boşa düşürülmesi ve daha sonra Arınç’ın serzenişleri çelişki ve çatlağın derinleşmesinin olasılığını gösteriyor. AKP ne zaman halkların gerçek sorunlarının çözümü noktasında ayak direme ve saldırgan politika yürütse kendi iç çatlakları tavan yapıyor.

Bülent Arınç açısından üzerinden atlanamayacak kadar bir sorun haline gelen ayak altı olma hali, Arınç’ın ‘hiçe sayılmamam gerekir’ diyecek kadar gururuna dokunmuştur. Bu sadece bir gurur meselesi değildir. Koalisyonun, -evet kabul edelim çimentosu çıkar ve amaç birliği bakımından sağlam- hemen bu tip sorunlar üzerinden dağılacak veya sekteye uğrayacak durumu yok. Fakat esas sorun AKP’nin bu sağlam bileşimi ve iktidarı, halkların özgürlükler sorununa çözüm üretmek gibi derdinin olmaması sonucu köşeye sıkıştıkları anda içinde var olan çatlakların derinleşmesidir. Ancak şunu özel olarak belirtmek gerekir; bu durum Arınç veya onda somutlaşan Gülen faktörü daha demokrat olduğu için yaşanmıyor. Esas mesele iktidar koltuğunun görünür sahibi ile ‘görünmeyen’ ortağın iç dengeleridir. İç dengede bir tarafın ‘hiçe sayılması’ mümkün değildir. Arınç bunu söylerken birey olarak hiçe sayılmaktan bahsetmiyor. Arınç’ın özgül ağırlığı, temsil ettiği kuvvetin özgül ağırlığıdır. Tayyip Erdoğan’ın hiçe saydığı ve özgül ağırlığını hesaba katmadığı Cemaat’in itirazları Erdoğan’ın uyguladığı faşist ve antidemokratik uygulamalar veya sorunları çözmemesi değil. İtiraz, bunları yaparken diğer tarafın da olurunu almaması ya da onun lafının üstüne laf söylemesidir. Ezilenlere karşı ikisinin de tutumunda bir farklılık yoktur. Söz konusu halkların demokratik talepleri olunca al birini vur ötekine. Ancak ne kadar katı bir iç içe geçmişlik olsa da bu çelişkilerin varlığı bir noktada kendini ele veriyor.

Ezilenlerin çözülmeyen sorunları, iktidarın bütün özgül ağırlığını ortadan kaldırıyor, fakat bir ağırlığı olduğu noktasında direnenler, yekünde fazla bir anlam teşkil etmiyor.

Gezi’yle birlikte toplumsal mücadele dinamikleri ve ezilenlerin yaşam ve algısında yeni ağırlıklar oluşmaya, yeni bir denge kurulmaya başladı. AKP iktidarını kendi içinde dengesizleştiren, özgül ağırlıkları bozan en güncel sorun ve gelişme budur. Gezi direnişi, bütün ezilen toplumsal kesimlerin birlikteliğini en sarih biçimde açığa çıkardı. Bu birliktelik ve mücadele dinamiği, bir özgül ağırlık oluşturdu.

Öte yandan Kürt sorunu ve müzakere sürecinde girilen süreç hükümeti oldukça zorluyor ve malum görüşme krizlerinden, sürecin ‘Sırat Köprüsü’ne gelmesine kadar geçen süre AKP iktidarının iç krizlerine etki yaparak, kolonlarından sarsmaktadır.

AKP, bütün bu özgül ağırlıkların çözücü gücü karşısında üç maymunu oynayamaz. Seçim sath-ı mahalline girilmişken, bu krizin derinleşerek, çelişki ve çatışkıların artması mümkündür.

İktidar sahiplerinin iç çelişkilerinden yararlanmak, buradan toplumsal yarar ve devrimci sonuçlar çıkarmak, güncel politikanın ilgi alanındadır. Yerel seçimler arifesinde hak ve özgürlükler mücadelesi ekseninde siyasal etkinin artırılması ve somut mevziler elde edilmesi de olasılık dahilindedir. Her mevzi de, AKP’nin/devletin çanına tıkanan ot olacak.

* Atılım Gazetesi’nin 15 Kasım 2013 tarihli 90. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 15 Kasım 2013, Cuma 14:53
Kategoriler: Başyazı, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler